Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2004 yılından itibaren Doğa Kolejinde çalışmakta olan başvurucunun iş akdi 15/2/2017 tarihinde feshedilmiş; fesih işlemi aynı tarihte başvurucuya bildirilmiştir. Noter aracılığıyla çekilen ihtarnamede "işyerinin devri nedeniyle oluşan iç ve dış işletmesel gerekler" nedeniyle başvurucunun iş akdinin feshedildiği belirtilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle işveren aleyhine 15/3/2017 tarihli dilekçeyle dava açmıştır. İstanbul Anadolu İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu, Ağustos 2016 tarihinde şirketin devredildiğini, buna mukabil kendi pozisyonunda bir değişiklik olmadığını, 2004 yılından itibaren işveren nezdinde eğitim ve öğretim operasyonları direktörlüğü görevinde aralıksız çalıştığını, işyerinin devri durumunda yapılması gerekenlerin ilgili mevzuatta açıkça düzenlendiğini, bu kapsamda işyeri devrinin fesih için haklı bir gerekçe oluşturmayıp kötü niyetle yapıldığını, feshin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. İşveren Kurum sunduğu cevap dilekçesinde usule ilişkin olarak başvurucunun işveren vekili sıfatı taşıdığını, bu kapsamda iş güvencesine tabi olmadığını belirtmiş; esasa ilişkin olarak ise darbe teşebbüsünden sonra Ağustos 2016 tarihinde işletmenin devredildiğini, iç ve dış işletmesel gerekler kapsamında olağanüstü hâl (OHAL) kanun hükmünde kararnameleri (KHK) çerçevesinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi şüphesi altında olan personelin görevden uzaklaştırıldığını, başvurucu hakkında da bu yönde yapılan incelemeler çerçevesinde Başsavcılık nezdinde 2016/147152 sayılı dosyada devam eden bir soruşturma olduğu bilgisinin edinildiğini, mevcut durum karşısında başvurucunun istihdamının mümkün olmadığını ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Başvurucu; işveren Kuruma cevaben verdiği dilekçede usuli itirazlara ilişkin olarak işveren vekili sıfatı taşımadığını belirtmiş; esasa ilişkin olarak ise mevcut soruşturma yönünden gizlilik kararı bulunduğunu, nitekim kendisinin de soruşturmanın varlığından ilk defa işverenin cevap dilekçesi ile haberdar olduğunu, darbe teşebbüsünden sonra millî güvenliğe yönelik alınan tedbirler kapsamında bazı kurumların devrine karar verildiğini, Doğa Kolejinin de bunlardan biri olduğunu, özel okulların satışı esnasında satan grup ile satın alan grup bünyesinde bulunan çalışanların tamamının bahsedilen FETÖ/PDY soruşturmasına konu edildiğini, bu dosyaların özel okul çalışanları için yapılan zorunlu GBT sorgulaması dışında herhangi bir işlem görmediğini, nitekim kendisi hakkında da herhangi bir gözaltı ya da tutukluluk tedbiri uygulanmadığı gibi ifadesinin dahi alınmadığını ifade etmiş ve feshin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme 17/11/2017 tarihli duruşmada başvurucu hakkında Başsavcılık nezdinde yürütülen soruşturma dosyasının örneğini talep etmiş ve taraf tanıklarını dinlemiştir. Bu kapsamda ifadesine başvurulan başvurucu tanığı S.B.Ç. ile H.B. beyanlarında genel olarak başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısına dair bilgi sahibi olmadıklarını, Doğa Kolejinin özel durumu nedeniyle genel olarak kendileri de dâhil birçok çalışan hakkında benzeri iddiaların ortaya atıldığını ancak ispata elverişli bir bilgi ya da belge ortaya konulamadığını, ayrıca başvurucunun işveren vekili sıfatı olmadığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca davalı tanığı A.R.nin de ifadesine başvurmuştur. A.R. beyanında, başvurucunun eğitim operasyonlarından sorumlu direktör ve aynı zamanda kurucu temsilci olduğunu, bu kapsamda işveren temsilcisi sıfatı taşımadığını, direktörlük pozisyonu kapatıldığı için işten çıkarıldığını, FETÖ/PDY kapsamında soruşturma geçirdiğine dair tarafına resmî bir evrak gelmediğini, iş akdinin bu sebeple feshedildiğine dair bilgi sahibi olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme 7/12/2017 tarihli duruşmada dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu kapsamda 7/3/2018 tarihli dilekçeyle davalı Kurum tarafından bilirkişi incelemesine esas alınacak bilgi ve belgeler dosyaya gönderilmiştir. Bunlar arasında Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğünden (Emniyet) gelen 27/2/2017 tarihli bir talep evrakı bulunmaktadır. Emniyet, talep yazısında Kurum çalışanlarından 103 kişinin isminin yer aldığı bir liste göndererek söz konusu listede adı geçen kişilere dair 2016/147152 soruşturma numarası ile yürütülmekte olan Başsavcılık dosyasına esas olmak üzere gerekli bilgi ve belgeleri istemiştir. Bu listenin sırasında Z. T. ismi yer almaktadır. Başvurucu 19/3/2018 tarihli dilekçeyle bu listenin delil olarak sunulmasına itiraz etmiş ve isminin Z. T. olduğunu, dolayısıyla listede adı geçen kişi olmadığını, kaldı ki söz konusu listenin fesih tarihinden sonra Kuruma geldiğini, doğal olarak ceza soruşturmasının feshe gerekçe yapılmasının mümkün olmadığını ileri sürmüştür. 30/4/2018 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun iş akdinin feshine dayanak işletmesel karara ilişkin veriler şöyle sıralanmıştır:"i. Ağustos/2016 tarihinde Doğa Okulları tüm kampüs, yerleşkeler ve çalışanları ile birlikte devir edilmiştir.ii. Şirket bünyesinde bazı çalışanların FETÖ bağlantısı olabileceği bilgisinin edinildiği ve bu nedenle şirket bünyesinde FETÖ bağlantısı bulunan ve kuvvetli şüphe bulunan kişilerin iş sözleşmelerinin feshedilme kararının alındığı,iii. Davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017 tarih ve 2016/147152 sayılı dosyası ile soruşturma dosyası..."- Bilirkişi raporunda varılan sonuç ve kanaat ise şu ifadeler ile ortaya konulmuştur:"Davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017 tarih ve 2016/147152 sayılı dosyası ile soruşturma dosyasının dosya içerisinde mevcut olduğu,Davacının işyerindeki görevi ve işyeri organizasyonundaki pozisyonunun isim değişikliği olmakla birlikte halen devam etmekte olduğu,Davacının iş akdinin feshinden sonra, davacının görevlendirilmesi mümkün pozisyonlara yeni personel alımının olduğu, Davalı tarafça iddia edilen, davacının işveren vekili olması ve bu nedenle iş güvencesikapsamında bulunmadığı iddiasının, davacı özelinde mümkün olduğunun kabul edilemeyeceği ve davacının iş güvencesi şartlarını taşıdığı..." Mahkeme 31/5/2018 tarihli gerekçeli kararında davanın kabulü ile feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Davacının FETÖ kapsamında soruşturma geçirdiği savunulan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/147152 soruşturma sayılı dosyası hakkında gizlilik kararı bulunduğundan dosyanın celp edilemediği anlaşılmıştır. ...Davacıya ait özlük dosyası, SGK kayıtları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; davalı işverenlikçe davacının iş akdi her ne kadar fesih bildirimine göre 'iş yerinin devri nedeniyle oluşan iş ve dış işletmesel gerekler nedeniyle' İş Kanunun Maddesi uyarınca feshedilmiş ise de; feshe konu edilen FETÖ soruşturmasına ait Ataşehir Emniyet Müdürlüğünden davacı hakkında yürütülen gizli soruşturma nedeniyle bilgilerinin istenilmesine ilişkin yazının tarihinin fesih tarihi 2017 tarihinden sonra 2017 tarihli olduğu, davacının adı Z. T. olmasına rağmen söz konusu emniyet yazısında davacı olduğu iddia edilen kişinin isminin Z. T. olarak yer aldığı, fesih bildiriminde yazan 'iş yerinin devri nedeniyle oluşan iş ve dış işletmesel gerekler nedeniyle' şeklindeki sebebin İş Kanunun Maddesi aradığı şekilde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde ortaya koyan bir bildirim olmadığı, Bilirkişi heyet raporuna göre davalı işverenlikçe feshe son çare olarak başvurulmadığı anlaşılmakla davacının haklı davasının kabulüne, çalışma süresi ve kıdemi nazara alınarak işe başlatılmaması halinde tazminatın 5 ay olarak belirlenmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir." Davalı Kurum, karara karşı 4/7/2018 tarihli dilekçeyle istinaf talebinde bulunmuş, başvurucunun işveren vekili sıfatı olmakla iş güvencesine tabi olmadığı iddiasını tekrarlamış, fesih nedenine ilişkin olarak da ceza soruşturmasının fesih tarihinden önce başlatıldığını, her ne kadar soruşturmaya ilişkin yazılı belge fesih tarihinden sonra Kuruma ulaştıysa da öncesinde şifahen durumdan haberdar olunduğunu ve iş sözleşmesinin bu gerekçe ile feshedildiğini, ayrıca Z. T. ismine ilişkin itirazlar yönünden Mehmet isminin sehven yazıldığının açık olduğunu, listede adı geçen kişinin başvurucu olduğunu, Kurumun ulusal çapta faaliyet gösterdiği ve prestijini korumak açısından her türlü önlemi alması gerektiği gözönüne alındığında başvurucuya ilişkin kuvvetli şüphe nedeniyle yapılan feshin geçerli olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, istinaf dilekçesine cevaben verdiği dilekçede yargılama sürecinde ileri sürdüğü iddiaları tekrarlayarak feshe dayanak gösterilen yazıda Doğa Okullarında çalışan tüm personelin listesinin istendiğini ancak ismi geçen şahısların çoğunun aktif olarak çalışmaya devam ettiğini, davalı Kurumun iddiaları karşısında personelin tamamının işten çıkarılması gerektiğini belirtmiş ve feshin hukuka aykırı bir şekilde yapıldığını iddia etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 24/9/2019 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun kabulüne, incelemeye konu gerekçeli kararın kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... Dosya içeriğine göre davalı vekili cevap dilekçesindeki açıklamalarında; davacının FETÖ-PDY ile bağlantısı tespit edildiğinden iş akdinin sona erdirildiğini belirtmiş olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen 2016/147152 CBS sayılı dosyasında gizlilik kararı bulunduğundan dosyanın celp edilemediği, davalı şirketin savunmasına istinaden, terör örgütü ile irtibat veya iltisakı bulunduğuna dair hakkında kanaat edinilen bir işçiyi çalıştırmaya devam etmenin, yani iş sözleşmesinin devamını davalı işverenden beklemek mümkün olmadığı gibi iş sözleşmesinin devamının çekilmez hale geldiğini kabul etmek gerekeceği, davacı işçinin böyle bir şüphe altında iken davalı işverenden işçinin iş sözleşmesinin devamını beklemenin iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gibi davalı işverene de bu nedenle iş akdini sonlandırma yetkisi vermesi gerektiği, feshin, şüphe feshinin şartlarını taşıdığı ve geçerli nedene dayandığı gerekçesi ile davanın reddi gerekmekte olduğu kanaatine varılmıştır.Davacı ile davalı arasında 31/08/2011 tarihinde 1 yıllık sözleşme yapıldığı, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında görev alan eğitim personeli sözleşme formunun yenilenmediği, her ne kadar davacı 2011 yılında 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında işe başlamış ise de sözleşme yenilenmediğinden ve iş yeri kayıtları bilahare 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında çalışma yapmayıp eğitim direktörlüğü (idari) görevini yürüttüğü, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında bulunduğu, iş güvencesi hükümlerinden yararlandığı anlaşılmıştır.Dosya kapsamı, ilk derece mahkemesi kararının dayandığı deliller, delillerin takdiri, karar gerekçesine göre istinaf başvuru nedenleriyle sınırlı olmak ve kamu düzeni kapsamında yapılan inceleme sonucunda davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE oy birliği ile karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki hüküm kurulmuştur." Nihai karar başvurucu vekiline 24/10/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 21/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Öte yandan Başsavcılık 4/3/2020 tarihinde başvurucu hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı vermiştir. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.