19. Ceza Dairesi 2016/9240 E. , 2018/8573 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 5187 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 5187 sayılı B
**19. Ceza Dairesi 2016/9240 E. , 2018/8573 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 5187 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Yeniden yayım" başlıklı 24/1. maddesi; "Bir süreli yayında yayımlanmış haber, yazı ve resimleri kaynak göstermeksizin yeniden yayımlayanlar beşmilyar liradan onmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu eserleri, yeniden yayım hakkı saklı tutulmuş olmasına rağmen, süreli yayın sahibinin izni olmadan yeniden yayımlayanlar yirmimilyar liradan kırkmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar." "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesi; "Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir. Bu Kanun basılmış eserlerin basımı ve yayımını kapsar.", "Tanımlar" başlıklı 2. maddesi; "Bu Kanunun uygulanmasında; a) Basılmış eser: Yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı, resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını, b) Yayım: Basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulmasını, c) Süreli yayın: Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını, d) Yaygın süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından aynı isimle basılan ve her coğrafi bölgede en az bir ilde olmak üzere, ülkenin en az yüzde yetmişinde yayımlanan süreli yayın ile haber ajanslarının yayınlarını... ...g) Yayın türü: Süreli yayınların yaygın, bölgesel ve yerel yayın türlerinden hangisinin kapsamında olduğunu... ...j) Yayımcı: Bir eseri basılmış eser durumuna getirip yayımlayan gerçek veya tüzel kişiyi...ifade eder." "Zorunlu bilgiler" başlıklı 4. maddesi; "Her basılmış eserde, basıldığı yer ve tarih, basımcının ve varsa yayımcının adları, varsa ticarî unvanları ve işyeri adresleri gösterilir. İlân, tarife, sirküler ve benzerleri hakkında bu hüküm uygulanmaz. Haber ajansı yayınları hariç her türlü süreli yayında, ayrıca yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün adları ve yayının türü gösterilir." "Dava süreleri" başlıklı 26. maddesi; "Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak, günlük süreli yayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserler yönünden altı ay içinde açılması zorunludur. Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihten başlar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz. Sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlatıldığı iddia edilen eserden dolayı yayımlatan aleyhine açılacak dava yönünden süre, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilecek beraat kararının kesinleşmesinden itibaren başlar. Sorumlu müdürün yayımlanan eserin sahibini bildirmesi durumunda, eser sahibi aleyhine açılacak davada süre, bildirim tarihinden itibaren başlar. Kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda dava açma süreleri, suç için kanunun öngördüğü dava zamanaşımı süresini aşmamak şartıyla, suçun işlendiğinin öğrenildiği tarihten başlar. Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi durur. Durma süresi dört ayı geçemez." 24.03.2004 tarihli "Basın Kanunu Tasarısı"nın 2. ve 24. maddelerine dair madde gerekçesinde; "Madde 2: ...