T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ: 26/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 07/10/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 1- ...... VEKİLİ …
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ: 26/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 07/10/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 1- ...... VEKİLİ : Av..... DAVALI : 2- ........ VEKİLLERİ : Av.....Av..... Av..... DAVALI : 3- ........- VEKİLİ : Av..... DAVALILAR : 4- ........ 5- ........ DAVA İHBAR OLUNAN : ........ DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 26/03/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 26/03/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; 05/07/2024 tarihinde müvekkilin içinde bulunduğu aracın karıştığı beş araçlı zincirleme trafik kazasında, kaza tespit tutanağına göre ........ plakalı aracın sürücüsü ........ ile ........ plakalı aracın sürücüsü ........’in asli ve tam kusurlu olduklarını, kazanın ........’ın hız ihlali ile başlayıp ........’in müvekkile ait ........ plakalı araca arkadan çarpması sonucu gerçekleştiğini, bu çarpma neticesinde müvekkilin aracında ciddi maddi hasar meydana geldiğini, aracın tamir ettirilmesine rağmen değer kaybı oluştuğunu, ayrıca aracın 05.07.2024 ile 05.08.2024 tarihleri arasında serviste kalması nedeniyle 30 gün boyunca müvekkilin aracından mahrum kaldığını, sigorta şirketlerinden yapılan başvurulara rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, taraflar arasında yürütülen ... numaralı arabuluculuk dosyasında da anlaşma sağlanamadığını, bu sebeplerle müvekkilin araçtaki değer kaybı ve mahrumiyet zararının davalılardan tahsili gerektiğini ifade etmiştir. Netice itibariyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bilirkişi incelemesiyle belirlenecek şimdilik 100,00 TL değer kaybının tüm davalılardan, 100,00 TL araç mahrumiyet bedelinin ise davalı ........, ........ ve ........ A.Ş.’den kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ Vekili Cevap Dilekçesinde Özetle; müvekkil şirketin sigortalısı ........ plakalı aracın kazaya karıştığı ve ... numaralı Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi kapsamında bulunduğu, ancak sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı, bu nedenle davanın müvekkil şirket yönünden reddi gerektiği, kazaya ilişkin ......../1-2-3-4 numaralı hasar dosyalarının açıldığı ve bazı araçlara 100.000 TL tutarında ödemeler yapıldığını belirtmiştir. Davacı tarafın belge ve delilleri davalıya tebliğ etmemesi sebebiyle tüm belge ve beyanlara karşı itiraz haklarının saklı olduğunu, ayrıca müvekkil şirket merkezinin Beykoz ilçesi sınırlarında bulunduğundan yetkili mahkemenin Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu ileri sürerek yetki itirazında bulunmuştur. Esasa ilişkin olarak, sigortalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığından müvekkil şirketin sorumluluğuna hükmedilemeyeceğini, aksi kanaatte olunması halinde kusur oranlarının belirlenmesi için dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Kurumu’na gönderilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Değer kaybı talebine ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli kararının somut olayda uygulama alanı bulunmadığını, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının uygulanması gerektiğini, sigorta teminatının zenginleşme aracı olamayacağını ve sadece gerçek zararın tazmin edilebileceğini vurgulamıştır. Ayrıca, araç mahrumiyet bedelinin poliçe teminatı dışında kaldığını, Karayolları Trafik Kanunu’nun 92. ve Genel Şartların A.6. maddesi uyarınca gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyetinin teminat kapsamına girmediğini belirtmiştir. Davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, hükmedilecek faizin kaza tarihinden değil, dava tarihinden itibaren yasal faiz olarak uygulanması gerektiğini, reeskont faizinin uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Netice olarak, davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ Cevap Dilekçesinde Özetle; 05/07/2024 tarihinde maliki ve sürücüsü olduğu ........ plakalı araçla seyir halindeyken hava koşullarının yağışlı ve zeminin ıslak olması nedeniyle dava dışı ........ plakalı araca çarptığını, meydana gelen bu ilk kazada davacı ........’in hiçbir şekilde tarafıyla temasının bulunmadığını, davacının aracına daha sonra ........ plakalı ........’in sevk ve idaresindeki aracın çarptığını, dolayısıyla zincirleme değil birbirinden bağımsız iki ayrı kazanın meydana geldiğini, kendi aracının kazanın devamında kenarda bariyerlere sıkışmış vaziyette bulunduğunu, davacıya yönelik herhangi bir çarpmasının veya eyleminin olmadığını, bu sebeple illiyet bağının kesildiğini ve kusur oranının hatalı belirlendiğini ifade etmiştir. Arabuluculuk sürecine hiçbir şekilde dahil edilmediğini, kendisine usulüne uygun tebligat veya davet yapılmadığını, bu nedenle dava şartı olan arabuluculuk aşamasının kendi yönünden gerçekleşmediğini, dolayısıyla davanın usulden reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Esasa ilişkin olarak ise kazanın oluşumunda kusurlu olmadığını, kazanın zincirleme değil ayrı kazalar şeklinde gerçekleştiğini, davacının zararına sebep olan eylemin diğer davalı ........’e ait olduğunu, bu nedenle davacının değer kaybı ve mahrumiyet tazminatı taleplerinden sorumluluğunun bulunmadığını belirtmiştir. Netice itibariyle, dava şartı olan arabuluculuk süreci yönünden usule aykırılık bulunduğundan davanın öncelikle usulden, bu kabul edilmezse esastan reddine, ayrıca kendisine kusur atfedilemeyeceğinden davacının tüm taleplerinin reddine ve yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ Vekili Cevap Dilekçesinde Özetle; öncelikle davanın zamanaşımına uğradığını belirterek zamanaşımı itirazında bulunmuş, davanın bu sebeple reddini talep etmiştir. Esasa ilişkin olarak, kazaya karışan ........ plakalı aracın müvekkil şirket nezdinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı bulunduğunu, kaza tarihi itibariyle teminat limitinin araç başına 200.000,00 TL olduğunu, daha önce aynı kazaya ilişkin olarak 25/09/2024 tarihinde 45.876,72 TL, 22/10/2024 tarihinde 11.047,00 TL ve 06/12/2024 tarihinde 77.199,88 TL olmak üzere üç ayrı ödeme yapıldığını ifade etmiştir. Bu kapsamda mükerrer ödeme ve sebepsiz zenginleşmenin önlenmesi amacıyla sigortalı veya kasko sigortacısı tarafından davacıya yapılmış bir ödeme olup olmadığının tespit edilmesini istemiştir. Değer kaybı taleplerine ilişkin olarak, tazminatın 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve bu kanuna dayanılarak hazırlanan Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenmesi gerektiğini, 04.12.2021 tarihli değişiklikle değer kaybı hesabının Genel Şartların Ek-1 tablosundaki kriterlere göre yapılmasının zorunlu hale geldiğini, rayiç bedel esaslı keyfi hesaplamaların kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, davacıya ait aracın daha önce kazaya karışıp karışmadığının ve aynı bölgede hasar alıp almadığının tespit edilmesini, bu durumun değer kaybı hesabına etkisinin değerlendirilmesini talep etmiştir. Arabuluculuk yönünden ise, Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesi kapsamında sigorta şirketine yapılan başvurunun dava şartı olarak yeterli olduğunu, ayrıca arabuluculuk sürecinin zorunlu olmadığını, bu nedenle arabuluculuk ücretinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Netice itibariyle, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, bu talebin kabul edilmemesi halinde değer kaybı yönünden bilirkişi incelemesi yapılarak poliçe limiti ve kusur oranı gözetilerek karar verilmesine, arabuluculuk ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına, müvekkil şirket aleyhine hükmedilecek olursa faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olarak uygulanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ Şirketi Vekili Cevap Dilekçesinde Özetle;müvekkil şirketin uzun dönem araç kiralama faaliyetinde bulunduğunu, davaya konu ........ plakalı aracın ........ A.Ş.’den finansal kiralama yoluyla alınarak 02.05.2023 tarihli ... numaralı sözleşme ile dava dışı ........ A.Ş.’ye uzun süreli olarak kiralandığını ve aracın 03.06.2024 tarihinde teslim edildiğini, kaza tarihinde aracın fiilen ........ Mağazacılık’ın tasarrufunda olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle müvekkil şirketin “işleten” sıfatı bulunmadığını, araç üzerindeki fiili tasarrufun kiracı şirkette olduğunu, dolayısıyla husumetin müvekkil şirkete yöneltilemeyeceğini, bu sebeple davanın usulden reddi gerektiğini savunmuştur. Ayrıca davacının KTK m.97 uyarınca dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru şartını yerine getirmediğini, bu sebeple davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Yetki yönünden, müvekkil şirket merkezinin Ataşehir/İstanbul’da bulunduğunu, bu nedenle yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur. Zamanaşımı yönünden ise davanın kısmi dava niteliğinde olduğunu, KTK m.109 uyarınca iki yıllık sürenin dolduğunu, bu sebeple zamanaşımı def’inde bulunduklarını beyan etmiştir. Esasa ilişkin olarak, davacının araç mahrumiyeti veya değer kaybı nedeniyle herhangi bir zarara uğradığını ispat edemediğini, ikame araç kullanmadığını, onarım süresinin abartılı şekilde gösterildiğini, ayrıca havanın yağışlı olması nedeniyle kazada sürücülere kusur atfedilemeyeceğini, doğa olaylarından kaynaklı bir kazada müvekkil şirkete sorumluluk yüklenemeyeceğini vurgulamıştır. Bunun yanında, araç kiracısının işleten sıfatına sahip olması nedeniyle, olası bir tazminat kararı verilmesi halinde müvekkil şirketin ........ Mağazacılık’a rücu hakkı doğacağını, bu sebeple davanın ........ A.Ş.’ye ihbar edilmesini talep etmiştir. Netice itibariyle, davanın öncelikle usulden, bu kabul edilmezse husumet yokluğundan, o da kabul edilmezse esastan reddine; ayrıca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; "Somut olayda; davalı ........ A.Ş ile dava dışı ........ A.Ş arasında ........ plakalı araç yönünden "Uzun Dönem Araç Kiralama Sözleşmesi" akdedildiği, buna ilişkin sözleşme, teslim formu vb. ilgili belgelerin davalı şirket tarafından dosyaya sunulduğu dikkate alındığında işleten sıfatının dava dışı ........ A.Ş olduğu değerlendirilmiş belirtilen sebeple bu davalı yönünden pasif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar vermek gerekmiş; Davanın KISMEN KABULÜ İLE, Dava konusu aracın değer kaybına ilişkin 125.250,00 TL'nin; 100,00 TL yönünden davalı sürücü ........'dan olay tarihi olan 05/07/2024'den davalı sigorta firması ........ A.Ş. yönünden 04/09/2024 temerrüt tarihinden bakiye kısım olan 125.150,00 TL yönünden ıslah tarihi olan 15/07/2025'den itibaren (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde) işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ........ ve ........ A.Ş yönünden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, Dava konusu aracın değer kaybına ilişkin 41.750,00 TL'nin; 100,00 TL yönünden davalı sürücü ........'den olay tarihi olan 05/07/2024'den davalı sigorta firması ........ A.Ş. yönünden 03/09/2024 temerrüt tarihinden bakiye kısım olan 41.650,00 TL yönünden ıslah tarihi olan 15/07/2025'den itibaren (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde) işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ........' ve ........ A.Ş yönünden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, Davalı ........ Şirketi yönünden PASİF HUSUMET YOKLUĞU SEBEBİYLE DAVANIN REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ A.Ş vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusur, zarar tespiti ve tüm değişkenler yönünden istinaf taleplerinin olduğunu, davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiğini, istinafa konu karar ile poliçe teminat limitinin aşıldığını, kasko sigortacısı ........ A.Ş'nin başvuruları neticesinde ........-4 numaralı hasar dosyasının açıldığı ve 200.000,00 TL tazminatın kasko sigortacısına ödendiğini, yapılan ödeme ile araç başına teminat limitinin tükendiğini, sigorta uyuşmazlığında halefiyet ilkesinin göz ardı edilmesinin sigortanın temelini ortadan kaldıran bir hüküm kurulması sebebiyet verdiğini, hükme esas alınan 27/05/2025 tarihli bilirkişi raporunda teminat dışı olan araç mahrumiyet bedeli bakımından kusur oranında müvekkili şirket bakımından sorumluluğun belirlendiğini, aynı bilirkişi raporunda limitin tüketildiğinin de ifade edildiğini, bilirkişi raporlarının yalnızca teknik değerlendirme yapılıp hukuki olarak değerlendirme sağlanmamasının esas olduğunu, gelir, kar kaybı ve iş durması ile kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararların teminat dışı olduğunu, arabuluculuk ücretinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini, kararın kaldırılmasını, davanın müvekkili yönünden reddini talep etmiştir. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; taraflarınca istinaf talebinde bulunulan mahkeme dosyasında davalılardan taleplerinin her bir davalı ve alacak kalemleri yönünden 100'er TL olduğunu, mahkeme dosyasına sunulan 12/07/2025 tarihli tarihli ıslah dilekçesinde ise yalnızca davalı gerçek kişiler ........ ve ........ yönünden ıslah yapıldığını, davalı anılan gerçek kişiler haricinde diğer tüm davalılar yönünden harçlandırılan dava değerinin 100 TL olarak kaldığını, vekalet ücretinin kabul ve reddedilen tutarı geçemeyeceğini, kararın talepleri şeklinde düzeltilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusur oranlarının hatalı tespit edildiğini, değer kaybı tazminatının fahiş hesaplandığını, bilirkişi tarafından iki farklı kazanın tek kaza şeklinde hatalı bir şekilde değerlendirildiğini, kazada ........ plakalı aracın sadece arka hasarından ........ plakalı aracın %100 kusurlu, ........ Plakalı aracın ön hasarı ile ........ ve ........ plakalı aracın tüm hasarından ........ plakalı aracın %100 kusurlu olduğunu, davaya konu kazada müvekkili şirket sigortalısının herhangi bir kusuru olmadığını, müvekkili şirket aleyhine tazminata hükmedilmesinin mümkün olmadığını, alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, aracın tespit edilen rayiç değerinin fahiş hesaplandığını, bilirkişi raporunda aracın geçmiş kazalarının sorgulanmadığını, başvuru şartının yerine getirilmediğini, faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini, mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava trafik kazasından kaynaklı değer kaybı ve araç mahrumiyetine ilişkindir. -Kamu düzeni ve taraf itirazları yönünden yapılan incelemede; 6100 sayılı HMK’nin Hükmün Kapsamı başlıklı 297. maddesinin 2. fıkrasına göre “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” Kanunun aradığı bu şekil, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetine sebep olabilecek, kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir. (HGK 2013/9-1989 Esas 2014/657 Karar sayılı ilamı) Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetiminin yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur. Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. 6100 sayılı HMK'nın 298. maddesi uyarınca kararını gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren yasa yolu açık olan son kararlardandır. Bu kararla, mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Ayrıca ilamların infaz edilecek kısmı, hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. Gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili İcra Mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 gün ve 2008/12-451 E.- 2008/453 K. sayılı ilamları) HMK'nun "Taleple Bağlılık İlkesi" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" hükmüne yer verilmiştir. HMK 297/2. maddede; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Anayasa m. 141/3'deki düzenleme gereğince "bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" kuralı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesi kapsamında, taraflardan biri hakkında hüküm kurulmaması ve gerekçenin yazılmaması durumunda adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinin başlığı hâkimin davayı aydınlatma ödevi olup madde metninde, hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir, hükmü düzenlenmiştir. Dava, değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli istemine ilişkin olup mahkemece tamamını değer kaybı olarak nitelendirip toplam bedele hükmedilmesi usul ve yasaya, Yargıtay uygulamasına aykırıdır. Bu itibarla değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli istemine dair her bir alacak kalemine yönelik ayrı ayrı hüküm kurulması, araç mahrumiyet bedeline ilişkin sigorta şirketleri yönünden talep bulunmadığından hükmedilmemesi gerekirken, yazılı ve yanılgılı şekilde infazda tereddüt yaratacak nitelikte, talepten fazlaya karar verilecek biçimde karar verilmesi kamu düzenine aykırıdır. Ayrıca yukarıda anlatılan ilke ve yasal düzenlemeler kapsamında somut olaya baktığımızda; maddi tazminat bakımından hüküm fıkrasında davalı sigortalar yönünden hüküm kurulmuş ise de davacının 12/07/2025 tarihli ıslah dilekçesinde sigorta şirketleri yönünden artırım yapılmadığı ancak mahkemece talebi aşar şekilde ıslah ile artırılan miktar ile de sorumlu tutulmaları yerinde görülmemiş, açıklanan yasa hükümleri doğrultusunda hangi davalı hakkında ne şekilde, hangi oranda ve miktarda karar tesis edildiği açıklanarak, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde karar verilmesi gerektiğinden, bu hususun resen gözetilmesi gereken kamu düzenine ilişkin sebeplerden olması sebebiyle davacı ve davalılar ........ ve ........'nın istinaf talebinin bu yönden de kabulüne karar vermek gerekmiştir. - Kabule göre (Davacının yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik ve davalı ........ sigortanın arabuluculuk ücretine itirazında); Mahkemece, yeniden hüküm kurulurken kabul edilen ve ıslah ile artırım talep edilen kısımların yargılama gideri ve vekalet ücretleri hesaplanırken dikkate alınması, yine davanın zorunlu arabuluculuk kapsamında bulunmaması nazara alınarak karar verilmesi gerekmektedir. Anlatılan sebep ve gerekçelerle, davacı, davalılar ........ ve ........'nın istinaf taleplerinin bu sebeplerle kabulü ile ilk derece mahkeme kararının HMK.m.353/1.a-6 gereğince kaldırılmasına dair aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı, davalılar ........ ve ........'nın istinaf taleplerinin KABULÜ ile, Yerel Mahkeme kararının esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA, 2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine, 4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yasa yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.26/03/2026 ..... Başkan ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.