11. Hukuk Dairesi 2024/3148 E. , 2025/1759 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/472 Esas, 2024/471 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/22 E., 2021/39 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten…
**11. Hukuk Dairesi 2024/3148 E. , 2025/1759 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/472 Esas, 2024/471 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/22 E., 2021/39 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin 1945 yılında kurulduğunu, iş makinelerinin üretimi konusunda faaliyet gösterdiğini, ticaret unvanının esaslı unsurunu da teşkil eden "JCB" markalarını dünyada ve Türkiye'de tescil ettirdiğini, davalının davacıya ait ürünlerinin kendisiyle özdeşleşen özgün logo ve ambalaj kompozisyonlarını kullandığını, logonun ve kompozisyonların açık turuncu renk üzerine davacı şirket markasının eğik yamuk bir dikdörtgen içerisine yazılması ile oluştuğunu, davacı şirketin tescilli markalarını uzun yıllardan bu yana aynı kompozisyon içerisinde kullanmak suretiyle tüketici nezdinde bu kompozisyon içerisinde tanıtmış olduğunu ve müvekkilin mal ve hizmetlerinin bir tamamlayıcısı haline getirdiğini, davalı şirketin daha önce davacı şirketin markalarını aynen içeren taklit ürünlerin satışıyla iştigal ettiğinin kesinleşen ve devam eden ceza dosyaları ile belirlendiğini, davalı tarafın taklit ürünlerin ticaretinin yanı sıra davacının markalarına tecavüz oluşturulan bir ambalaj kompozisyonunu kullandığını, huzurdaki davaya konu "..." markalı ürün ambalajının davacının tescilli "... ve Şekil Markaları"na tecavüz ve .... ürün ambalajı aleyhine haksız rekabet teşkil ettiğini, davalının kendi kelime markasını kullanım hakkı olsa da, bu markayı davacının tescilli ambalaj kompozisyonu ile neredeyse aynı bir kompozisyon içerisinde kullanamayacağını, davalının davacının şekil markalarını sadece "ANAÇ" yazısı ile değiştirerek kullanması sureti ile davacının uzun yıllar boyunca kazandığı ticari itibarda haksız bir şekilde yararlandığını, davalının bu kullanımının davacının ".... ve Şekil Markaları"nı içeren özgün ürün ve ambalaj kompozisyonuna genel görünüm itibariyle yoğun benzerlik yarattığından ürünlerde davacının sunuş tarzını kullanarak davalının ayrıca davacının ürünlerinde kullanmakta olduğu seri numaralarını kendi ürünlerinde kullanmakta olduğunu, davacının markalarına yaratılan marka tecavüzü haricinde haksız rekabete de sebebiyet verdiğini ileri sürerek davalı tarafça ürün ve ürün ambalajlarında kullanılan tasarımın davacının tescilli markasına tecavüz ve haksız rekabet yarattığının tespitine, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sektöre 1990 yılından itibaren alternatif yedek parça üreticisi olduğunu, faaliyeti gereği belli bazı firmaların ürettiği iş makinelerine uygun alternatif yedek parça imalat ve satışını gerçekleştirdiğini, bunlardan birinin de davacı şirket olduğunu, davalı şirketin kendi markasını 2008 yılından beri iş bu davaya konu edilen şekilde esas unsurunu değiştirmeden farklı renk unsurlarıyla hukuka uygun olarak kullandığını, "...." ibaresinin 28.04.2005 tarih 2005/16194 sayılı tescil numarasıyla kayıtlı olduğunu, sektör gereği ürün ve ambalajlarda sarı rengin kullanılabileceğini, ambalajda hologramlı marka basım dizaynının sadece davalıya ait olmayıp tüm dünyada kullanılan bir ambalaj tarzı olduğunu, ürün kodlarının yedek parça sektöründe tüm dünyada belli ürünü referans vermek için kullanılan numaralar olup bunların kullanılmasının hukuka aykırı kabul edilemeyeceğini, bu kullanımın sektöre dair teknik bir zorunluluk olması sebebiyle tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğini, algı düzeyi yüksek alıcı grupları tarafından farklı markaların kullanıldığı iki ürünün karıştırılmasının da mümkün olmadığını, davacı tarafın davalı şirketin dava konusu edilen kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının turuncu fon üzerinde siyah ve büyükten küçüğe doğru giden yazım karakteri ile siyah yamuk içinde ve yine bir çok siyah yamuk içinde kendi markasının kullanılması şeklinde oluşan ambalaj tasarımını kullanmasını davacının 2011 74442 numaralı "şekil" ve 2012 92773 numaralı "şekil" markalarından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, davalının bu şekilde ambalaj kullanımının önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının davacının "jcb ve şekil" markalı ürünlerine ait ürün ambalajı kompozisyonu ile iltibas yaratan "turuncu fon üzerinde siyah ve büyükten küçüğe doğru giden yazım karakteri ile yine bir çok siyah yamuk içerisinde kullanılması" şeklinde oluşan ambalaj kompozisyonu ve aynı tasarımın kullanıldığı ürünler, ilan, reklam, broşür, afiş ve sair her türlü tanıtım malzemesinin basılı kağıtlar, faturalar ve sair her türlü ticari evrakın ve bu şekilde bastırılmış materyalin ve benzeri vasıtaların toplatılmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının ambalaj kutularındaki kullanımını 2017/17325 başvuru numaralı markasına dayandırdığı, ancak davalı tarafça markanın tescil edildiği şekilde kullanılmadığı gibi, markaya tecavüz davasında sonraki tarihli markasını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceği, kullanımın davacı tescilli markaları ile yapılan karşılaştırmasında markalara tecavüz teşkil etmediği, zira markaya tecavüz yönünden yapılan karşılaştırmada birden fazla markanın bir araya getirilerek inceleme yapılamayacağı, ancak tek başına ambalajda turuncu/ sarı ve siyah renk kullanımı ile alternatif yedek parçanın hangi yedek parçanın karşılığı / alternatifi olduğunu açıklayıcı nitelikteki ürün kodlarının kullanılması haksız rekabet teşkil etmemekle birlikte ambalaj tasarımında seçenek özgürlüğü olmasına rağmen davacı şekil markaları ve davacı ambalaj kompozisyonu ile iltibas yaratacak ve davacı şekil markalarına yaklaştıracak biçimdeki şekil unsurunun ön planda tutulduğu ambalaj kullanımında, davacı ambalajı ile genel kompozisyon itibariyle ayniyet derecesinde benzerinin kullanılmasının, davalının bu benzerlikte bir ürün ambalajı tercih etmesinin özellikle davacı ile aynı piyasaya yer almaları, davalının davacıya ait ürünlerin alternatiflerini üretiyor olması dikkate alındığında tesadüf olmadığı ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu, taraflara ait ürünler ile ürün ambalaj tasarımlarının bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimde belirgin farklılıklar bulunmadığı, tasarımların benzer olarak algılandığı, zorunluluk bulunmamasına rağmen davalının, davacı gibi sarı rengi tercih ettiği, tüketicinin tamirhanede gördüğü ürünün taklit olduğunu, orjinal ürün olmadığını ayırt edemeyeceği, nihai tüketicide karışıklığa neden olabileceği, davalının, iltibas teşkil eden ambalaj tasarımını hangi tarihten beri sürdürdüğüne ilişkin somut kanıt bulunmadığından davacının sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalının turuncu fon üzerinde siyah ve büyükten küçüğe doğru giden yazım karakteri ile siyah yamuk içinde ve yine bir çok siyah yamuk içinde kendi markasının kullanılması şeklinde oluşan ambalaj tasarımını kullanmasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 55/1-a-4 maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, önlenmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve hükmün ilânına karar verilmiş, karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 12.03.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, markaya tecavüz ve haksız rekabet davalarında susma ile hak kaybının dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere susma ile hak kaybı markanın hükümsüzlüğü davası bakımından Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) madde (m) 25/6 hükmü ile düzenlenmiş olmasına rağmen, tecavüz ve haksız rekabet davaları bakımından susma ile hak kaybını düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Dairenin yerleşik içtihatları ile susma ile hak kaybı müessesesi tecavüz davalarında da uygulanmaktadır (bkz. Dairemizin Tarih (T) 11.12.2024, Sayı (S) 6306/8906; T. 12.12.2024, S. 1034/9094; T.24.12.2024, S. 2024/1281-9331; T. 15.01.2025, S. 2024/1308-143 ve T. 16.01.2025, S. 2024/1009-193 kararları). Somut olayda davalı, davacının sessiz kaldığını ileri sürüp delillerini ibraz etmiştir. Hal böyle olunca mahkemece davacının sessiz kalıp kalmadığı, kalmışsa sessiz kaldığı sürenin hak kaybına neden olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, susma ile hak kaybı yönünden araştırma ve inceleme yapılmadan İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle kararın BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun ONAMA yönündeki görüşüne katılmamaktayız.