11. Hukuk Dairesi 2008/8822 E. , 2010/957 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/03/2008 tarih ve 2006/559-2008/80 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belge
**11. Hukuk Dairesi 2008/8822 E. , 2010/957 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/03/2008 tarih ve 2006/559-2008/80 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin paydaşı bulunduğu davalı şirketin hiç kâr payı dağıtmadığını, borca batık hale geldiğini ve müvekkilince ayni sermaye olarak konulan taşınmazın borcu karşılamayacak hale gelindiğini, daha büyük sorumluluk altına girmemek için feshini istemek zorunda kalındığını ileri sürerek, davalı şirketin infisahına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce bozulmuş, mahalli mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasa’nın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada Yasa’nın 381/son fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HUMK’nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyeti ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Somut olayda, kısa kararda davalı şirketin infisahına ve tasfiyesine, tasfiye memuru atanmasına, tasfiye memuruna ücret takdirine ve bu ücretin davalı şirketçe karşılanmasına karar verilmiş iken, gerekçeli kararda sadece şirketin infisahına karar verilmiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmıştır. Bu durumda, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ:Yukarda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.