Öncelikle basılmış eserden ne anlaşılması gerektiği açıklanmalıdır. Aslında basılmış eser tanımına uymayan haber ajansı yayınları da bu kanunun uygulanması açısından basılmış eser sayılmıştır. Basılmış eserin süreli ve süresiz yayını kapsadığı kuşkusudur. Bir eserin basılmış eser sayılabilmesi için ve bu Kanun hükümlerine tabi olabilmesi için maddede belirtilen vasıtalarla basılmış veya çoğaltılmış olması yeterli değildir, ayrıca bu basma ve çoğaltmanın yayımlamak amacıyla gerçekleşmiş olması da gereklidir... ...Bu maddede ayrıca "yayım" faaliyeti tanımlanmış, bu tanım yapılırken mevcut düzenlemede olduğu gibi sayma usulüne gidilmemiş, bu usulün sakıncalarını gidermek amacıyla, yayım için basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulmuş olması yeterli görülmüştür... Hükme bağlanan süreli yayın tanımına günlük, haftalık veya başka bir süreyle yayımlanan gazeteler; haftalık aylık veya daha fazla süreli dergiler ve yıllıklar gibi belli aralıklarla yayımlanan basılmış eserler ile resmi veya özel haber ajanslarının yayımladıkları bültenler dahildir... Haber ajansları yayınları da tereddütleri gidermek amacıyla yaygın süreli yayın olarak tanımlanmıştır... ...Bu maddede süreli veya süresiz yayının içeriğini oluşturan yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan, yazıyı çeviren eser sahibi, bu eseri basılmış eser durumuna getirip yayımlayan gerçek ve tüzel kişiler de yayımcı olarak tanımlanmıştır. Madde 24: Maddede bir süreli yayında yayımlanmış eserin yeniden yayımlanmasında uyulması gereken şartlar düzenlenmiştir. Bu konu düzenlenirken Bern Konvansiyonunun 10. ve 10 bis maddeleri, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ilgili hükümleri esas alınmış,; yeniden yayım için zorunluluğu sadece eserin yeniden yayım hakkının saklı tutulmuş olması haliyle sınırlandırılmıştır." hükümleri bulunmaktadır. 2 Ekim 1979 tarihinde tadil edilen Bern Konvansiyonu(Sözleşmesi)'un 1. Maddesi; Bu Sözleşmenin uygulanacağı ülkeler, eser sahiplerinin edebiyat ve sanat eserleri üzerindeki haklarını korumak amacıyla bir Birlik kurarlar. 2. Maddesi, (8). Paragrafı; Bu Sözleşmede öngörülen koruma, günlük haberler veya salt basın haberi niteliğini taşıyan çeşitli olaylar hakkında uygulanmayacaktır. 10. Maddesi; (1) Hukuken topluma sunumu gerçekleştirilmiş bir eserden, mutad uygulamaya uygun bulunmak ve amacın haklı göstereceği ölçüyü aşmamak kaydıyla, basın özetleri şeklinde dergilerden ve gazete makalelerinden yapılan alıntıları da içeren kısa alıntılar yapılmasına izin verilebilecektir. (2) Eğitim amaçlı olarak yayımlarda, yayınlarda veya ses ya da görüntü kayıtlarında resimlendirme yoluyla edebiyat ve sanat eserlerinden yararlanılmasına bu tür kullanımların adil uygulamaya uygun olması şartıyla ve amacın haklı gösterdiği ölçüde izin verilmesi, Birlik ülkelerinin mevzuatı ve taraflar arasında mevcut veya akdedilecek özel anlaşmalar ile düzenlenecektir. (3) Bu maddenin önceki paragraflarına uygun olarak eserlerden yararlanılması halinde, mevcut olduğu takdirde eser sahibinin adından ve eserin kaynağından söz edilmesi gerekir.)(http://www.telifhaklari.gov.tr/resources/uploads/2012/03/18/2012\_03\_18\_349175.pdf) 5237 sayılı TCK'nın "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. Maddesi; "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." ilkesini düzenlemektedir. Yukarıda yazılı mevzuat, gerekçe ve tanımlamalardan hareketle; 5187 sayılı Kanun'un "yeniden yayım" başlıklı 24. maddesindeki suçun maddi unsurları; "- Bir süreli yayında yayımlanmış haber, yazı ve resimleri, - Kaynak göstermeksizin yeniden yayımlamak" eylemidir. Katılan ...'nın internet sitesinde yer alan ve internet bağlantısı imkanı olan herkesin erişimine açık, yazı, resim veya haber veya karikatürün, eser niteliği olsun veya olmasın her tür makalenin, 5187 sayılı Kanun kapsamında ve tanımlarından hareketle "basılmış eser" sayılması gerektiği tartışmasızdır. 5187 sayılı Kanun'un tanımlarından hareketle, yine katılan ... gibi haber ajanslarının herhangi bir şekilde kamuya sunacakları bültenlerin, basılı mevkutelerin de yayın sayılacağı, hatta bu yayın türünün de "yaygın süreli yayın" olarak kabul edileceği de ortadadır. O halde 24. Maddede tanımlanan suçun oluşumu için aranan "bir süreli yayında yayımlanmış haber, yazı veya resim" unsurunun yani suçun konusu eserin Basın Kanunu kapsamında olduğu kabul edilebilir. Ancak bir diğer unsur olan "kaynak göstermeksizin yeniden yayımlamak" eyleminin unsuru olan "yayımlamak" fiilinin tanımlanmasında fayda vardır. Yayım faaliyeti; yukarıda yazılı mevzuat ve gerekçesinden hareketle, (mülga) 5680 sayılı Basın Kanunu'ndaki gibi "basın suçu neşir ile vücut bulur" şartına bağlı kalınmaksızın, 5187 sayılı Kanun'un 2/b. maddesinde; "yayım: basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulması" olarak tanımlanmıştır. Dairemizin 30.03.2017 tarihli ve 2016/2654 E.- 2017/2911 K., 2016/13439 E. - 2017/2910 K. Sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; Asıl olanın basın ve haber alma özgürlüğü olduğu dikkate alındığında, bu özgürlüklerin sınırlandırılma ölçüsü konusunda son derece özenli davranmak gerekli olup, aksi takdirde yapılacak sınırlandırma hakkın özüne dokunacak, basın ve haber alma özgürlüklerinin anlamını yitirmesi tehlikesini doğurabilecektir. Bu nedenle, haber alma ve basın özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte düzenlemeler yapılırken Anayasa’nın 13. maddesinde ifadesini bulan “öze dokunma yasağı” ve “ölçülülük ilkesi” ile “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ölçütlerini hiçbir şekilde gözden uzak tutmamak gereklidir. Basın ve haber alma özgürlüğünün sınırlandırılmasında bazen ceza hukuku araçlarına başvurulabilmektedir. Ancak ceza hukuku araçlarının nitelikleri dikkate alındığında, basın özgürlüğünün demokratik toplum için vazgeçilmezliği nedeniyle, ceza hukuku araçlarına başvurmanın “ultima ratio” (son çare) olarak düşünülmesinin gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır. Devlet otoritesinin basına müdahalede bulunmasını önlemek ve kamuoyu karşısında saygınlığı olan bir basın yaratma düşüncelerinin ürünü olarak ilk kez 1916 yılında İsveç’te uygulanmaya başlanılan “basının kendi kendini denetlemesi” sistemi ortaya çıkmıştır. Bu anlamda; Ceza hukuku araçlarının kullanılması, ancak diğer denetim mekanizmaları ile sonuca ulaşılamayan durumlarda düşünülmelidir Basın özgürlüğünün kötüye kullanılmasının engellenmesi gereklidir ve basın özgürlüğünün kötüye kullanılması, çoğunlukla bir ceza normunun ihlali olarak kendini göstermekte ve “basın suçu” olarak ortaya çıkmaktadır. “Yayın” faaliyetinin kolektif niteliği, basın konusunda özel idari rejime olduğu kadar özel ceza rejimine de sebebiyet vermektedir. Bu açıdandır ki, basın suçlarının özelliklerini göz önünde bulundurarak bunların cezalandırılması esaslarını tespit eden, yargılama usulünü belirleyen özel hükümlere birçok ülkede rastlamak mümkündür. Basının hem bireyler ile toplum üzerindeki olumsuz ve zararlı olabilecek etkilerini önlemek hem de düşünce ve haberlerin yayılmasını sağlayan araçları denetlemek amacıyla, yasama organları genel suçlardan ayrı suç kategorileri meydana getirmişlerdir. Basın ceza hukukunun en belirleyici yönünü ise, basın suçlarından doğan ceza sorumluluğu ve bu sorumluluğun düzenleniş biçimi oluşturmaktadır. Gerçekten de basın suçunun faillerinin TCK'daki genel iştirake ilişkin hükümlere göre saptanmasının zorluğu, kanunları, eser sahibi dışında basın suçunu oluşturan yayının sorumlularını önceden saptamaya yöneltmiş ve bu saptayış biçimi değişik bir sorumluluk sistemi olarak ortaya çıkmıştır. Basın suçlarında sorumluluk unsuru ayrı bir öneme sahip olup, ülkemizde de gerek 5680 sayılı Kanun döneminde gerek yürürlükteki 5187 sayılı Kanun döneminde, basın kanunlarının en çok eleştiriye hedef olan ve değişikliğe tabi tutulan hükümlerinin, hep sorumluluğa ilişkin hükümler olduğu da unutulmamalıdır. Basın Kanunu’nda basın suçları bir ayrıma tabi tutulmamış iken, doktrinde bu suçlar için bir ayrıma gidildiği görülmektedir. Basın suçlarının ayrımı, Basın Kanunu’nun 11. maddesinde öngörülen ceza sorumluluğu bakımından önem taşımaktadır. Basın suçları birçok ayrıma tabi tutulmakla birlikte, temel olarak iki grupta incelenmesi mümkündür. Bunlardan birinci grubu; “basılmış eserin içeriğine ilişkin suçlar” oluşturmakta olup, bunlar da kendi içinde “dar anlamda basın suçları” ve “basın yoluyla işlenen suçlar” olarak iki kategoride incelenebilir. Basın suçlarında ikinci grubu ise, “basın düzenine karşı suçlar” oluşturmaktadır. Dar anlamda basın suçları (sırf basın suçları), sadece basılmış eserlerle işlenebilen, başka bir araçla işlendiğinde kanun koyucunun cezai yaptırıma bağlamadığı suçlardır. Basın yoluyla işlenen suçlar ise, aslında her tür araçla işlenebilecek olan suçların basın yoluyla işlenmesi halini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Örneğin, hakaret suçunun bir gazete haberi ile işlenmesi halinde basın yoluyla işlenmiş bir suçun varlığından söz edilecektir. ..../... Basın düzenine karşı işlenen suçlar, basının idari rejiminin bir gereği olarak, basın alanında faaliyette bulunanların üstlenecekleri yükümlülüklere aykırı davranışları cezalandıran normlardır. (İhsan Baştürk, '' Basın Kanunu' nda Kimlik Açıklama Yasağına Aykırılık Suçu'', TBB Dergisi, Ankara 2010, S.86, s.124-127) Basın suçlarına ilişkin yapılan bu genel açıklamalar ışığında; davaya konu Basın Kanunu' nun "'yeniden yayım'' başlığı ile düzenlenen 24. maddesine aykırılık suç tipinin, dar anlamda basın suçları kategorisinde yer aldığının belirlenmesinden sonra davaya konu somut uyuşmalığın çözümüne geçilecek olursa; Somut olayda; "www.amasyagazetesi.com" adlı internet sitesinin sahibi ve sorumlusu olduğunu kabul eden sanığın, nereden ve ne suretle bulduğu dosyadan anlaşılamayan ancak iddiaya göre katılan ...'nın sahibi olduğu "www.aa.com.tr" adlı sitede yayınlanan fotoğraf yazı, resim veya haberleri bir şekilde haksız veya hukuka aykırı yollarla elde ettiği iddiasıyla 5846 sayılı Kanun'un 71/3. maddesine aykırılık suçlamasıyla kamu davası açıldığı, yargılama sırasında sanığın yüzüne karşı Cumhuriyet Savcısının verdiği esas hakkında mütalaa ve savunma sonucunda sanık hakkında 5187 sayılı Kanun'un 24. Maddesine aykırılıktan neticeten 4.166 TL adli para cezası verildiği anlaşılmaktadır. Anadolu Ajansı'nın abonelerinin erişimine açık tuttuğu içeriklerin zaten halkın erişimine açık olduğu, herkes tarafından ulaşılabileceği, ancak şikayet konusu edilen