DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/519 E. , 2024/1777 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/519 Karar No : 2024/1777 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 01/11/2022 tarih ve E:2018/4000, K:2022/7864 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/519 E. , 2024/1777 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/519 Karar No : 2024/1777 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 01/11/2022 tarih ve E:2018/4000, K:2022/7864 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle mahrum kaldığı tüm özlük haklarının yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 01/11/2022 tarih ve E:2018/4000, K:2022/7864 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 15/04/2019 tarihinde kesinleştiği, Gizli Tanık ... isimli şahsın davacı hakkındaki beyanları yönünden, dava dosyasındaki diğer bilgi ve belgelerle birlikte incelendiğinde, ifadede davacının görev yaptığı birimde yoğun olan örgüt mensuplarının baskısı altında kalarak bu kişilerle ortak hareket etmesinin ve bu kapsamda 2014 yılı HSK seçim döneminde etki altında kalmasının "söz konusu olabileceği" belirtilmek suretiyle olasılığa dayalı yorum ve varsayımdan hareketle çıkarımda bulunulduğu, davacının bu yönde tutum ve davranışlar sergilediğine ve 2014 yılı HSK seçimlerinde örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğine ilişkin olarak dava dosyasında herhangi bir somut tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, kaldı ki Gizli Tanık ...'nin yine aynı ifadesinde davacının FETÖ üyesi olmadığı gibi bu örgütle herhangi bir şekilde bağının bulunmadığının da belirtildiğinin görüldüğü; netice itibarıyla, davacının örgütle iltisak ve irtibatlı olmadığı yönündeki iddiasını doğrular nitelikte olan Gizli Tanık ...'nin beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, A.A. isimli şahsın Dairelerinin E:... sayılı dosyasındaki beyanları yönünden, davalı idarece, A.A. isimli şahsın meslekten çıkarma kararının yeniden incelenmesi talepli 31/08/2016 tarihli dilekçesinde yer alan beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı ve iltisakının göstergesi olduğu ileri sürülmüş ise de, davalı idarece dava dosyasına söz konusu çıkarımları destekleyecek nitelikte somut herhangi tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin sunulmadığı gibi, dosya kapsamında, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgütsel saiklerle Danıştay Ondördüncü Dairesinde görevlendirildiğine ve görev yaptığına, anılan Dairede görev yapan kişilerin örgüt üyesi olduğu konusunda bilgi sahibi olduğuna ve onlarla birlikte hareket ederek örgütsel faaliyette bulunduğuna ilişkin herhangi bir delilin de bulunmadığının görüldüğü; netice itibarıyla, A.A. isimli şahsın 31/08/2016 tarihli yeniden inceleme talepli dilekçesinde yer alan beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, HTS Raporu yönünden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürüttüğü soruşturma sonucunda verdiği ... tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararındaki değerlendirmede yer alan, "...şüphelinin (davacının) kullandığı telefon ile haklarında FETÖ kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişilerle görüşmesinin bulunduğunun belirtildiği ancak bu kişilerin genellikle o dönem görevde olan yargı mensubu olduğu ve örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair de bir tespite yer verilmediği..." yönündeki tespit de dikkate alındığında, davacı hakkındaki HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen söz konusu raporda yer alan tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Ankesörlü/Sabit hat telefon görüşmesi kaydı yönünden, her ne kadar davalı idare tarafından, davacının ankesörlü/kontörlü sabit hatlardan aranmak suretiyle örgütün benimsediği tedbir ve gizliliğe uyduğu ve bu amaçla gizliliği sağlamak için ankesörlü telefonla iletişim şeklini tercih ettiği iddia edilmiş ise de, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca hazırlanan Rapor incelendiğinde, büfe/ankesörden yapılan aramaların "yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra arama (ardışık arama)" veya "farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde arama (periyodik arama)" şeklinde olmayan tekil arama olduğu, bu haliyle söz konusu aramanın Yargıtay ... Ceza Dairesi'nin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı ile Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında belirtilen kriterleri taşımadığı ve ardışık arama olarak nitelendirilmesine imkan bulunmadığının anlaşıldığı; öte yandan, Dairelerince yapılan 23/05/2022 tarihli ara kararına Emniyet Genel Müdürlüğünün verdiği 04/07/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında ardışık arama tespit edildiği bildirilen ... numaralı GSM hattının davacı tarafından kullanılmadığının değerlendirildiği bilgisine yer verildiğinin görüldüğü; netice itibarıyla, davacının kendisi üzerine kayıtlı olan ancak Emniyet Genel Müdürlüğünce davacı tarafından kullanılmadığı değerlendirilen GSM hattının ankesör/sabit hattan bir kez aranmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin ... sayılı) disiplin dosyasında, daha önceden verilmiş bir meslekten çıkarma kararının bulunması ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı verildiği, bunun dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmediği, Diğer hususlar yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca 23/05/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle, Dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin katı bir bakış açısıyla yapılamayacağı; meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; Dairenin, sadece "sempati" veya "iltisak" hâlini yeterli görmesi gerektiği halde, davacının eylemlerinin "sempati" ve "iltisakı" aşıp aşmadığı manasına gelen bir değerlendirme yaparak Anayasa Mahkemesinin 18/10/2022 tarih ve 2019/20791 sayılı kararında yer verilen içtihadından ayrıştığı, Daire kararlarında dava konusunun atipik özelliği ile disiplin işlemi olmadığı ve FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramları esas alarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtilmiş iken hatta bu bağlamda anılan örgüt ile "sosyal birliktelik" görüntüsü vermenin veya örgütün amaçlarına yardımcı olmanın söz konusu kavramları kapsayacağını kabul edilmiş iken bu davada, davacı hakkında meslekten çıkarma işlemine yeter somut tespitlerin göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu, Gizli Tanık ...'nin ifadesinde, Danıştay Ondördüncü Dairesinde FETÖ kadrolaşması bulunduğu, kıdemli tetkik hâkimi M.Ç. ve FETÖ ile güçlü ilişkisi olan diğer hâkimlerin davacıyı markaj altında tuttukları, davacının FETÖ mensubu hâkimlerle ortak hareket etmesinin ve 2014 HSK üyelik seçimlerinde FETÖ etkisi altında kalmasının söz konusu olabileceğinin vurgulandığı, M.Ç.'nin Danıştay Ondördüncü Dairesinde FETÖ adına etkin bir kişi olduğu ve Daireye tetkik hâkimi alınması/alınmaması sürecinde etkisinin olduğu dikkate alındığında, davacının Dairenin kuruluşu aşamasında bu Daireye tetkik hâkimi olarak görevlendirilmesinin değerlendirmesinin gerektiği; Gizli Tanık ...'nin etkin pişmanlık hükümleri kapsamındaki ifadesinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmadığı yönünde beyanda bulunmasına rağmen, bu beyanın örgüt üyeliği konusunda tafsilatlı bilgi içermediği, yalnızca düşünce veya tahmin niteliğinde olduğu, davacının örgüt mensuplarının etkisi altında kalmasına dair beyanın ise A.A.'nın benzer ifadesiyle uyumlu olduğu, ayrıca beyanın örgüt üyeliği konusuna ilişkin olduğu, halbuki Kurulları kararının "iltisak ve irtibat" ilişkisine dayandığı, örgütün gizlilik politikası nedeniyle gizli tanığın bazı kişilerin örgütle ilişkili olmadığını yanlış bir şekilde değerlendirmiş olabileceği, bu durumun davacının 2014 HSYK seçimlerindeki tavrına ışık tuttuğu, gizli tanık ifadesi ile tanık A.A.'nın beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu, bu beyanlar ile Danıştay Ondördüncü Dairesi kıdemli tetkik hâkimi M.Ç.'ye ilişkin bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ'nün bu Dairede kadrolaştığı sonucuna varıldığı ve davacının bu kadrolaşmaya dair sessiz kalması ile ilk yılın sonunda bu Daireye atanmasının irdelenmesi sonucu, davacının örgütle irtibat ve iltisakının bulunduğu yönünde şüphe olmadığı; davacının dilekçelerinde darbe girişiminin olduğu gece akrabasına gittiğini ve birkaç gün sonra lojmana döndüğünde evine arama ve gözaltı işlemleri için polis geldiğini öğrendiğini belirtmesine rağmen, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunun tespit edilmesinden sonra evinden ayrıldığı, polis arama ve delil tespiti yapamadan evine döndüğü ve bu süreçte delilleri karartabilecek zamana sahip olduktan sonra teslim olduğu; davacının HTS kayıtlarının taraflarınca dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle dikkate alınmamasının, re'sen araştırma ilkesine ters düştüğü, bu hususta örgüt üyeliğini tespit etmeyi amaçlayan adli yargı mercilerinin ulaştığı tespitlerin, irtibat ve iltisak tespitini amaçlayan idari yargı merci olan Daire tarafından iptal kararına dayanak yapılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği; davacı hakkında hazırlanan EGM'nin ardışık tespiti içeren raporunun ilgili kurumdan bilgi alınmadan tekil arama olarak kabul edilmesinin ve kabul anlamına gelmemekle birlikte, Dairenin değerlendirdiği şekliyle bile olsa, sadece FETÖ/PDY silahlı terör örgütü sivil imamları tarafından kullanılan ankesörlerin detaylı incelemeye tabi tutulmuş olması, sivil imamların farklı ankesörlerden arama yapma kuralı göz önünde bulundurularak bu aramaların anlamlı sonuç verebileceği ve söz konusu aramalar yönünden birlikte arama üzerinde durulmaması ve re'sen araştırma yoluna gidilmemesinin eksik inceleme olarak kabul edilmesi gerektiği; Daire tarafından, EGM'nin 07/04/2022 tarihli ara karar cevabına atıfta bulunarak, söz konusu GSM hattının davacı tarafından kullanılmadığı değerlendirmesine yer verildiği ancak EGM'nin bu sonuca nasıl ulaştığına ilişkin kararda bir tartışma yapılmadığı, ayrıca ilgili cevabi yazının taraflarına iletilmemesi nedeniyle Kurulca değerlendirilemediği, telefon numarası kullanıcısının net olarak tespit edilmemesi ve ilgili yazının Kurula ulaştırılmamasının eksik incelemeyle karar verildiğini gösterdiği; davacının iltisak ve irtibatını gösteren bu kadar delilin rastlantı, tevafuk, tesadüf veya yanlış anlaşılma ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, dosyaya sunulan her delilin "başka delillerle desteklenmediği" gerekçesiyle ve salt davacının beyanları esas alınarak uyuşmazlığın çözümünün hatalı olduğu; davacının dava dilekçesi incelendiğinde parasal hak isteminde bulunmadığı, özlük haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesini istediği, hal böyle iken Dairenin özlük hakları ile beraber parasal haklarının da yasal faiziyle beraber ödenmesine hükmedilmesinde isabet bulunmadığı, ayrıca meslekten çıkarılan yargı mensuplarının açtıkları davalardaki parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz taleplerinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, Dairece E:2017/5785 sayılı dosyada aynı dönemi kapsayacak şekilde özlük ve parasal haklar yönünden karar verildiğinden, bu dosyada dava konusu istemin reddedilmesi ve taraflarına avukatlık ücreti ödenmesi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 7075 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi gereği maddi/manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal/özlük hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin temyiz dilekçesinde Gizli Tanık ...'nin ifadesi, A.A.'nın Kurula verdiği yeniden inceleme dilekçesi, HTS Raporu ve Ankesör/Sabit Hat Telefon görüşme kaydına ilişkin raporların dava konusu işlem tarihi itibarıyla mevcut olmadığı, bu belgeleri dayanak alarak karar veremeyeceği, işlem tarihine dair hukuken geçerli somut bilgi ve belge sunamadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin gerekçesinin idarece açık ve net olarak ortaya konulmadığı, sunulan delillerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğunu değil, aksine olmadığını ortaya koyan nitelikte olduğu, davalı idarenin, Daireden takipsizlik kararıyla haberdar olunan HTS raporunun yalnızca varlığının, davacının örgütle irtibatlı olduğunun kabulü için yeterli görülmesini beklediği, bu rapordaki aramaların niteliğinin, sıklığının ve döneminin önem taşımadığını, sadece tarih ve sayısıyla var olduğunun bilinmesinin, örgütle iltisaklı olduğuna dair bir delil niteliği taşıdığının kabul edilmesi gerektiğinin davalı idare tarafından ileri sürüldüğü; davalı idarenin, EGM'nin ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesine ilişkin yaptığı çalışmanın teknik ve özel bir niteliğe sahip olduğunu belirtirken, Dairenin ara kararı üzerine aynı özel ve teknik çalışmayı yapabilme imkân ve kabiliyetine sahip EGM'nin ardışık arama tespit edilen GSM hattının davacının kullanımında olmadığı yönündeki cevabına ise itibar etmediği, günümüz teknik imkân ve koşullarında bu durumun aksinin ileri sürülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu; Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan gizli bilgi notunda, 16/06/2015 tarihli aramalarda tespit edilen