10. Hukuk Dairesi 2024/1173 E. , 2024/2375 K. MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1897 E., 2023/2847 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/475 E., 2021/55 K. Taraflar arasındaki prime esas kazancın tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başv…
**10. Hukuk Dairesi 2024/1173 E. , 2024/2375 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1897 E., 2023/2847 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/475 E., 2021/55 K. Taraflar arasındaki prime esas kazancın tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait şirkette 05.06.2002-12.11.2012 tarihleri arasında aralıksız ve fasılasız şube sorumlusu olarak son aylık 4.120,87.TL brüt ücret, ücrete ek olarak aylık 235.TL değerinde yemek ticketı ve yılda 1,5 maaş ikramiye yardımı ile çalıştığını, müvekkilinin yaptığı işin nitelikleri nedeniyle hiçbir zaman asgari ücret ve asgari ücretin az üzerinde ücret almadığını, müvekkilinin gerçek ücret düzeyinin davalı işverence Mayıs 2012 ayı itibariyle Kuruma bildirilmeye başlandığını, müvekkilinin 2002'de işyerinde optik pazarlamacısı olarak asgari ücretle çalışmaya başaldığını, 14.02.2004 tarihinde İzmir Şube Sorumluluğuna geçirildiğini, verilen sorumlulukla beraber ücretinin net 1.250.TL’ye çıkarıldığını ancak müvekkiline ücretin elden verildiğini ve Kuruma asgari ücret seviyesinde bildirilmeye devam edildiğini, Nisan 2011 ayında yabancı bir şirket olan Essilor şirketinin ... Optik’i almak istediğini, Essilor şirketi ... Optik’ten şirketi alım öncesi kayıt dışı herhangi bir işlem kalmamasını talep etmesi üzerine sigorta primlerinin davalı tarafından 01.05.2011 tarihinden itibaren Kuruma tam olarak bildirilmeye başlandığını, müvekkilinin ücreti Nisan 2011 tarihinde brüt 1.000.TL bildirilmekte iken Mayıs 2011'de 3.492,10.TL üzerinden bildirilmeye başlandığını, müvekkilinin davalı ... Optik AŞ’de 14.02.2004-31.12.2004 tarihleri arasında 1.250 TL net, 01.01.2005-31.12.2005 tarihleri arasında 1.500.TL net, 01.01.2006-31.12.2007 tarihleri arasında 1.750.TL net, 01.01.2008-31.12.2010 tarihleri arasında 2.000.TL net, 01.01.2011-31.03.2012 tarihleri arasında 2.500.TL net ücretle çalıştığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Optik Ürünleri San ve Tic AŞ vekili cevap dilekçesinde; davacının 05.06.2002-12.11.2012 tarihleri arasında Kuruma bildirilmeyen prim alacaklarının tahsilini tahakkuk tarihinden tam 15 yıl sonra talep ettiğini, iş gördüğü sürede bu duruma müdahale hakkı bulunan, şube müdürü olduğu için bordroları gören ve diğer işçilere imzalattıran davacının aradan yıllar geçtikten sonra böyle bir dava açmasının her şeyden önce iyi niyetle bağdaşmadığını, davacı tarafından bizzat imzalanmış ücret bordrolarının varlığı karşısında ücreti tartışmaya açmanın Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, Kuruma bildirilmeyen veya eksik yatan sigorta prim borcu olmadığını, davacının geçmiş dönem bordrolarının önemli bir bölümünü imzaladığını, asıl ücretin bir kısmının elden ödenmesinin söz konusu olmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, sigorta hukukundan kaynaklanan taleplerin 5 yıllık hak düşürücü süre zarfında talep edilmek zorunda olduğunu, dava konusu taleplerin bu yönüyle hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davalı yanında fer’i müdahil olarak davaya katılmayı talep ettiklerini, sigorta primine esas kazançların eksik bildirildiği iddiasının yazılı belgelerle ispatlanması gerektiğini, davacının 5510 sayılı Kanun'un 80/1-e maddesinde belirtildiği şekilde çalışıp çalışmadığının, ödenen ücretin içinde b bendinde tahdidi olarak sayılan prime dahil olmayan kazançları olup olmadığının da araştırılması, ücretin banka hesabına ödenmiş olması halinde dava konusu döneme ilişkin hesap ekstresinin ve işverence tutulması zorunlu olan ve sigortalılar tarafından imzalanan ücret ödeme bordrolarının celbedilerek imzalı olan bordrolarındaki kazançlar yönünden davacının talebinin reddi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyaya sunulan ücret hesap pusulalarının örnekleme incelemesinde, Kurum kayıtlarında yer alan prime esas kazanç tutarları ile ücret pusulasında yer alan miktarların birbiri ile tamamen mutabık olduğu saptandığından; davacının sigorta primine esas kazançlarının Sosyal Güvenlik Kurumuna eksik bildirildiğine dair tespit isteminin benimsenmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde, dosyaya sunmuş oldukları yazılı kesin delil, yazılı delil başlangıcı ve tanık delillerinin dikkate alınmadığını, Kuruma bir gün içinde Nisan 2011 tarihinde brüt 1.000 TL bildirilmekte iken Mayıs 2011 döneminde 3.492,10 TL üzerinde davacının primlerinin bildirilmeye başlanmasının, şirket muhasebe müdürü tarafından gönderilen mail içerikleri ile işçilik alacakları dosyasının kesin delil niteliğinde olduğunu, "İlgili Makama" hitaben düzenlenen yazı içeriklerinin ve İzmir Ticaret Odası tarafından sunulan ücret araştırması yazısının ise yazılı delil başlangıcı olduğunu, tanık beyanları ile işyerinde asgari ücretin banka aracılığıyla, kalan kısmın ise elden ödendiğinin ispatlandığını, davacının Kuruma bildirilen ücret seviyesinin gerçeği yansıtmadığının tespit edildiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin İzmir 1. İş Mahkemesinin 16.02.2021 tarih, 2017/475 Esas ve 2021/55 Karar sayılı kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesi ile benzer nedenlerle ve istinaf mahkemesi tarafından 3 yıl süreyle dosyanın bekletildikten sonra sundukları yazılı delillerin varlığı hiç değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu belirterek eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının prime esas kazancının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2.Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un “prime esas ücretler” başlığını taşıyan 77 nci maddesinin 1 inci fıkrası ile 5510 sayılı Kanun'un “prime esas kazançlar” başlıklı 80 inci maddesinin birinci fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayıl Kanun'un 86/9 uncu maddelerine dayalı olarak açılan bu tür hizmet tespiti davalarında kesinleşen mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen belgelerin yerine geçecek nitelikte olduğundan hükümde ayrıca 77 ve 80 inci maddelere göre hesaplanacak olan 1 günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun; 288 inci maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289 uncu maddesinde, 288 inci madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292 nci maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200 ve 202 nci maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur. Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 gün ve 2010/10 - 480 E., 2010/523 K., 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 E., 2010/524 K., 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 E., 2010/525 K., 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 E., 2011/649 K., 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 E., 2013/850 K., sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. 3. Değerlendirme 1- Yukarıda belirlenen ilgili hukuk kuralları uyarınca somut olaya dönüldüğünde; davacının prime esas kazancın tespiti istemi yönünden, Mahkemece davacının ücret iddiasını yazılı delil ile ispatlayamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. 2- Dosya kapsamında davalı şirket yetkilisinin imzası ile şirketin kaşesini taşıyan, "İlgili Makama" başlıklı, 10.05.2010 düzenleme tarihli ve davacının aylık net ücretinin 2.000,00 TL olduğunu, 18.01.2011 düzenleme tarihli ve davacının aylık net ücretinin 2.500,00 TL olduğunu belirtir belgelerin ibraz olunduğu, anılan belgelerin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilip edilemeyeceğine gelince; uygulamada bu tür belgelerin işverenlerce genellikle kredi çekmek veya borç altına girmek isteyen çalışanlarına sıkıntı yaşamamaları için ve aldıkları gerçek ücretin üzerinde ücret aldığı belirtilerek verildiği bilinmektedir. Diğer taraftan bu tür belgelerin her zaman için düzenlenmesinin mümkün bulunması, tahakkuk ettirilecek fark prim borcunu zaten ödeme gücü bulunmayan işverenlerce, işçinin daha fazla yaşlılık aylığı almasını sağlamak amacıyla kötü niyetli olarak tanzim edilmesinin ihtimal dahilinde olması, işverenin, Kuruma bildirdiği ücretin aslında gerçek olmadığını gösteren dolayısıyla kendisini hukuki ve cezai yönlerden sorumluluk altına sokabilecek belge düzenlemesinin hayatın olağan akışına aykırı bulunması gibi hususlar da hep birlikte değerlendirildiğinde anılan belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, ancak başka delillerle desteklenebileceği, davacı tarafça dosyaya sunulan 28.04.2010 tarihli mail çıktısında da davacının 2.250-TL. +%11-250-TL. = 2.500-TL. ücretinin belirtilmesi karşısında "İlgili Makama" başlıklı yazıların delil niteliğinin buna göre değerlendirilmesi gerektiği hususu dikkate alınmak suretiyle bir karar verilmelidir. 3. Diğer taraftan davacının bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasına ilişkin kesinleşen İzmir 2. İş Mahkemesinin 06.02.2019 tarih ve 2017/442 Esas, 2019/63 Karar sayılı ilamı gözetildiğinde, tarafların kabulüne davacının son ücretinin brüt 4.120,87 TL olarak dikkate alındığı ve buna göre hesaplama yapıldığı, Mahkemece kıdem ve ihbar tazminatları ile brüt 9.340,48 TL yıllık izin alacağı, brüt 10.134,06 TL fazla çalışma alacağı yönünden kabul ile hüküm kurulduğu, kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 01.04.2021 tarihli onama ilamı ile kesinleştiği anlaşılmıştır. 