10. Hukuk Dairesi 2012/3068 E. , 2012/11794 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi No :96-87 Davacı Kurum, iş kazası sonucu ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı ile davalı işveren şirket avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tar
**10. Hukuk Dairesi 2012/3068 E. , 2012/11794 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :96-87 Davacı Kurum, iş kazası sonucu ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı ile davalı işveren şirket avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Yasanın 26. maddesi hükmü gereğince davalı işverenin rücu alacağından sorumluluğu ancak maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Somut olayda, zararlandırıcı sigorta olayının, yapı işlerinde elektrikçi olarak çalışmakta olan sigortalının, sulama deposu içerisinde aydınlatma hattı çekmek için seyyar kablo ve lamba ile çalıştığı sırada akıma kapılıp vefat etmesi biçiminde gerçekleştiği, hükme dayanak kılınan 19.06.2006 tarihli kusur raporunda, davalı işverene %60, sigortalıya %40 oranında kusur izafe edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, dosya içeriğine göre; Manavgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/709 Esasında kooperatif 1. başkanı ... , 2. başkanı ... ve muhasip üye ... aleyhine kamu davası açıldığı, ancak akıbetinin araştırılarak, kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenmediği görülmektedir. Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi hükmüne göre; hukuk hâkimi kusur olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı tartışmasızdır. Yukarıda adı geçen dava dışı kooperatif yöneticilerinin ceza mahkemesince kusurlu bulunup mahkum olması ve hükmün kesinleşmesi halinde adı geçenlerin kusursuzluğundan söz edilemeyeceği gibi münasip oranda bir miktar kusurlu sayılmalarında da zorunluluk bulunmaktadır. Hükme dayanak kılınan kusur raporu bu nedenle yetersiz olup mahkemece, ceza davasının sonucu beklenip ilgili dosyanın kesinleşmesi halinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetinden ceza davasında kesinleşen maddi olgular da değerlendirilerek tarafların kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Kabule göre de, dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “....sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece, anılan iptal kararı çerçevesinde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı biçimde karar tesis edilmesi isabetsiz bulunmuştur. O halde; davacı Kurum avukatı ile davalı işveren şirket avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 19.06.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi