10. Hukuk Dairesi 2023/1115 E. , 2023/1467 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2020/53 E., 2022/353 K. vekili Avukat ... DAVALILAR : 1-...Elektrik Dağıtım A.Ş vekili Avukat ... 2- ... vekili Avukat ... 3-... 4-... 5-... DAVA TARİHİ : 19.11.2012 HÜKÜM/KARAR : Asıl dava kabul, birleşen dava kısmen kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece,…
**10. Hukuk Dairesi 2023/1115 E. , 2023/1467 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2020/53 E., 2022/353 K. vekili Avukat ... DAVALILAR : 1-...Elektrik Dağıtım A.Ş vekili Avukat ... 2- ... vekili Avukat ... 3-... 4-... 5-... DAVA TARİHİ : 19.11.2012 HÜKÜM/KARAR : Asıl dava kabul, birleşen dava kısmen kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile asıl ve birleşen davada; kurumun 10977 numarasına kayıtlı işlem gören davalı iş yerinin işçilerinden ...'nin, 09.08.2009 tarihinde meydana gelen kaza sonucu yaralandığını, Kurumun anılan iş kazası nedeniyle 22.379,45 TL. Geçici iş göremezlik ödeneği, 105.046,39 TL tedavi masrafı, 1.761,09 TL ilaç bedeli, 98.291,35 TL ilk peşin sermaye değerli gelir ve 171.055,63 TL değişen peşin değerinde gelir bağlandığını, kurumun toplam 398.533,91 TL zararının olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 199.266,96 TL'sinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı işveren şirket vekili cevap dilekçesinde; meydana gelen kazanın sigortalının kusurundan kaynaklandığını, kurumun herhangi bir kusur ya ada ihmali bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 26.09.2017 tarihli ve 2012/592 Esas, 2017/211 Karar sayılı kararıyla; sigortalının %39,2 malüliyeti olduğunu, işveren davalının %80 kusurlu, sigortalının %20 kusurlu olduğunu bildiren kusur raporu hükme esas alınarak davanın kabulü ile, 118.552,63 TL ilk peşin sermaye değerli gelir, 17.903,55 TL geçici iş göremezlik ödeneği, 84.037,00 TL tedavi gideri, 1.408,87 TL ilaç bedeli olmak üzere toplam 221.902,16 TL. Kurum zararının peşin sermaye değerinin onay, geçici iş göremezlik ödeneğinin ödeme, tedavi ve ilaç giderleri için sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacı kuruma verilmesine, IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve Davalı şirket vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 08.02.2018 tarihli ve 2018/27 Esas, 2018/172 Karar sayılı kararıyla; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporda iş kazasının meydana gelmesinde davalı şirketin %80 kazazade işçinin %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece alınan 3'lü kusur raporunda davalı şirketin %80 kazazade ...'nin %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece hükme esas alınan kusur raporunda çelişki olmaması nedeniyle herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı, Sigortalının, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca iş göremezlik derecesinin %39,2 olarak kabul edildiği, davalı vekilinin cevap dilekçesinde maluliyet oranına itirazının söz konusu olmadığını, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi ilamı ile kesinleşen Adana 1. İş Mahkemesinin 2012/117 Esas sayılı dosyasında davacının iş göremezliğinin %60'ın üzerinde olduğu ve malül sayılması gerektiği belirtilerek, 02.11.2010 tarihinden itibaren maluliyet sigortasından aylık bağlanması gerektiğine karar verilmiş ise de; kurumun 09.03.2017 tarihli yazısına göre sigortalının söz konusu tarih sonrasında da çalışmaya devam etmesi nedeniyle 26/c maddesindeki koşul gerçekleşmediğinden malullük sigortasından aylık bağlanmadığını ve 54. madde uyarınca gelir aylık birleşmesi uygulanmadığı, bu nedenle bilirkişi tarafından sürekli iş göremezlik derecesi %39,2 esas alınarak hesaplamanın yapıldığı, davalı vekilinin maluliyet oranına ilişkin itirazının yerinde olmadığı, Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin taktirinde isabetsizlik görülmemesine göre davalı ve davacı taraflarca yapılan istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı "ceza davasında tespit edilen kusurun varlığına ilişkin maddi olgu hukuk hakimini bağlayacağından, kesinleşen ceza mahkemesi kararı ile mahkum olanlara da bir miktar kusur verilmesi gerektiği gözetilerek, Mahkemece, ceza davasında mahkum olanlar hakkında verilen kesinleşmiş mahkumiyet kararının gözönünde bulundurulması ve işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınmalı, nevarki işveren ...Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin olaydaki belirlenen %80 kusuru temyiz etmediğinden, davacı kurum lehine kusur miktar yönünden oluşan usuli kazanılmış hak da gözetilerek, teselsül talebinin varlığına göre hüküm kurulmalıdır" gerekçesi ile bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İİlk Derece Mahkemesi tarafından "asıl davada davalı ...