(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/10993 E. , 2006/13476 K. "" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.12.2005 gününde verilen dilekçe ile meni müdahale istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek ge…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/10993 E. , 2006/13476 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.12.2005 gününde verilen dilekçe ile meni müdahale istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, düzenlemesi Borçlar Kanunun 270. ve devamı maddelerinde yapılan hâsılat kira sözleşmesine dayalı elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davalıların hukuka aykırı değil, davacının vekili olan babası ile yaptıkları sözleşmeye dayanılarak balık üretim sahasını ellerinde bulundurdukları gerekçesiyle dava reddedilmiş, Hükmü davacı temyiz etmiştir. Davacının vekili olan babası ...’a Salihli 2. Noterliğinden verilen 26.06.2003 günlü vekâletnamede aynen «….. resmi ve hususu dairelerle kira sözleşmesi tanzim ve imzaya bu hususlarla ilgili balıkcılık kurumlarıyla ilgili evraklara imzaya, velhasıl yukarıda yazılı hususlarla ilgili olarak benim yapmam gereken her türlü işleri başından sonuna kadar takip ve sonuçlandırmaya, balık üretim, dağıtım satış işlemlerini yapmaya…..» sözleri bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, davacı vekili kiraladığı balık üretim tesisini ortak almak veya tesisleri üçüncü kişilere satmak için yetkilendirmemiştir. Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekil, vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranmak zorundadır. Gerçekten Borçlar Kanunun 390/2. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekâleti hüsnüniyetle ifa ve mükellef olduğu hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle vekilin, vekil edenin zararına davranışlarda bulunması düşünülemez. Diğer yandan, hemen belirtilmelidir ki; vekil, vekil edenin vermediği bir yetkiyi kullanarak onun zararına hareket etse bile, vekille işlemde bulunan üçüncü kişi iyiniyetli ise, yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilme olanağı yoksa vekille üçüncü kişinin yaptığı sözleşme vekil edeni de bağlar. Bu gibi durumlar vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalacağından sözleşme yapan kişinin hakları etkilenmez. Ne var ki; üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içinde ise veya kötü niyetli olup, vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılması düşünülemeyeceğinden, Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüst davranma kuralına aykırı davranan üçüncü kişi sözleşmenin kendisine sağladığı haklara sığınamaz. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelince;