T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/518 Esas KARAR NO : 2026/42 DAVA : Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 02/05/2025 KARAR TARİHİ : 15/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/01/2026 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; davacı firma ... ile davalı şirket .... arasındaki mal alım satım ilişkisi kapsamında davalı ...'in…
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/518 Esas KARAR NO : 2026/42 DAVA : Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 02/05/2025 KARAR TARİHİ : 15/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/01/2026 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; davacı firma ... ile davalı şirket .... arasındaki mal alım satım ilişkisi kapsamında davalı ...'in müvekkil firmaya borcu bulunduğunu, davalı ... tarafından söz konusu borç ödememesi nedeniyle davacı firma tarafından işbu borcu tahsil etmek amacıyla Polonya Mahkemelerinde dava açıldığını, işbu dava sonucunda ise 21.08.2023 tarihinde Bialystok Bölge Mahkemesi .... Ticaret Dairesi tarafından ... numaralı dosya kapsamında ...'in, davacının borçlu olduğu hüküm altına alındığıını ve ilgili borç tutarının davacının, davalı ... tarafından ödenmesine karar verildiğini, dilekçeleri ekinde de yeminli tercümesi ve apostil şerhi bulunan kararda da yer aldığı üzere ... tarafından davacıya 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte davacı firmaya ödemesine karar verildiğini, ayrıca, söz konusu kararda davalı ... tarafından 6.808-PLN tutarında mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile ödenmesine karar verildiğini, mezkur mahkeme kararının, 07.09.2023 tarihinde kesinleştiğini, dilekçeleri ekinde sunulan kararın altında yer alan icra edilebilirlik şerhinde de işbu husus yer aldığını, ayrıca ilgili kararın kesinleştiğine ilişkin belgenin yeminli tercümesini de işbu dilekçemiz ekinde sunduklarını, talebe konu mahkeme kararının Türkiye’de geçerli ve icra edilebilir olması amacıyla mahkemeniz tarafından "... tarafından müvekkile 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte ve 6.808-PLN tutarınca mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile müvekkil firmaya ödemesine" ilişkin kararın tenfizini talep ettiklerini, işbu davanın kabulü ile Bialystok Bölge Mahkemesi VII. Ticaret Dairesi'nin 21.08.2023 karar tarihli ve 07.09.2023 kesinleşme tarihli, davalı şirketin davacıya 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte ve 6.808-PLN tutarınca mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile ödenmesine ilişkin kararın tenfizini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Huzurdaki dava konusu tenfize ilişkin olup yurt dışında verilen bir kararın tenfizi için belirli şartlar öngörülmüştür : Tenfiz şartları MADDE 54 – "Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." şeklinde düzenlendiğini, davacının, kanunda açıkça belirtilmiş olan şartları taşımaksızın huzurdaki davayı ikame ikame ettiğini, zira davacının, alacak iddiasında bulunarak Polonya Mahkemelerinde dava açmış ve açılan davada tarafımızca yetki itirazında bulunulduğunu, görülen davaya ilişkin konuda Türk mahkemelerinin yetkili olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. Maddesi şu şekildedir, "MADDE 90- ...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/3/2004-5170/7 md) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." şeklinde olduğunu, dosyaya konu olay, temel hak ve özgürlüklere ilişkin olmadığından milletlerarası sözleşme öncelikli uygulanmayacak, hukukumuzda geçerli kanunların uygulanması gerektiğini, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 40. Maddesi gereği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye ilişkin hükümlerine bakmak gerekeceğini, burada ele alınması gereken ilk kuralın 6/1. maddede düzenlenen genel yetki kuralı olduğunu, genel yetkili mahkemenin, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, gerçek ve tüzel kişiler bakımından, davalının yerleşim yeri mahkemesinin, yabancılık unsuru içeren davalarda, MÕHUK'un 40. maddesinden hareketle aynı zamanda milletlerarası yetkiye sahip olduğunu, somut olayda da davalı şirketin yerleşim yeri Türkiye'de olduğundan yargı ve karar merci de Türk Mahkemeleri olduğunu, davacı şirket tarafından Polonya'da açılmış dava konusu, münhasıran Türk mahkemelerinin yetkili olduğu konuyu içerdiğini, bu nedenle yetkili mahkeme Türk mahkemeleri olup uygulanacak olan hukukun ise Türk hukuku olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında ihtilaf çıkması halinde uygulanacak hukuk açık bir şekilde belirlenmediğini, bu doğrultuda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un ilgili hükümlerinin değerlendirilmesi ve bu doğrultuda uygulanacak hukukun tespit edilmesi gerektiğini, söz konusu Kanun'un "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkilerinde Uygulanacak Hukuk" başlıklı 24. Maddesi'nin "MADDE 24-(1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tabidir. Sözleşme hükümlerınden veya halin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. (2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bır kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler. (3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla, geriye etkili olarak geçerlidir. (4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticari veya mesleki faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tabi olur." şeklinde düzenlendiğini, dava dosyasında taraflar arasındaki ticari ilişkide, davalı şirketin, davacı şirketin sipariş etmiş olduğu ürünleri üreterek davacı şirkete teslim etme yükümlülüğü bulunduğunu, davacı şirketin ise vermiş olduğu siparişler doğrultusunda davalı şirketin üreteceği ürünlerin bedelini ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, kanunda karakteristik edim kavramının açık bir şekilde açıklanmadığı, ancak para ödeme yükümlülüğü olan tarafin ediminin karakteristik edim olmayacağı hususunun benimsendiğini, bu doğrultuda davalı şırketin ediminin, davacı şirket tarafından oluşturulan siparişlerin üretimini yaparak söz konusu ürünleri sevk etmek olduğunu, davacı şirketin ediminin ise sipariş etmiş olduğu ürünlerin bedelini/ parasını ödemek olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda davacı şirketin edımınin karakteristik edim olmadığının açık olduğunu, kaldı ki davaya konu edilen malların üretildiği ve mal alım satımının yapıldığı yerin davalı şirketin bulunduğu ülke olan Türkiye olduğunu, bu doğrultuda Türk Hukuku'nun geçerli olacağının tartışmasız olduğunu, bu kapsamda Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un ilgili hükümleri de dikkate alınarak taraflar arasındaki ihtilafa ilişkin olarak uygulanacak olan hukukun Türk Hukuku olduğunu, davanın Türkiye'de açılması gerekmekte iken Polonya'da açılmasının hatalı olduğunu, bahse konu kararın, Türk mahkemelerinin münhasır yetki alanına girmesi sebebi ile tenfiz için aranan şartlardan madde 54-b fıkrasında yer alan şart karşılanmadığından mahkemece tenfiz talebinin reddini talep ettiklerini, Polonya Mahkemesinde açılan davanın neticesinin davalıya ulaşmadığını, karara itiraz hakkının kullanılamadığını, bu halde kesin bir karardan söz etmek mümkün olmadığını, davalının haberi olmaksızın, itiraz hakkı tanınmadan yabancı mahkeme kararının kesinleşmesi Türk Hukuku açısından açıkça kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, açıkça kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğinden kanunda tenfiz için aranan şartı sağlamaması sebebi ile davacının tenfiz talebinin mahkemece reddini talep ettiğini, davalının davacı şirkete herhangi bir borcu olmadığını, bu yönde verilen yabancı mahkeme kararını kabul etmediklerini, Silivri Türkiye bölgesinde yapışkanlı bant ve ambalaj sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davalı şirketin birçok şirket ile ticari ilişkısı bulunmakta olup bu şirketlerden biri de davacı şirket olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında yüzey koruyucu ürün malzemesinin alım-satımı konusunda anlaşma sağlandığını, davacı şirket tarafından farklı tarihlerde, farklı miktarlarda yüzey koruyucu film üretilmesi hususunda davalı şirkete siparişler verildiğini, davalı şirketin, davacı şirketin vermiş olduğu siparişler doğrultusunda istemiş olduğu ürünlerin üretimini hatasız ve ayıpsız olarak gerçekleştirdiğini ve davacı şirkete teslim edilmek üzere sevkiyatını yaptığını, davacı şirket tarafından 140.000,00 Euro tutarlı siparişin ödeme yapılan bölümüne ilişkin davalı şirket tarafından ürünlerin üretilerek davacı şirkete teslim edilmek üzere sevk edildiğini, ürünlerin Polonya'ya gönderilmek üzere ülkemiz gümrüğüne teslim edildiğini, Polonya'daki gümrük tarafından da teslim alındığını, işbu hususun gümrük kayıtlarında da sabit olduğunu, ürünlerin davalı tarafından Polonya'ya sevk edildiğinin ispatı açısından teslimata ilişkin tüm kayıtların Türkiye ve Polonya gümrük kayıtlarının mahkemenizce celbini talep ettiklerini, ödeme yapılan kısım kadar ürünlerin gönderimi davalıya sağlandıktan sonra davacı tarafından ödemenin tamamı gönderilmediğinden bakiye tutara ilişkin sipariş davalı şirket tarafından üretilmiş olmasına rağmen davacı şirkete sevk edilemediğini, davacı şirketin, 1.000.000 m² miktarlı ürün üretilmesi yönünde sipariş oluşturduğunu ve davalı şirket tarafından tüm siparişlerin üretilmiş olmasına rağmen davacı şirketin bir kısım siparişe ilişkin ödeme yapmamış olması sebebiyle zarara uğradığını, davacı tarafın, her ne kadar davacı dilekçesinde davalı şirkete 6.905,42 Euro fazladan