Kanunda veya şirket sözleşmesinde esas sermaye payının bedeli olarak gerçek değerin öngörüldüğü durumlarda, taraflar anlaşamamışlarsa bu değer, taraflardan birinin istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir.Mahkeme, yargılama ve değer belirleme giderlerini kendi takdirine göre paylaştırır. Mahkemenin kararı kesindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkili ...'un 07.09.2016 tarihinde vefat eden dava dışı müteveffa ...’un 1/2 oranında miras payına sahip mirasçısı olduğunu, müteveffa ... 'un , vefat tarihine kadar davalı ...’nın %90 oranında paya sahip hissedarı olduğunu, ...’un 07.09.2016 tarihinde vefatı ile söz konusu %90 esas sermaye payının ipso jure (hukuken) mirasçılarına geçtiğini, davalı şirketin toplamda % 10 sermaye payına sahip iki hissedarı tarafından alınan 01.12.2016 tarihli Müdürler Kurulu Kararı ve 01.12.2016 tarihli Genel Kurul kararı ile, “Müvekkilimizin, Davalı Şirkete ortak olarak kabul edilmemesine ve % 45 oranındaki payının ve ilgili pay ile bağlı hak ve alacaklarının mevcut ortaklardan ... ve ... hesabına eşit oranlarda devralınmasına, pay için tespit edilen 500.000-TL gerçek değerin Mirasçı hesabına ödenmesine” karar verildiğini, TTK. 596’ncı maddesinin 4’üncü fıkrası gereği, Şirket, 3 (üç) ay içerisinde geçerli bir karar ile açıkça ve yazılı olarak sermaye payının geçişini reddetmemişse, onay vermiş sayılacağını, davalı şirket tarafından geçerli ve usulüne uygun bir genel kurul kararı alınmamış olduğundan, müvekkilinin ...’nın hissedarı olduğunu, davalı şirket tarafından, müvekkiline ait sermaye pay bedelinin tespiti için dava açıldığını, anılan davanın TTK 596. Madde uyarınca alınan usulüne uygun bir ret kararı bulunmadığından dava şartı yokluğundan reddinin talep edildiğini, müvekkilinin ...’da pay sahipliğinin tespiti ve Ticaret Sicil’e tescili için karşı dava açıldığını, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/872 E. sayılı dosyası kapsamında görülen dava kapsamında tefrik kararı verildiğini, ikame edilen davanın İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/755 E. sayılı dosyası kapsamında görülmesine karar verildiğini, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/755 E.-2018/989 K. Sayılı dosyası kapsamında üye hâkim ...’in muhalefetiyle oy çokluğuyla karar alındığını, anılan karara karşı istinaf yoluna başvurulduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2019/1476 E. 2020/1097 K. Sayılı ilamında davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği ve davacının davalı şirkete mirasçı sıfatıyla % 45 pay oranıyla ortak olduğunun tespiti ile sicile tesciline karar verildiğini, müvekkilinin hissedarlığının tespiti ile pay sahipliğinin ...’nın pay defterine işlenerek Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne tesciline dair karar verilmesi talepli dava İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/755 E. -2018/989 K. Sayılı dosyası kapsamında görüldüğünü, İstinaf incelemesi neticesinde alınan İstinaf Kararı ile, müvekkilinin şirket nezdindeki hissedarlığının tespit edilerek pay sahipliğinin Şirket pay defterine işlenmesi ve Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne tesciline dair karar verildiğini, İstinaf Kararı ile müvekkilinin, Muris ...’un vefat tarihinden itibaren ... nezdinde % 45 sermaye payına sahip hissedar olduğu teyit edildiğini, davalı şirket Genel Kurullarının, hiçbir çağrı usulüne uymaksızın, müvekilinin dışlanması suretiyle yapılmaya