4. Hukuk Dairesi 2010/484 E. , 2010/1432 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 08/10/2009 gün ve 2009/6054-2009/10962 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıt…
**4. Hukuk Dairesi 2010/484 E. , 2010/1432 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 08/10/2009 gün ve 2009/6054-2009/10962 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi isteğine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır. Davacı kararın düzeltilmesini istemiştir. Davacılar, davalıların sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Halka ve Olaylara Tercüman gazetesinin 15.11.2007 günlü sayısında yayınlanan haberin gerçek dışı olduğunu, ağır suçlamalar içerdiğini, bu nedenle kişilik haklarının saldırı oluşturduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Davalılar ise, haberleşme hakkının kullanıldığını, yayında görünür gerçekliğin bulunduğunu ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, 09.11.2007 günü Kanal D adındaki televizyon kanalında yayımlanan Dobra-Dobra adındaki programda yapılan konuşmalar ve ileri sürülen iddiaların, kamuoyunu aydınlatma ve bilgilendirme amacı kapsamında dava konusu yayında işlendiği, hukuka aykırılık bulunmadığı ve davacıların kişilik haklarına saldırı olgusunun oluşmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. 2010/484-2010/1432 Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu yayın, yerel mahkemece de belirlendiği gibi, daha önce bir televizyon kanalında yayınlanan bir programda geçen konuşmaların ve suçlamaların topluma duyurulması amacıyla yazıldığı görüntüsü taşımaktadır. Ancak, yazının sürmanşetten verilmiş olması, yayın içeriğinde yer alan sözcükler, gerçekliği kanıtlanmamış suçlamaların gerçekmiş gibi verilmiş olması, televizyon programında yer alan suçlamalara davalı gazetenin de katılmış olması, hatta daha da ileri gidilerek “…skandal, kepazelik…" gibi nitelemelerde bulunulmuş olması haber verme amacının aşıldığını ve haber verme görüntüsü altında, davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu göstermektedir. Davacılardan ...'nın haber başına para aldığı, ...’ın da bu duruma göz yumduğu iddiası gerçekmiş gibi kabul edilip yorum da katılmak suretiyle “…kepazelik…”, “…skandal…” ve “... ahlakı ve kalitesi bozuldu…” biçimindeki nitelemeler yapılmış olması karşısında her üç davacının da kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunun varlığı kabul edilmelidir. Ancak, davalılardan ...’nun sorumlu yazı işleri müdürü olduğu anlaşılmaktadır. Yayın gününde yürürlükte bulunan 5187 sayılı Basın Yasası’nın hukuki sorumluluğu düzenleyen 13. maddesinde belirlenen sorumlular arasında sorumlu yazı işleri müdürü yer almamaktadır. Bu nedenle davalılardan ... hakkındaki istemin husumet yönünden reddiyle diğer davalının her üç davacı yararına taktir olunacak manevi tazminatla sorumlu tutulmak üzere kararın bozulması gerekirken onanmış bulunduğundan davacıların karar düzeltme istemini kabul edilmeli, Dairemizin onama kararı kaldırılmalı ve karar yukarıda açıklanan nedenle bozulmalıdır. SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 440-442. maddeleri gereğince davacıların karar düzeltme isteminin kabulüne; Dairemizin 08.10.2009 gün ve 2009/6054- 2009/10962 sayılı onama kararının kaldırılmasına; kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve karar düzeltme talep eden davacılardan önceki onama kararımızla alınan harç ile peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/02/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. KARŞI OY YAZISI Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesinde yazılı olan hallerden hiçbirine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddi görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum. 16/02/2010