numaraların kullandığı hatlar olmadığı, yalnızca adına kayıtlı olan, fakat aile üyeleri (kız kardeşi, kız kardeşinin eşi, annesi ve babası) tarafından kullanılan hatlar olduğu, HTS kayıtlarının incelendiğinde, aranılan tarih itibarıyla Ankara’da ikamet ettiğine dair kayıtların olduğu, ancak bu tarihlerde kendisinin kullandığı hatla ilgili bir arama kaydının bulunmadığı, hakkında ankesör aramalarıyla ilgili açılmış bir ceza soruşturması bulunmadığı, ardışık veya periyodik aramaları bulunmadığı, dolayısıyla iddiaların temelsiz olduğu; davalı idarenin EGM tarafından verilen cevabın kendilerine tebliğ edilmediğini ve bu nedenle itirazlarını ortaya koyamadıklarını savunmasına rağmen, ankesör raporu dışında hiçbir bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmadığı, hakkında tesis edilen işlemle ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadığı, sadece idarenin değerlendirmeleri ve yönlendirmeleriyle sınırlı olarak fikir sahibi olduğu, bu durumun savunma ve itiraz haklarını kullanmasını engellediği, tarafı olmadığı üçüncü bir kişinin davasında ileri sürülen iddialara dayanarak, bu kişinin itiraz dilekçesindeki beyanlarına karşı cevap vermesinin beklenmesinin anlaşılır olmadığı; Danıştay Ondördüncü Dairesinde 4,5 yıl çalıştığı, ancak davalı idarenin bunu davacının örgütle irtibatlı olduğuna dair delil olarak göstermeye çalıştığı, Gizli Tanık ...'nin ifadesiyle de ortaya konduğu üzere, böyle bir kadrolaşmanın içinde yer almadığı, bu tanığın, aynı zamanda suç teşkil eden eyleminden pişmanlık duyarak örgüt ve üyeleri hakkında bilgi verdiğinin dikkate alınması gerektiği, bu ifadenin örgüt ile bağlantısı olmadığı yönünde kesin bir bilgi sağladığı, davalı idarenin iddialarını ortaya koyan herhangi somut bilgi ve belgenin bulunmadığı savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 29/01/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Davalı idare tarafından her ne kadar, davacının parasal hak isteminde bulunmadığı, özlük haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesini istediği, talep edilmeyen bir hususta Dairece hüküm kurulamayacağı yolunda iddialarda bulunulmakta ise de, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda adli ve idari yargı hâkim ve savcıların aylık ve ödeneklerinin (mali / parasal haklar) özlük hakları kapsamında düzenlenmiş olduğu görüldüğünden, davacının dava dilekçesindeki "tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini" talebi çerçevesinde Daire kararında parasal haklara yönelik hüküm kurulmasında usule aykırılık görülmemiştir. Öte yandan, davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle Hâkimler ve Savcılar Kuruluna karşı açılan davada; Danıştay Beşinci Dairesince dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi, parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yolunda verilen 01/11/2022 tarih ve E:2017/5785, K:2022/7863 sayılı kararının, Kurulumuzun 25/09/2024 tarih ve E:2023/523, K:2024/1776 sayılı kararı ile davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmı düzeltilmek suretiyle onanarak kesinleştiği görülmekte olup, bu kapsamda davalı idarece davacıya yapılacak ödemenin mükerrerliğe yol açmayacak şekilde yapılması gerektiği; ayrıca, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir. Daire kararının davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince; Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir. Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır. Yerleşik yargısal içtihatlara göre, hukuka aykırılığı saptanan idari işleme dayalı olarak hükmedilecek maddi ve manevi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, genel olarak idarenin temerrüde düştüğü tarih de olan işlem tarihi olduğu kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından dava dilekçesinde yasal faizin başlangıç tarihinin belirtilmemesi hâlinde, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde yoksun kaldığı parasal haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 31/10/2016 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda, temyize konu Daire kararının hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 01/11/2022 tarih ve E:2018/4000, K:2022/7864 sayılı kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden ONANMASINA, 3. Anılan Daire kararının hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek ONANMASINA, 4. Kesin olarak, 25/09/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi