11. Hukuk Dairesi 2024/529 E. , 2024/9335 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1254 E., 2023/1650 K. HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/753 E., 2020/445 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tara
**11. Hukuk Dairesi 2024/529 E. , 2024/9335 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1254 E., 2023/1650 K. HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/753 E., 2020/445 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde kayıtlı bulunan davalı şirketin Bursa ilinde bulunan eğitim kurumlarının kanunen bulunması gereken şube tescillerinin bulunmadığını, davalının tescile davet yazısına olumsuz cevap verdiğini ileri sürerek davalıya ait Özel ... Anaokulu, Özel Nilüfer ... Anaokulu, Özel ... Bursa İlk Okulu ve Ortaokulu ile Özel ... Bursa Anadolu ve Fen Liselerinin şube tescili hususunda kanaat oluştuğu takdirde Bursa Ticaret Sicili Müdürlüğünce tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; özel eğitim hizmetleri alanında faaliyet yürüten müvekkilinin -anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise türündeki okullar- ile ilgili işlemlerde öncelikle 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (5580 sayılı Kanun) ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nin hükümlerine göre hareket etmek zorunda olduğunu, ilgili mevzuatta, kurum sahibi ve adına kurum açma izni düzenlenenler için "Kurucu" kavramının kullanıldığını, kurucunun ise "gerçek" ya da "tüzel kişi" olabileceğinin belirtildiğini, kurucunun yani kurum sahibinin tüzel kişi olması halinde ise tüzel kişi adına hareket etmek üzere seçilen gerçek kişi olarak kurucu temsilcisi tanımlanmadığını, tüm kurum/okul işlemlerinde öncelikle Milli Eğitim Mevzuatı'na uygun hareket etmek zorunda olduğunu, Milli Eğitim Mevzuatı'na ilişkin hükümlerin davacının dilekçesine dayanak gösterdiği mevzuat hükümlerine göre daha özel nitelikli bulunduğu, Milli Eğitim Mevzuatı'nın ilgili hükümlerine uygun hareket edilmemesi halinde kurum/okul açılışı yapamayacağını ve özel öğretim hizmeti veremeyeceğini, davacının iddialarının aksine davalı kurumun Bursa ili sınırları içerisindeki kurumları/okulları için "Bursa Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde şube tescili" yaptırmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, somut olayda eğitim kurumları açıp işletmek amacıyla kurulmuş bir şirket olan davalının muamele merkezinin dışında bir yerde eğitim kurumu açmasının “şube açmak” anlamına gelip gelmediğinin tartışılması gerektiği, esasen bir ticaret şirketinin, merkeze bağlı bulunduğu halde kendi müstakil sermayesi ve muhasebe sistemi bulunan yahut kendi başına ticari faaliyet ve muamele yapan yerler yahut satış mağazaları açtığı taktirde şube açmış sayılacağı, şubelerin de merkezin ticaret ünvanını şube olduğunu belirterek kullanmak zorunda olduğu, Ticaret Sicil Yönetmeliğinin 118’inci maddesine göre şubelerin de tescile tabi olduğu, normal şartlarda bu zorunluluk yerine getirilmezse 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 32 inci maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiği, ancak davalının hukuki durumunın farklı olduğu, davalı şirketin 5580 sayılı Kanun'a tabi olduğu, kurum açılması işlemlerinin denetiminin Milli Eğitim Bakanlığına ait olduğu, bir özel öğretim kurumunun herhangi bir yerde okul yahut benzeri eğitim kurumu açmasının şube açmak anlamına gelmeyeceği, bilakis eğitim kurumu açmanın şirketin temel faaliyet alanı olduğu, eğitim kurumunun da birden fazla yerde açılabileceği gibi tek okul şirketin merkez adresinden farklı yerde de faaliyet gösterebileceği, zaten yasal zorunluluklar sebebiyle okul isimlerinin bulundukları yeri de göstermek zorunda olduğu, bu durumun şube kavramı ile özel eğitim kurumu sayılan okul, dersane, kurs ve benzeri yapıların farklı olduğunu açıkça ortaya koyduğu, her özel eğitim kurumunun bir şube olmadığı, nitekim uzun yıllardır devam eden uygulamanın da bu yönde olduğu, asıl denetimi elinde bulunduran Milli Eğitim Bakanlığı'nın kurumlara yönelik böyle bir zorunluluk da ön görmediği, özü itibariyle bir ticaret şirketi olsa ve tacir gerçek kişi tarafından işletilse bile özel eğitim kurumu sadece kâr elde etmek amacıyla işletilmeyeceği, keza bir Özel Eğitim Kurumunun yeni bir kurum (mesela okul) açmasının da 6102 sayılı Kanun anlamında şube açmak gibi olmadığı 5580 sayılı Kanun'un 3’üncü maddesinde yazılı şartlara tabi olduğu, sonuç itibariyle davalının tabi olduğu kanun gereğince farklı hukuki statüde olduğu dikkate alındığında değişik yerlerdeki okulların bir şube gibi değerlendirilip tescile tabi tutulması doğru olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalıya ait bir kısım okullarının şube olarak tesciline karar verilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 32 ve 48 inci maddeleri. 3. 5580 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 12 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 24.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.