Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gözde kalıcı görme kaybına uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gözde kalıcı görme kaybına uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 26/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini ifade etmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların 18/1/2007 tarihinde doğan çocukları Ö. Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 15/8/2007 tarihinde sol gözünden, 22/8/2007 tarihinde ise sağ gözünden katarakt ameliyatı olmuştur. Ameliyattan sonra üçüncü ay kontrolünde (12/11/2007 tarihinde) sol gözde bir sorun bulunmadığı ancak sağ gözde yapışıklık olduğu tespit edilmiş ve tekrar ameliyat önerilmiştir. Ancak çocuktaki akciğer enfeksiyonu ve ateş rahatsızlıkları sebebiyle pediatri doktorları tarafından anestezi onayı verilmemesi nedeniyle ameliyat üç kez ertelenmiş ve ameliyatın ancak 11/3/2008 tarihinde yapılması mümkün olmuştur. Bu ameliyattan bir ay sonra yapılan kontrolde sağ gözde yapışıklık bulunduğu ve korneanın şeffaflığını kaybettiğinin görülmesi üzerine 24/6/2008 tarihinde çocuk yeniden ameliyat edilmiştir. Şikâyetin devam etmesi nedeniyle bu defa Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde 14/9/2009 ve 8/3/2010 tarihlerinde çocuk yeniden ameliyat edilmiştir. Ancak çocuğun sağ gözünde tamamen görme kaybı meydana gelmiştir. Başvurucular 13/5/2010 tarihli dilekçeleriyle Sağlık Bakanlığına müracaat ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Bu talebin 23/6/2010 tarihli işlemle reddi üzerine başvurucular 13/9/2010 tarihinde Adana İdare Mahkemesinde (Mahkeme) Sağlık Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişi raporu almıştır. ATK'nın 7/3/2012 tarihli raporunda; ameliyatın tıbba ve fenne uygun olduğu, sağ gözdeki kornea kesifliğinin yapılan katarakt ameliyatı ve daha sonra göz içine konan yapay mercek ameliyatlarının beklenilen bir komplikasyonu olduğu, kurumaatf-ı kabil kusur bulunmadığı bildirilmiştir. Mahkeme 27/6/2013 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde ATK'dan alınan bilirkişi raporunda; meydana gelen görme kaybının herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiğinin tespit edilmiş olduğu, bu durumda idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği ve tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir. Ayrıca üçüncü ay kontrolünde sağ gözde komplikasyona bağlı yapışıklıkların tespit edildiği ancak planlanan tıbbi girişimin çocuktaki akciğer enfeksiyonu ve ateş rahatsızlıkları sebebiyle üç kez ertelenmek zorunda kalındığı, bu durumda katarakt ameliyatının beklenen komplikasyonlarına zamanında müdahale edilememesinin sağlık hizmetinin geç işlemesinden kaynaklanmadığı, bu nedenle davalı idarenin bir hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca belirtilen gerekçeyle başvurucular vekilinin yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği yolundaki itirazının yerinde görülmediğine karar verilmiştir. Söz konusu karar Danıştay Onbeşinci Dairesinin 6/5/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 18/2/2015 tarihli kararıyla esasa yönelik kısım bakımından reddedilmiş, vekâlet ücretine yönelik kısım bakımından bozulmuştur. Nihai karar başvurucular vekiline 4/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. 26/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119; Yardımcı/Türkiye, § 59).