devam ettiğini, bunun son örneğinin ise 15.04.2020 tarihli Genel Kurul kararı olduğunu, usule aykırı Genel Kurul kararı ile Müdürler Kurulu ataması yapıldığını, Bu kararın yok hükmünde olduğunu, zira müdürler kurulu ataması için bir genel kurul yapılması ve genel kurula da tüm pay sahiplerinin davet edilmesinin yasal zorunluluk olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan genel kurulun çağrı usulüne uyulmaksızın gerçekleştirildiğini, çağrı usulüne uyulmaksızın yapılan genel kurul ve alınan tüm kararların butlanla batıl olup yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin hissedarı olduğu ... Ltd. Şti. adına 15.04.2020 tarihli Genel Kurul Kararının usulüne uygun alınmaması sebebiyle müdürler kurulunun seçimine ilişkin kararın yok hükmünde olduğunun tespiti ve TTK 530. maddesi uyarınca organ eksikliğinin giderilmesine, organ eksikliği giderilinceye kadar TMK 427/4 maddesi uyarınca davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, davalı ...’nın ticari defter kayıtlarının fiktif olarak tertip edilip edilmediğinin tespitine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesi 21/05/2021 tarih 2021/295 Esas sayılı ara kararında; 1-İhtiyati tedbir isteminin KISMEN KABULÜ İLE; Şirket müdürlerinin, şirketin malvarlığını azaltan ve davalı şirketi borçlandıran kararlarının denetim kayyımı onayıyla yürürlüğe girmesine şeklinde İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLMESİNE, 2-Denetim kayyımı olarak aylık 2.500-TL ücret ile ... (TC:...)'in Denetim kayyımı olarak atanmasına, karar vermiştir. Davalı vekili 29/06/2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Limited şirket genel kurul kararının butlanı ve iptalini düzenleyen TTK m. 622’de, anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağının hükme bağlandığını, anonim şirketlere ilişkin 445. maddede ise, genel kurul kararı aleyhine açılacak dava için üç aylık hak düşürücü süre belirlendiğini, iş bu sebeple açılan davanın evvela başkaca bir husus araştırılmaksızın, süre yönünden reddi gerektiğini, davacının dava hakkının zamanaşımına uğradığını, davacının 15.04.2020 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile TTK 530. Maddesi uyarınca organ eksikliğinin giderilmesine karar verilmesini talep ettiğini, davacının 15.04.2020 tarihli genel kurul kararının iptalini, genel kurul kararı ile atanan yönetimin yokluğundan bahisle kayyım atanmasını vs…. talep edebilmesinin ilk şartının, TTK 630/2. hükmünde de açıkça ifade edildiği üzere, şirketin kayıtlı ortağı olması gerektiğini, hem şirket pay defteri, hem de ticaret kayıtları ile sabit olduğu üzere, davacının şirket ortağı olmadığını, bu sebeple 15.04.2020 tarihli genel kurula katılmamış, oy kullanmamış, muhalefet şerhi derç ettirmediğini, iş bu sebeple ortaklık sıfatına haiz olmayan davacının davasının evvela aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebi ile reddi gerektiğini, davacının müvekkili şirketin ortağı olmadığını, İstanbul BAM 13 H.D.’nin 2019/1476 E. 2020/1097 K. Sayılı ilamının henüz kesinleşmediğini, söz konusu tespit hükmü kesinleşmeden, davacının şirket ortağı olduğunun ileriye sürülemeyeceğinden, şirketin kanundan ve esas sözleşmeden kaynaklanan mutat işleyişini sürdürmek için tamamen kanuna uygun bir biçimde yaptığı 15.04.2020 tarihli genel kurulu ve söz konusu genel kurulda yapılan yönetici seçimini dava etmekte hukuki menfaati olmadığını, davacının 01.12.2016 tarihli genel kurul kararının iptali