11. Ceza Dairesi 2009/12104 E. , 2010/828 K. "İçtihat Metni" Hizmet nedeni ile emniyeti suistimal suçundan sanık ... ve ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2. maddesi uyarınca ayrı ayrı 1 yıl hapis ve 600 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca 2.190 yeni Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca doğrudan hükmedilen adli para cezası
**11. Ceza Dairesi 2009/12104 E. , 2010/828 K.** **"İçtihat Metni"** Hizmet nedeni ile emniyeti suistimal suçundan sanık ... ve ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2. maddesi uyarınca ayrı ayrı 1 yıl hapis ve 600 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca 2.190 yeni Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca doğrudan hükmedilen adli para cezası ile hapisten çevrilen adli para cezasının toplanarak ayrı ayrı 2.790 yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmalarına dair Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2007 tarihli ve 2004/897 esas, 2007/235 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Gerekçeli karar başlığında karar tarihinin 11/04/2007 yerine 04/06/2005 olarak hatalı yazılmasının mahallinde düzeltilebileceği nazara alınarak yapılan incelemede, 1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe olduğundan bahisle sanıklar hakkında hizmet nedeni ile emniyeti suistimal suçundan anılan Kanun'un 155/2. maddesi uyarınca 30 gün karşılığı 600 yeni Türk lirası ile birlikte verilen 1 yıl hapis cezasının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca günlüğü 6 yeni Türk lirası üzerinden paraya çevrilerek toplam 2.790 yeni Türk lirası adli para cezasına karar verilmiş ise de, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun 9. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklinde düzenleme uyarınca sanığın 16/04/2002 tarihinde işlemiş bulunduğu suçu sebebiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 647 sayılı Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu belirlenen ceza ile 5237 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle belirlenen cezanın karşılaştırılması gerektiği gözetilmeden 5237 sayılı Kanun lehe kabul edilip uygulama yapıldıktan sonra, 765 sayılı Kanun'un 72, 647 sayılı Kanun'un hükümlerinin uygulanmasında, 2-5237 Sayılı Kanunda cezaların içtimasına yer verilmemiş olup 5275 Sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca her bir cezanın diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı koruduğu gözetilmeden cezaların içtimasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 17.04.2009 gün ve 2009/4601-23009 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 20.05.2009 gün ve KYB.2009/107073 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.03.2008 gün ve 7/56 sayılı kararında da açıklandığı üzere, yokluklarında verilen hüküm ile atanan zorunlu müdafiinin temyiz dilekçesinin, kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar olmayan sanığa usulüne uygun olarak tebliğ olunması gerekmektedir. Öte yandan, Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre, kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar olmayan sanık ...’a, yokluğunda verilen gerekçeli kararın tebliğ edilmediği gibi, vaki temyiz istemi mahkemece red edilen sanık ...’a anılan red kararına karşı başvurabileceği kanun yolu, süresi, mercii ve yöntemi açıklanmadan, CMK’nın 232. maddesine aykırı biçimde verilen 25.09.2008 gün ve 2004/897 esas, 2007/235 sayılı ek kararının da tebliğ edilmediği anlaşılmakla, sanıkların anılan kararlara karşı başvuru hakları ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.04.2007 gün ve 2004/897 esas, 2007/235 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, anılan tebligatların usulüne uygun şekilde tebliği hususunun mahkemesince ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 12.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.