4. Mahkemece yapılması gereken iş, yargı kararı ile hak kazanılan ücret ve ikramiye alacaklarının, ödenmeleri koşuluyla, ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi, hizmet akdinin daha önceki bir tarihte sona ermiş olması halinde ise, yapılan ödemelerin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancında gözetilmesi mümkün olmakla, bu kapsamında yapılacak değerlendirme ve hesaplama sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla 07.03.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ I. Daha önce Dairemizin 2020/11683 Esas, 2021/10353 Karar sayılı kararında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere; 1.Sigortalının prime esas kazancının tespitinde, mahkemece resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında her türlü delil toplanmalı, tarafların vazgeçmesi ve kabulü ile bağlı olunmadığı gibi salt tanık beyanları ile de yetinilmemeli, 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uygulanarak sigortalının yaptığı işin özellikleri(vasıflı olup olmadığı), işyerindeki ve meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler dikkate alındığında kayıtlarda görünen ücretle çalışmasının hayatının olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından, sendikalardan, meslek odalarından emsal ücret araştırması yapılmalı, bu konuda açılmış işçilik alacakları davası var ve kesinleşmiş ise delil kabul edilmeli, dolayısı ile inandırıcı, ciddi deliller doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmeli, ücretin işçinin yazılı onayı olmadan düşürüldüğü durumda ise yazılı muvafakati yoksa önceki yüksek ücreti esas alınarak prime esas kazanç saptanmalıdır. 2. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2020 tarih ve 2016/10-376 Esas, 2020/306 Karar, 09.07.2020 tarih ve : 2016/21-904 Esas, 2020/554 Karar ve 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar sayılı kararları ile kabul edilmiştir. 3. Prime esas kazanç tespiti davası kamu düzeninden olduğuna göre kural olarak işçilik alacakları davasında saptanan ücret, prime esas kazanç tespiti davasında kesin delil niteliğinde kabul edilemez. Ancak bu işçi ile işveren arasında kesinleşmiş ve tahsil edildiğinde anılan ücret, fazla mesai, tatil ücret alacakları gibi alacaklarda sigorta primi kesintisi yapılarak kuruma ödeneceğinden, bir anlamda prime esas kazanç dolaylı olarak belirlenmiş olacaktır. Dolayısı ile unsur etkisi yaratarak kuvvetli(ciddi) delil niteliğinde kabul edilmesi kaçınılmazdır. İşçilik alacakları davasında tespit edilen ücretin, prime esas kazanç tutarı olarak kabulü gerekir(Y. HGK. 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar). Nitekim Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği kararda: “Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere hizmet tespiti davalarıyla işçilik alacakları davaları birbirini etkileyebilecek bağlantılı davalardır. Nitekim Yargıtaya göre işçilik alacakları davasında -açılmış ise- kural olarak hizmet tespiti davasının sonucu beklenmelidir. Yine Yargıtay kararlarında her iki davanın birbirlerini etkilemesi mümkün ise de davaların niteliği gereği farklı sonuçlara varılabileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Zira hizmet tespiti davalarında -kamu düzenine ilişkin olduğundan- resen araştırma ilkesinin, işçilik alacaklarıyla ilgili davalarda ise taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle işçilik alacakları davasında verilen karar hizmet tespiti davasında kesin delil değil güçlü delil olarak kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki delil değerlendirmesi derece mahkemelerinin takdirinde olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu değildir. Bununla birlikte bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın -taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır” gerekçesi ile hizmet tespit davasında işçilik alacaklarına ilişkin ücret tespitinin delil olarak dikkate alınmamasını, gerekçe yapılmamasını hak ihlali olarak kabul etmiştir(B. No: 2017/23739, 20.10.2021). 4. Belirtmek gerekir ki sigortalı aynı zamanda bireysel iş hukuku kapsamında işveren aleyhine işçilik alacakları davası açmış ve bu davada işçilik alacaklarına esas hizmet süresi veya prime esas kazanç ücreti belirlenmiş ise bu tespit davasında unsur etkisi yaratacak şekilde bir kuvvetli delil niteliğinde kabul edilecektir. II. Dairemizin 2021/7772 E, 2021/11456 Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere; 5. 