için dava açtığı için, müvekkilin tüm faaliyetlerini dondurup, bu davada verilecek kararın kesinleşmesini bekleyemeyeceği, esas sözleşmesine ve kanuna uygun biçimde faaliyetlerinin devamının zorunlu olduğunu, iş bu sebeple davacının ortağı olmadığı bir şirketin, olağan faaliyetlerinin durdurulmasına yönelik dava açmakta hukuki menfaatinin mevcut olmadığını, 15.04.2020 tarihli genel kurul kararı ve yönetici seçiminin tamamen hukuka uygun olduğunu, somut olayda davacının şirket ortağı olmadığını, müvekkili şirketin organsız kalması gibi bir durum da söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin davacının iddia ettiğinin aksine 01.12.2016 tarihinden bu yana herhangi bir organından yoksun olmayıp, 2016 yılından bu yana 5 yıldır mutad faaliyetlerine devam ettiğini, şirketin esas sözleşmesi ve kanuna göre müvekkili şirketin genel kurulunun toplanarak, 15.04.2020 tarihli genel kurul kararı ile yeni yöneticilerini seçtiğini, limited şirketlerde cari olan TTK 636. maddesi de, davacının “organ eksikliğinin giderilmesine karar verilmesi” talebini karşılayacak herhangi bir düzenlemenin mevcut olmadığını, iş bu sebeple davacının “organ eksikliğinin giderilmesine karar verilmesi” yönündeki hukuki dayanaktan yoksun talebinin her halükarda reddi gerektiğini, bu nedenlerle mahkemenin denetim kayyımı atanmasına ilişkin 21.05.2021 tarihli ihtiyati tedbir kararına itirazın kabulüne, 21.05.2021 tarihli kararın kaldırılmasına, ihtiyati tedbir talebinin tümden reddine, davaya cevapların kabulüne, yargılama sonunda davanın reddine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili beyan dilekçesinde özetle; Huzurdaki davada hükmedilen tedbir kararının müvekkili nezdinde doğması muhtemel zararları önleyici mahiyette olduğunu, verilen tedbir kararının sadece denetçi kayyımı atanmasına ilişkin olup müvekkilinin pay sahipliğinin sağlayacağı haklardan tamamen bağımsız bir etkiye sahip olduğunu, müvekkilinin pay sahipliğinin tespiti için açtığı ve halihazırda Yargıtay incelemesinde olan davanın ise, dava dilekçesinde de detaylı olarak izah edildiği üzere müvekkilinin mirasçı sıfatıyla elde ettiği kanuni hakkın tespiti ve bu hakkın kullanımının sağlanmasına ilişkin olduğunu, denetçi kayyımı atanmasının, pay sahipliğinin tespiti davasının sonuçlarını sağlamaya yönelik herhangi bir işlevi olmadığını, Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/755 E. -2018/989 K. Sayılı dosyası kapsamında görülen ve halihazırda Yargıtay incelemesinde olan dava kapsamında alınan İstinaf Kararı uyarınca ... nezdinde pay sahipliğinin şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit edilen, anılan dosyanın temyiz incelemesi neticesinde kesin olarak tescil edilecek payını korumak adına huzurdaki davada ihtiyati tedbir talep ettiğini, müvekkilinin henüz şirket ortağı olmadığından bahisle genel kurul kararı iptali veya kayyım atanmasını talep edemeyeceğinin ise hukuki gerekçeden yoksun bir itiraz olduğunu, müvekkilinin şirket ortağı olduğu buna ilişkin açılan davada İstinaf Kararı ile tespit ve teyit edilmiş olup sadece temyiz incelemesi beklendiğini, mahkemece müvekkilinin pay sahipliği tescillenene kadar davalı tarafın yaratabileceği tehlike ve risklerin varlığı anlaşılmış ve son derece isabetli bir şekilde şirkete denetim kayyımı atanmasına dair ihtiyati tedbir kararı verildiğini, hukuka uygun olarak verilen denetçi kayyımı atanması kararına yönelik gerekçesiz itirazların reddi gerektiğini belirtmiştir.