Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1314 E. , 2024/4187 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1314 Karar No : 2024/4187 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : 1- (DAVALI) ... Valiliği (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF : (DAVACILAR) 1- ... Barosu Başkanlığı 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YAR…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1314 E. , 2024/4187 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1314 Karar No : 2024/4187 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : 1- (DAVALI) ... Valiliği (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF : (DAVACILAR) 1- ... Barosu Başkanlığı 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Bursa İli, Orhangazi İlçesi, ... Mahallesi, ... parsel sayılı taşınmazda gerçekleştirilmesi planlanan "Zeytinyağı Üretim Tesisi" projesine ilişkin olarak Bursa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nce verilen ... tarih ve ... sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince verilen kararda; Mahkemece yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan bilirkişi raporu ile dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden, dava konusu işleme esas alınan nihai proje tanıtım dosyasında, kapasite artışı planlanmasına rağmen kurum görüşlerinin yeni kapasiteye yönelik olmaması, kapasite artışının çevresel etkilerinin yeterince değerlendirilmemesi, proses kaynaklı atıksu ve sulu prinanın biriktirilmesine yönelik alınan önlemlerin yetersiz olması, faaliyetin İznik gölüne olan çevresel etkilerinin değerlendirildiği teknik uygunluk raporunun mevcut haliyle yetersiz olması, projenin işletme aşamasın ilişkin ortaya çıkabilecek çevresel etkilere ve bu etkiler karşısında alınması öngörülen önlemlere proje tanıtım dosyasında yer verilmesine rağmen, inşaat aşamasında ortaya çıkabilecek çevresel etkilere ilişkin değerlendirmeye yer verilmemiş olması, proje tanıtım dosyasının jeoloji, depremsellik ve hidrojeoloji yönünden eksik ve yetersiz olması, tarım alanında kalan tesisin proje tanıtım dosyasında tarım alanlarıyla ilgili arazi kullanım kabiliyetleri hakkında değerlendirme yapılmamış olması, proje tanıtım dosyasını hazırlayanlar arasında ziraat mühendisinin bulunmaması, proje tanıtım dosyasında sunulan floristik gözlemlerde sadece bir mevsimi ve bir günü içeren saha çalışmalarının proje alanının florasını belirlemek için yeterli olmaması, proje tanıtım dosyasında geçen ve proje sahasında da tespit edilen Rumex türlerinin flora uzmanları tarafından tür teşhişlerinin yapılıp, çiçeklenme ve tohum zamanlarında takip edilmesinin ve endemik olup olmadığının bilimsel olarak aydınlatılmasının gerekli olmasına rağmen yapılmamış olması, proje raporunda sunulan faunistik gözlemlerde sadece bir mevsimi ve bir günü içeren saha çalışmalarının proje alanının faunasını belirlemek için yeterli olmaması nedenleriyle dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 1-Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin mevzuata uygun olarak ve ilgili idarelerin görüşleri alınmak suretiyle tesis edildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun içeriği ile sonuç kısmı arasında çelişkinin mevcut olduğu, bilirkişi raporunun diğer kısımlarında herhangi bir eksiklik tespit edilmemişken sonuç kısmında olumsuz tespit ve kanaatlere yer verildiği, proje tanıtım dosyasının projenin gerçekleştirilmesinin planlandığı alanda uzman kişiler tarafından bilimsel verilere dayanılarak hazırlanmış olduğu ileri sürülmektedir. 2-Davalı yanında müdahil tarafından, Mahkeme kararının yalnızca bilirkişi raporundan alıntı yapılmak suretiyle yazıldığı hiç bir gerekçe içermediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksiklik ve çelişkiler barındırdığı proje tanıtım dosyasından yasal düzenlemelerden ve bir akademik eserden kopyalanmak suretiyle oluşturulduğu, bilirkişilerin kendi tespitleri ile de çelişkili şekilde raporun sonuç kısmında olumsuz görüş bildirdikleri, ek bilirkişi alınması taleplerinin Mahkemece karşılanmadığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunun bilirkişi raporunda baskın bir şekilde ortaya konulmuş olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : Kararın; davacılardan Bursa Barosu Başkanlığına ilişkin kısmı bakımından; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1/a bendinde; iptal davaları "idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar" olarak tanımlanmakta; yargı kararlarında "menfaat" kavramının davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki bağı, ilgiyi ifade ettiği belirtilmekte ve idari işlem ile dava açan kişi arasında meşru, güncel ve ciddi bir ilişki söz konusu ise, davada menfaat bağının bulunduğu kabul edilmekte; bunun dışında ayrıca sübjektif bir hakkın ihlâl edilmesi koşulu aranmamaktadır. Dolayısıyla, iptal davasının gerek anılan maddede, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri gözönüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü, idarenin işlemleriyle istikrarsızlığa neden olmaması ve işleyişinin olumsuz etkilenmemesi için zorunlu bulunmaktadır. Anayasanın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzelkişilikleri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun baroların kuruluş ve niteliklerini düzenleyen 76. maddesinin birinci fıkrasında baroların; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu; Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. Maddesinde de, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir. Baroların hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak konusunda yasal olarak yetkili kılındığı konusunda duraksama bulunmamakla birlikte, Baroların hukukun üstünlüğünü savunma görevinin avukatlık mesleğinin geliştirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinden, Baronun avukatlık mesleğini ilgilendirmeyen ve avukatların ortak menfaatlerini koruma amacı dışında kalan işlemleri dava konusu etmesi durumunda, bu davaların subjektif ehliyet koşulunun bulunmaması nedeniyle reddedileceği tabiidir. Her ne kadar; Danıştay kararlarında, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyeti geniş yorumlanarak, özellikle yörede ikamet eden vatandaşların da dava açma ehliyetlerinin bulunduğunun kabul edildiği görülmekte ise de, çevreyi geliştirmeyi, çevre sağlığını korumayı, çevre kirliliğini önlemeyi Devlete bir ödev olarak veren, ayrıca herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu belirten Anayasa'nın 56. maddesine dayanılarak, yaşadığı çevre ile ilgili işlemler nedeniyle, Anayasal hakkı ihlal edilen kişilerce açılan söz konusu davaların, bu dava için emsal oluşturmayacağı açıktır. Bu durumda; baroların yukarıda yer verilen kuruluş amaçları dikkate alındığında; davacılardan Bursa Barosu Başkanlığının dava konusu işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı anlaşıldığından, davacılardan Bursa Barosu Başkanlığı yönünden davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekmekte iken, esasının incelenmek suretiyle karar verilmesinde hukuki isabet görülmemektedir. Kararın; diğer davacılara ilişkin kısmına gelince; İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idare ile davalı idare yanında müdahilin temyiz istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 2. Temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ... Barosu Başkanlığı dışındaki diğer davacılara ilişkin kısmı yönünden oybirliğiyle ONANMASINA, 3. Mahkeme kararının ... Barosu Başkanlığına ilişkin kısmının oyçokluğuyla BOZULMASINA, ... Barosu Başkanlığı yönünden oyçokluğuyla DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, 4- Dava kısmen ehliyet ret kararıyla sonuçlandığından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız işler için belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davacı ... Barosu Başkanlığından alınarak davalı idareye verilmesine, 5-... Barosu Başkanlığı tarafından yapılan ve haklılık durumuna göre belirlenen ...-TL yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 6. Davalı idare yanında müdahil tarafından yapılan yargılama giderinin haklılık durumuna göre belirlenen ... TL'sinin ... Barosu Başkanlığından alınarak müdahile verilmesine, davalı idare tarafından yapılan yargılama giderinin haklılık durumuna göre belirlenen ... TL'sinin ... Barosu Başkanlığından alınarak davalı idareye verilmesine, 7. Dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 8. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 26/06/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Anayasanın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin ise Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu yönünde kural benimsenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 76. maddesinde; baroların, avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken, 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanunun 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış, 1136 sayılı Kanunun Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine yine 4667 sayılı Kanun ile eklenen 21. bentte de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir. 1136 sayılı Kanunun 76. ve 95. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır. Danıştay kararları ışığında konuya bakıldığında; Avukatlık Kanununda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir. Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Baronun açtığı başka bir davada 07/04/2005 tarih ve E:2003/417, K:2005/234 sayılı kararıyla; hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmakla görevli bulunan Baronun, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile Anayasanın eşitlik ilkesi, kişinin dokunulmazlığı ilkesi, özel hayatın gizliliği ilkesi, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin ancak Kanunla sınırlanabileceği ilkesinin ihlal edildiğini, öğrenim özgürlüğünün engellendiğini öne sürerek bakılan davayı açtığı göz önünde bulundurulduğunda, iptalini istediği Yönetmelik hükümleri ile menfaat ilgisinin bulunduğunun açık olduğu gerekçesiyle davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiştir. Ayrıca sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, Anayasada, gerçek-tüzel kişi ayrımı gözetilmeksizin herkes için tanınmış ve Çevre Kanunu ile meslek kuruluşlarının da (yukarıda vurgulanan rolleri ile) herkes kavramı içerisine dahil oldukları hususu açıkça ifade edilmiştir. Böylelikle; Anayasanın çevre hakkı ve çevrenin korunması ile ilgili hükümleri, yasa koyucu tarafından da bütüncül ve kapsayıcı bir şekilde yorumlanıp anlamlandırılarak, yukarıda aktarıldığı biçimde, Yasa metninde ifadesini bulmuştur. Dolayısıyla, kuruluş belgelerinde yazılı olmasa dahi, her bir meslek kuruluşunun, çevreyi ilgilendiren konularla ilgili olarak, aynı gerçek kişiler gibi subjektif dava ehliyetine sahip olduğu açıktır. Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir. 23/03/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelikte değişiklik yapan 19/03/2021 tarihli ve 31428 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik yapılmasına Dair Yönetmelik hükümlerinin iptali istemiyle dava dilekçesinde ileri sürülen hukuka aykırılık nedenleri de dikkate alındığında, çevrenin korunması bakımından toplumun genelini ilgilendiren bu düzenleyici işleme karşı Baro tarafından açılan davanın, genel kamu yararı ve düzeni ile ilgili bulunduğu açıktır. Hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, düzenlemenin değinilen niteliği de dikkate alındığında, dava açma ehliyeti bulunduğundan, davacılardan ... Barosu Başkanlığı açısından da işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla, baro açısından verilen ehliyet nedeniyle ret kararına katılmıyorum.