5510 sayılı Kanunun 80/1.d maddesindeki son aya mal etme uygulaması, yanlış bir yorumla yapılmaktadır. Zira maddeye göre “Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulur. Diğer ödemeler ise öncelikle ödendiği ayın kazancına dahil edilir ve ücret dışındaki bu ödemelerin yapıldığı ayda üst sınırın aşılması nedeniyle prime tabi tutulamayan kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanarak iki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilâve edilir. Toplu iş sözleşmelerine tabi işyerleri işverenlerince veya kamu idareleri veya yargı mercilerince verilen kararlara istinaden, sonradan ödenen ücret dışındaki ödemelerin hizmet akdinin mevcut olmadığı veya askıda olduğu bir tarihte ödenmesi durumunda, 82 nci madde hükmü de nazara alınmak suretiyle prime esas kazancın tabi olduğu en son ayın kazancına dahil edilir”. Görüldüğü gibi son aya mal edilecek ödeme, ücret dışındaki ödemelerdir. Oysa burada karar altına alınan ücret olduğuna göre son aya değil, tüm hizmet süresine mal edilmesi ve ödenip ödenmemesine bakılmaması gerekecektir. 6. Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 62. Maddesi uyarınca “Her türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle ya da bu Kanun hükümlerinden herhangi birinin uygulanması sonucuna dayanılarak işçi ücretlerinden her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamaz”. Ücretten indirim iş şartlarından esaslı değişiklik olup, aynı kanunun 22. Maddesi uyarınca işçinin yazılı onayına bağlıdır. Bu hükümler emredici hükümlerdir. 7. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince "dosyaya sunulan ücret hesap pusulalarının örnekleme incelemesinde, Kurum kayıtlarında yer alan prime esas kazanç tutarları ile ücret pusulasında yer alan miktarların birbiri ile tamamen mutabık olduğu saptandığından; davacının sigorta primine esas kazançlarının Sosyal Güvenlik Kurumuna eksik bildirildiğine dair tespit isteminin benimsenmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine" karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. 8. Kararın temyizi üzerine de çoğunluk görüşü ile senede karşı senetle ispat kuralı benimsenmekle birlikte; "ilgili makama yazılı ücret miktarı gösteren belge tek başına yazılı delil başlangıcı değil ise de 28.04.2010 tarihli mail çıktısında da davacının 2.250-TL. +%11-250-TL. = 2.500-TL. ücretinin belirtilmesi karşısında "İlgili Makama" başlıklı yazıların delil niteliğinin buna göre değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca davacının bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasına ilişkin kesinleşen İzmir 2. İş Mahkemesinin 06.02.2019 tarih ve 2017/442 Esas, 2019/63 Karar sayılı ilamı gözetildiğinde, tarafların kabulüne davacının son ücretinin brüt 4.120,87 TL olarak dikkate alındığı ve buna göre hesaplama yapıldığı, Mahkemece kıdem ve ihbar tazminatları ile brüt 9.340,48 TL yıllık izin alacağı, brüt 10.134,06 TL fazla çalışma alacağı yönünden kabul ile hüküm kurulduğu, kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 01.04.2021 tarihli onama ilamı ile kesinleştiği, bu kapsamda yargı kararı ile hak kazanılan ücret ve ikramiye alacaklarının, ödenmeleri koşuluyla, ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi, hizmet akdinin daha önceki bir tarihte sona ermiş olması halinde ise, yapılan ödemelerin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancında gözetilmesi mümkün olduğu" gerekçesi ile verilen kararın bozulmasına karar verilmiştir. 9. Belirtmek gerekir ki karar altına alınan ücret olduğuna ve ücretler hak edildikleri aya mal edileceğine göre yerel mahkemenin kararı açıkça yasaya aykırıdır. Kararın bu gerekçe ile bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, çoğunluğun son aya mal etme kararı yasanın açık düzenlemesine aykırı olup, temel sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmaktadır. Diğer taraftan işverenden sadır 10.05.2010 ve 18.01.2010 tarihli ilgili makama hitaben davacı ücretini gösteren belge yanında, 28.04.2010 tarihli ve HMK. 199. maddesine göre belge niteliğinde delil vardır. Çoğunluk bozması 2010 yılı Nisan ayında ücreti gösteren maildeki ve prime esas kazanç kabul edilen ücretin, sonraki aylar için yazılı delil olmaması nedeni ile kabul edilmemesi yukarda belirtilen resen araştırma ilkesine aykırı olduğu gibi emredici niteliği olan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22 ve 62. Maddelerindeki açık düzenlemelerine de uygun olmamıştır. Kararın bu gerekçe ile bozulması gerekir. Bu nedenle çoğunluğun son aya mal etme ve senede karşı senetle ispat gerekçesine katılınmamıştır.