T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Denizli 1.Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:17/12/2021 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:22/12/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İ…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Denizli 1.Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:17/12/2021 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:22/12/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkilinin icra dosyasının diğer borçlu ...'e davalı bankadan 2011 yılında kullandığı kredi için kefil olduğunu, bu kredinin, kredi borçlusu ... tarafından ödendiğini, kredi borçlusunun daha sonraki tarihlerde tekrar davalı bankadan kredi kullandığını, bu krediler ödenmeyince davalı bankanın müvekkilinin kefil olduğu sözleşme ekinde imzalatıldığını düşündüğü iş bu senedi takibe koyduğunu, müvekkilinin davalı ...'e borcu olmadığını, dolayısı ile davalı ...' e borç karşılığı bu senedi vermediğini, bu senedin müvekkili ile davalı ... arasında düzenlenmiş olsaydı, senet üzerinde el yazılı kısımlar olan keşide yeri, keşide tarihi ve vade tarihinin de müvekkili veya davalı tarafından yazılması gerekli olduğunu, bu yazıların alacaklı taraf tarafından sonradan doldurulduğunu, kredinin ...bank ...Şubesinden kullandığını, dolayısı ile kredi alacaklısı banka şubesinin Denizli İlinde olduğunu, takip dosyası borçluların adreslerinin de Denizli olduğunu, takip dosyası vekilinin İzmir İlinde olduğu için takibinde İzmir Adliyesinden açıldığını, davalı banka kayıtları incelendiğinde senedin keşide tarihi olan 2011 yılında davalı ...in kullandığı kredinin ödendiğinin ortaya çıkacağını, müvekkilinin bu kredi sözleşmesinde imzasının olduğunu, bu senedin keşide tarihinden de anlaşılacağı üzere 2011 yılındaki sözleşme ekinde imzalatıldığını, bu kredi ödendiği için müvekkilinin gerek kredi gerekse senetten kaynaklı davalı bankaya borcunun bulunduğunu, müvekkilinin davalı ...'e borcunun bulunmadığını, dolayısı ile kendisine bir senet imzalayıp vermediğini, açıklanan sebeplerle takibe konu edilen senet sebebiyle müvekkilinin davalı ...e borcu olmadığının tespitinin gerektiğini, davalı bankanın kötü niyetli olduğunu, çünkü müvekkilinin kefil olduğu ve davalı ... tarafından kullanılan kredi ödenmiş olmasına ve ...'in borcunun sonraki kredi sözleşmelerinden olmasına rağmen davalının sanki müvekkilinin kefalet borcu varmış gibi seneti önce doldurduğu ve protesto ettirdiğini daha sonra da bu senedi tahsile koyduğunu, bu sebeple %20 kötüniyet tazminat taleplerinin olduğunu, bu nedenlerle davalarının kabulü ile müvekkilinin İzmir 25. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile girişilen icra takibine konu senet sebebiyle ve takibe konu edilen kredi sözleşmesi sebebiyle davalı bankaya borçlu olmadığının tespitini, müvekkilinin takibe konu edilen 16.12.2011 keşideli ve 02.02.2017 vadeli 60.000,00 TL bedelli senet sebebiyle, davalı ...'e borçlu olmadığının tespitini, takibin dava kesinleşinceye kadar tedbiren durdurulmasına karar verilmesini, davalıların %20 kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini, vekalet ücreti ve yargılama masraflarının davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı ... cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde belirtilmiş olan ...bank A.Ş.'den 2011 yılında kredi kullanmış olduğu hususunun doğru olduğunu, davacı ...'in bu sözleşmeye kefil olduğunu, ancak söz konusu krediye ilişkin borcun, 13.02.2013 tarihinde, kendisinin ... iban No'lu hesabından ...bank Merkez İban hesabına havale yapılmak suretiyle ödenerek kapatıldığını, davacının kendisine başkaca bir borcu olmadığını ve davaya konu senedi imzalamadığı hususunun da doğru olduğunu, ancak davacının dava dilekçesinde iddia etmiş olduğu gibi söz konusu takibin yapılmasında herhangi bir kusurunun bulunmadığını, söz konusu takiplere ilişkin ...li İcra Hukuk ve İzmir İcra Hukuk Mahkemelerinde birçok dava açmak zorunda kaldığını, bu dosyaların bir kısmının da davacı ... ile ilgili olduğunu, davalı bankanın aynı kredi borcuna ilişkin İzmir 23. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, İzmir 4. İcra Müdürlüğü'nün ... ve ... Esas sayılı dosyaları, İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün ... numaralı dosyası ile icra takipleri yaptığını, her birine itirazlarımın bildirilmesi için davalar açmak zorunda kaldığını, bu dava dekantlarının fotokopilerini ekte sunduğunu, davalı banka aynı kredi borcuna ilişkin mükerrer takipler yaptığını, bu takiplerin yapılmasında hiçbir kusurunun olmadığını, kredilerini zamanında ödemeye çalıştığını, geciken taksitler için de zaten icra taklbi yapılıp menkul ve gayrimenkul mallarına hacizler konulmuş olup satış aşamasında olduğunu, kendisinin bankadan kullanmış olduğu başkaca kredi olmayıp kötüniyetli doldurulan senetlerin sorumluluğunun tarafına ait olmadığını, davalı banka tarafından 60.000, 150.000 TL, 40.000 TL ve daha fazla miktarlarda icra takipleri yapıldığını, vekalet ücreti ve dava masraflarına da mahkum edilmem hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğundan davanın reddini talep ettiğini, bu nedenlerle, davalı tarafından Denizlli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosya numarası ile açılmış olan davanın, tarafınca dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması ve herhangi bir kötüniyetinin olmaması sebepleriyle ve ayrıca zaten söz konusu takibe ilişkin itiraz davası açmış olması sebebiyle reddine karar verilmesini, yargılama giderlerinin karsı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı banka vekili cevap dilekçesinde; TTK’nın 776. maddesinde yazılı tüm unsurları ihtiva eden, hukuken geçerli ve kambiyo senedi vasfını haiz olduğu tartışmasız olan icra takibi dayanağı bonolara ilişkin borçlunun iddiaları hukuka ve gerçeğe aykırı olduğunu, takip dayanağı borcun ve bonodaki imzaların ikrar edilmiş olması nedeni ile de huzurdaki davanın reddedilmesi gerektiğini, davaya ve takibe konu olan bononun bazı kısımlarının müvekkil alacaklı banka tarafından doldurulduğu ve bu buna bağlı olarak borç ilişkisinin de olmadığı iddiası da soyut ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, açıklanan nedenlerle davacı/borçlunun davası haksız ve hukuka aykırı olmakla birlikte iş bu davayı kötü niyetli olarak açmış olması sebebiyle tazminata mahkum edilmesi gerektiğini, davacı/borçlunun dava dilekçesinde belirttiği hususlar görüleceği üzere soyut ve mesnetsiz iddialardan öteye geçmeyeceğini, hal böyle olunca davanın reddini ve müvekkilin alacağını haksız ve kötü niyetli olarak geciktiren davacı/borçlunun tazminata mahkum edilmesini bu nedenlerle; davacı / borçlunun haksız, mesnetsiz, soyut ve hukuka aykırı davasının reddini, takibin, dava sonuna kadar tedbiren durdurulması talebinin reddini, davacı/borçlu aleyhine, dava değerinin %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı/borçlu’ya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "... Öncelikle davalı bankaca ileri sürülen derdestlik dava şartının incelenmesinde; derdest dava olduğu ileri sürülen İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı dosyasının davacısının ..., davalısının ise ...bank olduğu, dava konusunun İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasına konu edilen 16/11/2011 keşide, 02/02/2017 vade tarihli, 60.000,00 TL tutarlı senetten dolayı, davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine yönelik olduğu, yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği, verilen kararın henüz kesinleşmediği, dosyanın istinaf incelemesinde bulunduğu UYAP kayıtları üzerinde yapılan incelemeden anlaşılmaktadır. Anılan dosya ile iş bu dosyanın davacıları farklı olup, anılan dosyanın diğer müteselsil kefil tarafından açıldığı anlaşılmakla, derdestlik durumunun oluşmadığı kanaatine varılarak davanın esasının incelenmesine geçilmiştir. Davaya konu kredi sözleşmesinin ve kefaletnamenin incelenmesinde; davalı borçlu ... ile davalı banka arasında 24/08/2011 tarihinde limitsiz genel kredi sözleşmesi akdedildiği; söz konusu sözleşmede müteselsil kefil imzası bulunmadığı; bu sözleşmeye ek olarak düzenlenen 4 nolu, 60.000,00 TL bedelli, 14/12/2011 tarihli EK-A Cari hesap sözleşmesini davacı ...'in müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı; bu sözleşmenin genel kredi sözleşmesinin ayrılmaz bir eki olduğu, kefalet sözleşmesinin ise davacı ile davalı ...bank arasında 14/12/2011 tarihinde imzalandığı, kefalet limitinin 60.000,00 TL olduğu; yine genel kredi sözleşmesinineki niteliğindeki 3 nolu , 40.000,00 TL bedelli EK-A cari hesap kredi sözleşmesinin ise davacı tarafça müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığı, kefalet sözleşmesinin ise davacı ile davalı ...bank arasında 14/12/2011 tarihinde imzalandığı, kefalet limitinin 40.000,00 TL olduğu; ayrıca davaya konu edilen bononun tanzim tarihinin 16/12/2011, bedelinin 60.000,00 TL, lehtarının ..., borçlusunun davacı ..., müşterek müteselsil kefilinin ise dava dışı ... olduğu; dava konusu uyuşmazlığın bu bononun 24/08/2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak verilip verilmediği, kredi sözleşmesine istinaden alınan 14/12/2011 tarihli kefaletnamenin geçerli olup olmadığı hususlarında toplandığı anlaşılmaktadır. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK'ın 583 ve devamı Maddelerinde kefalet sözleşmesi düzenlenmiştir. Buna göre; MADDE 583-Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. MADDE 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. Davaya konu kredi sözleşmesinin ve kefaletnamenin düzenlendiği 24/08/2011 ve 14/12/2011 tarihlerinde ise 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olup, ilgili kanunun 484. Maddesine göre, kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir miktar iraesine mütevakkıftır. Yukarıda da yer verildiği gibi, 6098 Sayılı TBK'nun "şekil" başlığını taşıyan 583. maddesinin 1. fıkrasıyla, kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini, müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu hususları hüküm altına alınmıştır. Davacı kefil tarafından 24/08/2011 tarihli ... nolu Genel Kredi Sözleşmesine bağlı, 4 nolu ek Sözleşme ve 3 nolu ek sözleşme kapsamındaki 14/12/2011 tarihli kefalet sözleşmesi düzenlenmiştir. Davacı tarafça, bu kefalet sözleşmesinde kefalet tarihi ve miktarının davacının el yazısıyla yazılı olmadığı ve eş onayının alınmadığından bahisle kefaletin geçerli olmadığı iddia edilmiştir. Davacının kefaleti bulunan davaya konu Genel Kredi Sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanunu zamanında düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunun 484. Maddesi gereğince sözleşmede kefaletin geçerli olması için, yazılı olması, sözleşme içeriğinden kefil olunan miktarın belirlenebilir olması yeterli olup, bu sözleşmelerde eş rızası aranmadığı gibi kefilin kefalet tarihini, kefalet miktarını ve kefalet türünü kendi el yazısıyla yazması koşulu aranmadığından davacının sözleşmedeki müteselsil kefaleti geçerlidir. Bu nedenle davacının bu yöndeki itirazına itibar edilmemiş; sözleşmedeki imzaların davacıya ait olup olmadığı yönünde bu nedenle mahkememizce bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiştir. Kaldı ki öte yandan işbu dava konusu icra takibi senede dayalı olarak yapılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere senet, davacının, senedin müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinin teminatı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığından genel kredi sözleşmesinde yer alan davacı kefaletinin geçerli olup olmadığının değerlendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Dava konusu kefalet sözleşmesinde takip konusu bononun davacı kefilliğinin teminatı olarak düzenlendiği yönünde bir ifadenin yer almadığı, bu durumda kambiyo senedinin mücerretliği ilkesi nedeniyle bononun davacının kefil olduğu sözleşmeden kaynaklı kredi borcu için düzenlendiğinin kabul edilemeyeceği, davalı banka tarafından cevap dilekçesi ile de bononun kefaletin teminatı olarak alındığı hususunda bir kabulün bulunmadığı; dava konusu icra takibine dayanak senet kambiyo senedine ilişkin unsurları taşımakta olup, kambiyo senedi vasfına haiz olduğu, senedin teminat senedi olduğu, anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasını ileri süren davacı işbu iddialarını yazılı delil ile ispat yükü altında olup dosya buna dair davacı tarafça sunulmuş delil bulunmadığı; hal böyle olunca takip dayanağı senedin kambiyo senedi vasfında bulunduğu, sebepten mücerret olduğu, davacının senedin teminat senedi olduğunu ve sonradan anlaşmaya aykırı doldurulduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı, bilirkişi raporu ile senedin banka kayıtlarında teminat senedi olarak kaydının bulunduğuna dair tespit bulunmadığının görüş ve mütalaa edildiği, anlaşıldığından davacının ispat olunamayan davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı banka vekilinin cevap dilekçesi ile, İİK 72/4 maddesine dayalı olarak davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. İİK'nın 72/4. maddesinde, "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." hükmü düzenlenmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafça dava açılırken icra takibinin tedbiren durdurulması yönünde ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu; mahkememizin 14/03/2017 tarihli tensip zaptının 23. Maddesi ile "İİK'nun 72/3 maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği anlaşılmakla dava değerinin %20'si oranındaki teminat karşılığında icra veznesine girecek paranının tedbiren alacaklıya ödenmemesine, teminat mahkeme veznesine depo edildiğinde gereği için ilgili icra dairesine müzekkere yazılmasına," dair karar verildiği, fakat davacı tarafça teminatın yatırılmadığı, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının uygulanmayarak hükümsüz kaldığı anlaşılmaktadır. İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca tazminata hükmedebilmek için takibin durması ve alacaklının bu nedenle zarara uğraması şart olduğundan davalı vekilinin kötüniyet tazminatı talebi mahkememizce yerinde görülmemiş ve bu yöndeki talebin de reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı ...bank'ın İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında, müvekkili ..., diğer davalı ... ve dava dışı ... aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlattığını, takibe dayanak olarak 16/12/2011 tanzim ve 02/02/2017 vade tarihli 60.000 TL tutarlı senedin gösterildiğini, senette lehtar ..., borçlu ... ve müteselsil kefil ... olduğunu, ...'in senedi ...bank A.Ş. Sanayi Şubesine ciro yoluyla devrettiğini, davalı bankanın yetkili hamil sıfatıyla takibe giriştiğini, ancak borcun dayanağının sadece senet olmayıp, senedin düzenlenmesine esas olan ilişkinin de açıklığa kavuşturulması gerektiğini, icra takibine konu senedin müvekkili ...'ten diğer davalı ...'in kullandığı genel kredi sözleşmesine kefil olması dolayısıyla alındığını, söz konusu kredi borcunun ...'in kullandığı 24.08.2011 tarih ve ... No.lu Genel Kredi Sözleşmesine bağlı 4 Nolu Ek Sözleşmeye dayandığını, bu kredi borcunda müvekkili ... ve senedin aval vereni ...'in müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla yer aldığını, bankanın müvekkili kefil almakla kalmayıp, ...'in kullandığı krediye teminat amacıyla borçlusu ..., aval vereni ..., lehtarı ... olarak tanzim edilen bonoyu ciro yoluyla devraldığını, davalı bankanın haksız şekilde keşide tarihini, vade tarihini ve tanzim yerini doldurarak icra takibine giriştiğini, bu durumda borçlunun zararına hareket ederek senedi iktisap eden banka karşısında, müvekkilin asıl ilişkiye dayalı kredi borcundan herhangi bir borcu kalmadığı iddiasının incelenmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarının da sabit olduğu üzere kefilin sadece imzaladığı GKS'ye istinaden geri ödemesi yapılmamış kredilerden sorumlu olduğunu, kefil olduğu GKS dışında başkaca herhangi bir borçtan sorumlu tutulamayacağını, kefalet sözleşmesinin asıl alacağın yanı sıra alınması muhtemel her türlü krediyi kapsadığı ileri sürülecekse dahi, kefilin yükümlülüğünü MK. 2. maddesi gereği dürüstlük kuralına aykırı olarak, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde yahut TBK 20 vd. Maddeleri gereği genel işlem koşulu niteliği taşıyan bu şartların kabul edilmemesi gerektiğini, bu itibarla da Kefalet Sözleşmesinin geçerli sayılmaması, aksi durumda dahi karşı tarafın durumunu ağırlaştırıcı nitelikteki hükümlerin yazılmamış sayılması gerektiğini, yerel mahkeme tarafından taraflar arasındaki ticari ilişki olup olmadığının incelenmeksizin davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. ...bank A.Ş. ile asıl borçlu ... arasında 24/08/2011 tarihinde genel kredi sözleşmesinin düzenlendiği, davacı ...'in de sözleşmenin eki olan 14/12/2011 tarihli kefaletnamede 60.000,00.-TL'ye kadar müşterek ve müteselsil kefil olarak imzasının yer aldığı anlaşılmaktadır. Sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle, 818 sayılı Borçlar Kanunu uygulanacağından eş rızasının aranmayacağı, sözleşmenin kefalete ilişkin bölümünde kefil olunan miktarın 60.000,00.-TL olarak gösterildiği ve davacı kefil tarafından imzalandığı kefaletin geçerli olduğu anlaşılmıştır. HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ispat yükü davacıda olup, senedin teminat amaçlı olduğu ve bedelsiz kaldığını davacının yazılı ve kesin delillerle ispat etmesi gerekmesine, davacının bu iddiasını yazılı ve kesin delillerle ispat edememesine, dava ve takip konusu bononun tanzim tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 592. maddesi uyarınca açık senet düzenlenebilmesine, tedavül sırasında senedin doldurulduğu, davacının anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasını yazılı delille ispat edememesine (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01/06/2020 tarih, 2018/2138 Esas, 2020/727 Karar sayılı ilamı), kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarı esas alınmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.22/12/2025 ...