Ş.'nin işveren olduğu kazanın meydana gelmesinde %80 kusurlu olması nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 21/1 maddesinde "...iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu kanun gereğince yazılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarla sınırlı olmak üzere kurumca işverene ödettirilir" hükmü doğrultusunda meydana gelen zarardan 118.552,63 TL ilk peşin sermaye geliri, 17.903,55 TL geçici iş göremezlik ödeneği, 84.037,00 TL tedavi, 1.408,87 TL ilaç masrafı olmak üzere toplamda 221.902,16 TL'den sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Mahkememiz dosyası ile birleşen Adana 1. İş Mahkemesi'nin 2022/141 Esas sayılı dava dosyasında ise davalılar ..., ..., ... ve ...'ın kazanın meydana gelmesinde toplamda %10 kusurlu oldukları, 5510 sayılı Kanun'un 21/4 maddesinde "İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir." hükmü doğrultusunda birleşen dosyada davalıların sigortalı için yapılan harcamalardan ilk peşin sermaye gelirinin yarısından ve geçici iş göremezlik ödeneği, tedavi ve ilaç giderinden kusur karşılığı sorumlu olduklarından uzman bilirkişi marifetiyle hesaplanan 7.409,54 TL ilk peşin sermaye geliri, 2.237,94 TL geçici iş göremezlik ödeneği, 10.680,74 TL tedavi ve ilaç gideri olmak üzre 20.328,22 TL'nin davalılar ..., ..., ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı kuruma verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar" verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde: kurum sigortalısına atfedilebilecek kusur bulunmadığını, hesap raporunun hatalı olduğunu, birleşen davada toplam kusurun %10 olduğunu ve kabule karar verilmesi gerekirken kısmen kabul kararının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı ... temyiz dilekçesinde: birleşen davada talebin zamanaşımına uğradığını, ilk PSD den itibaren kurumun rücu alacağının 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğunu ve açılan davanın 08.03.2022 olduğunu buna göre zamanaşımı süresinin dolduğunu, asıl davada birleştirme öncesinde alınan kusur raporları yönünden tkendilerine herhangi bir tebliği yapılmadığını ve savunma hakkının kısıtlandığını, raporlar arasında çelişki bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 3.Davalı ... temyiz dilekçesinde: kendisine verilen görev doğrultusunda işlem yaptığını, kusura itiraz ederek, kendisine verilen %2 lik kusur oranında sorumlu olabileceğini bunun da SSK dan tahsili gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 4.Davalı ... Yıldıztemyiz dilekçesinde: kendisine verilen görev doğrultusunda işlem yaptığını, kusura itiraz ederek, kendisine verilen %3 lük kusur oranında sorumlu olabileceğini bunun da SSK dan tahsili gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 5.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde: üstlerince verilen talimatları yerine getirdiğini, kendisinin kusuru bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 6.Davalı İşveren şirket vekili temyiz dilekçesinde: sigortalı işçinin talimatlara aykırı davaranarak kazanın meydana geldiğini, kusur oranına itiraz ettiklerini beriterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21 inci maddenin birinci fıkrası, dördüncü fıkrası hükümleridir. 2.5510 sayılı Kanunun 21/1 inci maddede işverenin, 21/4 üncü maddede üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 inci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ıncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 inci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 inci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 inci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 inci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar Kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 inci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanunun 61 inci ve 62 inci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ıncı maddeye (6098 sayılı Kanunun 62 inci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. 3.5510 sayılı Kanun'un 93/3 fıkrasında “Bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak tazminat ve rücû davaları, on yıllık zamanaşımına tâbidir. Zamanaşımı tarihi; rücû konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren başlar.” şeklinde düzenlenmiştir. 3. Değerlendirme 1. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, ilk peşin sermaye değerli gelir yönünden, mahkemece verilecek hüküm 5510 sayılı Kanun'un 21/1 kapsamında, 3. kişilerin teselsül sorumluluğu 21/4 kapsamında ve yukarıda belirtilen Daire ilkelerine uygun olarak irdelenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. 2.Birleşen dava davalıları ... ve ...'un zamanaşımı itirazında bulundukları anlaşılmakla, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında zamanaşımı defi’nin 5510 sayılı yasanın 93/3 üncü madde hükmü gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, gönderilmesine, Temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 21.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...