dava konusu içeriklerin sadece aboneleri tarafından ulaşılabilecek ve sadece abonelerinin elektronik ortamda bilgisayarlarına indirilebildiği haberler olduğu, sanığın sadece abonelerin ulaşabileceği nitelikteki haberlere bir şekilde hukuka aykırı olarak ulaştığı kabul edilse dahi, bu haberleri yerel gazetesinde "yayımlamadığı" yani "basılmış bir eser olarak kamuya sunmadığı" sanığın her iki ihtimalde de gerçekleştirdiği "haberi internet erişimine sunmak" şeklinde ortaya çıkan fiilinin, tipik bir suç olarak 5187 sayılı Kanun'da tanımlanmadığı, Kanun'daki tanımın basılmış bir eser yoluyla kamuya sunulmasını gerektirdiği, sadece abonelere ve basın organlarına satılan, ajans tarafından herkesin erişimine sunulmayan haber içeriği, resim, yazı veya karikatürün bir şekilde ulaşılmasıyla internet ortamında erişime açılmasının 5187 sayılı Kanun'da suç olarak tanımlanmadığı, 5187 sayılı Kanun2un 24/1. maddesinde kastedilen fiilin, herhangi bir şekilde ulaşılan haberin yeniden yayımlanan basılı araçlarla topluma sunulması olarak gerçekleşmesi gerektiği, haberin internet üzerinden erişime açılmasının yeniden yayım suçunu oluşturmayacağı değerlendirilmekle, sanığın eyleminin Basın Kanunu'nun 24/1. maddesindeki suçun maddi unsurları (yayımlamak fiili) yönünden oluşturmayacağı gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre de; 1-) Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 26.maddesinde, basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanun'da öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılmasının zorunlu olması karşısında; somut olayda bu sürenin Kanun'a aykırı yayının yapıldığının öğrenildiği ve aynı zamanda Cumhuriyet Savcılığı'na şikayetin yapıldığı 11.01.2013 günü başlayacağı, iddianamenin ise en geç 11.05.2013 günü düzenlenmesi tarihinde düzenlenmesi ile kamu davasının bu tarihte açılması gerektiği, ancak 14.06.2013 tarihinde düzenlenen iddianamenin 05.07.2013 tarihli iddianamenin kabulü kararıyla kovuşturmaya başlandığı, dolayısıyla davanın kovuşturma şartı olan dört aylık hak düşürücü süre içinde açılmadığı anlaşılmakla, kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi, 2-) Katılanın 11.01.2013 tarihli şikayet dilekçesinde yer alan internet sayfa çıktılarına göre, sanığın sahibi ve sorumlusu olduğunu kabul ettiği www.amasyagazetesi.com adlı internet sitesi üzerinden yapılan haberlerin 22.10.2012 ve 04.04.2012 tarihli haberler olduğunu anlaşılması karşısında, gerekçeli kararda 2012 yılı olarak yazılan suç tarihinin en son eylem olan 04.04.2012 olması, 3-) Anadolu Ajansı tarafından bir şekilde hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği iddia edilen haber içeriklerinin, internet sitesi üzerinden kamunun erişimine açık şekilde mi yoksa gizli bir bağlantı üzerinden sadece abonelere ve ücret ödeyenlere mi sunulduğu, haber içeriklerinin sanık tarafından hangi suretle ve hangi somut fiille, kimlerden nasıl elde edildiğinin yeterince araştırılmaksızın sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması, 4-) Yargılama giderlerine hükmedilirken, kendisini bir vekille temsil ettiren ve katılan lehine, 5271 sayılı CMK'nın "yargılama giderleri" başlıklı 324 vd. maddeleri ile karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereği vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususta bir karar verilmemesi, Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine 12/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.