ödemede bulunduğunu ve söz konusu ödemenin davalı şirket tarafından iade edilmediğını iddia etmişse de davalı şirket, davacı şirketin vermiş olduğu sipariş ve üretmiş olduğu ancak sipariş tutarına ilişkin ücretin tamamının ödenmemesi nedeniyle teslim edemediği ürünler kapsamında davacı şirketten alacaklı olduğunu, bu nedenle davacı şirketin alacak iddialarını kabul etmediklerini, davalı şirketin, taraflar arasındaki sözleşmeye uygun şekilde ürünleri üreterek siparişleri davacı şirkete teslim etmış olmasına rağmen davacı şirket tarafından son siparişe ilişkin ödemenin tamamını gerçekleştirmemesi ve bu doğrultuda maddi olarak asıl zarar gören tarafın davalı şirket olması sebebiyle haksız ve dayanaktan yoksun şekilde ikame edilen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu yöndeki tüm itirazlarımızı Polonya Mahkemesindeki dosyaya sunmuş olduklarını, ancak nihai karar tarafımızca tebliğ edilmediğini ve savunma haklarının kısıtlandığını, davalının borçlu olmadığı sabit olan dosya ilişkin alacak iddiasını ve iddiaya ilişkin verilen Polonya Mahkemesi kararını kabul etmedikleri beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu uyarınca yabancı ülke mahkeme kararının tenfizi talebinden ibarettir. Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas, ... karar sayılı ve 05/05/2025 tarihli görevsizlik kararı mahkememize tevzi edilen iş bu dosyanın ... esasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır. 5718 sayılı MÖHUK'un yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tenfizi ve tanınmasını düzenleyen 50. vd. maddelerine göre, Türkiye'de bir yabancı mahkeme kararının infaz edilebilmesi veyahut kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi bu karar hakkında tanıma veya tenfiz kararı verilmesine bağlı olup, yabancı mahkeme ve hakem kararının tanınması veya tenfizi ise bu kararın usulünce kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Tenfiz; yabancı mahkeme kararının Türkiye'de icra olunabilmesini sağlayan mahkeme kararıdır. Tenfiz usul ve esasları 2675 sayılı MÖHUK'un 34 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup Türk Mahkemeleri'nin yabancı ülke mahkeme kararlarının tenfizi davasında yerindelik denetimi söz konusu değildir. Tenfizden amaç yabancı ülke mahkeme kararının aynen Türkiye'de herhangi bir mahkemenin verdiği bir kararmış gibi kabul görmesidir. Bu amaçla Türk Mahkemeleri'nin yabancı ülke mahkeme kararında tenfize konu hükmü değiştirme hak ve yetkisi dahi bulunmamaktadır. Yargılamada sadece tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmesi yapılır. 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerekmektedir. Davacı vekilinin dava konusu yabancı mahkeme kararının ve kesinleşme, icra kabiliyeti kazandığını bildirir evrakının onaylı çevirilerini dosyaya ibraz ettiği görülmüştür. Dava, tanıma ve tenfiz talebinden ibaret olup, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, tenfizi talep olunan yabancı ülke kararının ve kesinleşmiş aslı ve noter tercümesi ile tüm dosya kapsamına binaen; Somut olayda; dava konusu kararın 30/07/2021 tarihinde yasal olarak yürürlüğe girdiği ve icra kabiliyeti kazandığı, tenfizi talep olunan yabancı ülke ilamının ülkemiz kamu düzenine aykırı bir yönünün bulunmadığı, yargılama sırasında tenfizi talep olunan ülkenin usül hükümlerinin uygulanmasının doğal ve yargılama safhasında adil yargılama hakkının ihlal edilmediği, usulüne uygun kesinleştiği ve 5718 Sayılı Kanunu'nun 54. maddesinde belirtilen tüm tenfiz şartlarının gerçekleşmiş olduğu, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilen şartları taşıyan dava konusu verilen kararının Türkçe onaylı tercümesiyle aslının sunulduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ ile; Bialystok Bölge Mahkemesi ... dosya numaralı Ticaret Dairesi'nin 21.08.2023 karar tarihli ve 07.09.2023 kesinleşme tarihli, davalı şirketin davacıya 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte ve 6.808-PLN tutarınca mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile ödenmesine ilişkin kararın TENFİZİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 96.067,47 TL harcın, peşin alınan 24.016,87 TL harcın mahsubu ile eksik 72.050,60 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan 306,00 TL posta masrafı ile toplam harç gideri 24.632,27 TL olmak üzere toplam 24.938,27 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 4-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 244.856,26 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine, Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342. Maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere davacı ve davalı vekillerinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/01/2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır