Başvuru, karşılıklı boşanma, nafaka ve tazminat talepleriyle açılan davada uyuşmazlığın esasına etki edecek iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, Yargıtayca karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararla birlikte para cezası ödenmeye mahkûm edilme nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; karşılıklı boşanma, nafaka ve tazminat talepleriyle açılan davada uyuşmazlığın esasına etki edecek iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, Yargıtayca karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararla birlikte para cezası ödenmeye mahkûm edilme nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 27/5/2013 tarihinde Ankara Aile Mahkemesinde boşanma ve tazminat talepli, davalı eşi ise aynı Mahkemede karşı dava olarak boşanma, nafaka ve tazminat talepli dava açmıştır. Davalı; başvurucunun, önceki evliliğinden olan kızıyla kendisini darbederek evden kovduğunu, evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, aşağıladığını, kendisine hakaret ettiğini, şiddet uyguladığını, soğuk ve ilgisiz davrandığını, gece geç saatlerde aşırı alkol almış şekilde eve geldiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, yargılama sırasında İsveç Solna Başlangıç Mahkemesinin 6/11/2014 tarihli kararını Mahkemeye sunmuştur. Söz konusu karar incelendiğinde başvurucunun davalı eşi ve davalının eski eşinden olan kızı ile birlikte İsveç'te aynı evde yaşadıkları esnada 11/1/2013 tarihinde davalıya karşı gerçekleştirdiği iddia edilen müessir fiil ve tehdit eylemlerinden cezalandırılması ve tazminat talebiyle dava açtığı görülmüştür. Bu davada davalı eş; başvurucunun, kendisini ve kızını evden dışarı attığını, dövdüğünü ve tehdit ettiğini, bir otelde yaşamak zorunda kaldıklarını iddia etmiştir. Solna Başlangıç Mahkemesi, müessir fiil ve tehdit eylemlerini başvurucunun gerçekleştirdiği iddiası ile ilgili olarak tanıkları dinlemiş ve bu iddiaların mahkûmiyet kararı vermesine temel oluşturmadığını belirterek davanın düştüğüne, tazminat talebinin de kabul edilmediğine karar vermiştir. Ankara Aile Mahkemesi yargılama sırasında taraflara delillerini sunmaları için süre vermiş, başvurucu tanık bildirmemiş, davalı tarafın bildirdiği tanıklar istinabe yoluyla dinlenmiştir. Mahkeme dinlediği tanıklar ve dosya içinde yer alan delilleri bir bütün olarak değerlendirerek aşağıda belirtilen gerekçelerle başvurucunun açtığı asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne karar vermiştir:"...İddia, savunma, toplanan kanıtlar, dinlenen tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamından ve kocanın kesin sürede delil bildirmemesi de dikkate alınarak; tarafların 31/07/2006 tarihinde evlendikleri, müşterek çocuklarının bulunmadığı, tarafların ikinci evliliklerinin olduğu, davalı/k.davacı kadının ilk evliliğinden kızının da taraflarla birlikte yaşadığı, davacı/k.davalı kadının Türkiye'de diş hekimi iken evlenmekle 2010 yılı Ağustos ayında İsveç'e gittiği, kocanın eşini yetersiz koşullarda ve yetersiz ev ortamında barındırarak birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine şiddet uyguladığı, yine kocanın evlenirken mali ve sosyal durumu hakkında kadını yanılttığı, eşini kimse ile görüştürmediği, hakaret ettiği, eşine fahişe dediği, eve geç geldiği, alkol kullandığı, eşini evden attığı, eşini kovduktan sonra eşinin kızı hakkında da kötü sözler söylediği, tarafların İsveç'te açılan boşanma davası sonucunda boşandıkları, ancak bu ilamın tanınmadığı, taraf vekillerince de bu konuda dava açılmayacağının duruşmada beyan edildiği, taraflar arasındaki evlilik birliğinin sarsıldığı, kocanın tam kusurlu olduğu, tam kusurlu eşin boşanma davasının dinlenemeyeceği ve reddinin gerekeceği anlaşıldığından kadının davasının kabulü ile tarafların TMK.nun 166/maddesi uyarınca boşanmalarına, davalı-k.davacı kadın için TMK.nun maddesi uyarınca tedbir nafakası takdiri ile boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceğinden ayrıca TMK.nun maddesindeki diğer koşulların da gerçekleşmesi nedeniyle yoksulluk nafakası takdirine, tarafların yukarıda açıklanan kusur durumu, yaşları, evlilik süresi, tarafların mali sosyal durumu dikkate alınarak davalı-k.davacı kadın yararına TMK.nun 174/1-2 maddesi koşullarının gerçekleşmesi ve kişilik haklarına saldırı nedeniyle maddi ve manevi tazminat takdirine, talep nedeniyle tazminatlara faiz yürütülmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur..." Başvurucu, İsveç Solna Başlangıç Mahkemesinin davalının dayandığı hakaret ve şiddet olaylarının dayanaksız olduğuna ilişkin kararının olduğunu, Mahkemenin bu kararının dikkate alınmadığını belirterek duruşmalı temyiz talebinde bulunmuş; davalı ise hükmedilen tazminat miktarının düşük olduğunu belirterek temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/4/2018 tarihli kararı ile hüküm onanmış, başvurucu, temyiz incelemesinin yokluğunda duruşmalı olarak yapılmadığı gerekçesiyle karar düzeltme talep etmiş, anılan Daire 9/5/2019 tarihli kararla karar düzeltme talebini kabul ederek onama kararını kaldırmış, temyiz incelemesinin tekrar duruşmalı olarak yapılmasına karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/7/2019 tarihli kararı ile tarafların huzurunda yapılan duruşma sonucunda hüküm onanmıştır. Başvurucunun yeniden karar düzeltme talebi ise anılan Dairenin 11/11/2019 tarihli kararı ile reddedilmiş, başvurucu aleyhine 390 TL karar düzeltme para cezası verilmiştir. Bu karar 30/11/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili 30/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Kesin hüküm" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir."