11. Hukuk Dairesi 2024/389 E. , 2024/8529 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1926 Esas, 2023/1816 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/510 E., 2020/546 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi taraf
**11. Hukuk Dairesi 2024/389 E. , 2024/8529 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1926 Esas, 2023/1816 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/510 E., 2020/546 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; yurt dışında müvekkilinin %15 payına sahip bulunduğu davalı ... Örme Sanayi A.Ş.'nin İstanbul Ticaret Sicilinin 153624 sayısında tescilli 2.600.000 TL nominal sermayeli bir aile şirketi olup tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin uzun yıllardır paydaşlarına kâr dağıtmadığını, hem ticari performansı hem de organlarının yolsuz işlemleri sebebiyle paydaşlarına hiçbir fayda sağlamayan bu nedenle tasfiye edilmesi gereken bir yapıda olduğunu, davalı şirketin ticari faaliyetleri sonucu elde ettiği kârdan sadece şirketin hakim ortağı olan ve yönetimi elinde tutan Mihail Musaoğlu ve ailesinin yararlandığını, şirketin genel kurullarının toplanması ile yönetim kurulunun teşekkülü meseleyi ceza hukuku boyutuna sirayet ettirecek ölçüde yasa dışı olduğunu, genel kurulun çağrısız toplanmasına muvafakat ettiğine dair sözde yönetim kurulu üyeliğine atanmasının sağlandığını, müvekkilinin sahte imzası ile sözde atandığı yönetim kurulu üyeliği sebebiyle mali haklardan hiçbir pay almadığı gibi böyle bir ... ve talebinin de hiç olmadığını, uzun yıllardır kâr dağıtmayan konusu suç teşkil eden yolsuz işlemlere yönetilen sadece hakim ortaklarına ekonomik fayda sağlayan davalı şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin kâr dağıtmamasının nedenlerinin şirket sermayesinin kifayetsiz olması ve son zamanlarda Türkiye genelinde ekonomik dar boğazlardan geçmesi nedeni ile şirketin kâr dağıtacak durumu olmadığını, şirkette kayyım tayini ile genel kurulların iptali hakkında dava açıldığını ve işbu davanın karara bağlandığını, sahte imzaların mevcut olduğu iddiasının da gerçek dışı olduğunu, dava ile ilgisinin bulunmadığını, sahte olarak atıldığı iddia edilen imzalar ile genel kurul ve yönetim kurulunun toplanması konusundaki olayların ve iddiaların bu dava ile ilgili olmayıp ayrı dava konuları olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 31.12.2014 tarihli genel kurulda yönetim kurulu üyesi seçilmiş gözükmesine rağmen o toplantıda kendisinin hazır bulunmamasını ve yönetim kuruluna seçilmesine muvafakat etmediğini, adına atılan imzaların davacıya ait olmadığını ileri sürdüğü, şirketin hiçbir şekilde on seneyi aşkın süredir kar dağıtımı yönünde karar almadığı, davacının şirketin iktisadi faaliyeti sonucu elde etliği semerelerden o nedenle mahrum kaldığı iddiaları soyut iddia olarak kalmış olup, davacı adına diğer pay sahiplerine sahte imza atmak suretiyle ceza hukuku anlamında suç teşkil eder nitelikte davranışlarla şirketi yönetmeleri nedeniyle somut olayda haklı fesih sebebinin mevcut olduğunu ileri sürdüğü, ancak atılan bu imzaların sahteliğine dair kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararını dosyaya sunmadığı gibi ayrıca devam eden yargılama süreci ile ilgili de dosyada herhangi bir evrak bulunmadığından davacı tarafından ileri sürülen bu hususun sadece bir iddia olarak kaldığı, kaldı ki bu iddianın doğru olduğu kabul edilse bile Yargıtay uygulaması incelendiğinde anonim şirketin haklı sebeple feshi davalarında taraflar arasındaki şahsi uyuşmazlıkların haklı fesih sebebi olarak görülemeyeceği, her ne kadar haklı fesih sebebi olarak şirketin kar dağıtmaması gösterilmişse de, azınlık pay sahibi olarak davacının geçmişte bu yönde bir talebi olmadığı ticaret sicilden celb edilen kayıtlardan anlaşıldığı kar dağıtımı ile ilgili genel kurulda karar alınmamasına rağmen, daha sonra açılan haklı nedenle fesih davasında kar dağıtımında bulunamamasının haklı fesih nedeni olarak ileri sürülemeyeceği dikkate alınarak bir sermaye şirketi olan anonim şirkette ortaklığın feshini gerektirecek feshi meşru kılacak nitelikte ve ağırlıkta kabul edilemeyeceği, yapılan açıklama ve tespitler karşısında; davalı şirketin haklı sebeple feshini gerektirecek yasal koşulların oluşmadığı, haklı nedenin mevcut olmaması nedeniyle başka bir çözüm tarzı olarak çıkmaya izinin de haklı sebebin ağırlığı dikkate alınarak bu olaya uygulanmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı haklı neden varlığı kanıtlanmadığından fesih yerine davacı hisselerinin alınarak çıkma payı ödenmesi gerektiği yönündeki istinaf nedeni de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, TTK'nın 531. maddesi uyarınca, davalı anonim şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 531 inci maddesi. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 02.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.