3. Hukuk Dairesi 2015/15194 E. , 2016/11348 K. MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; borçlu olan davalı hakkında 26.03.2013…
**3. Hukuk Dairesi 2015/15194 E. , 2016/11348 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; borçlu olan davalı hakkında 26.03.2013 tarihli kaçak tespit tutanağının tanzim edildiğini, davalının apartman yöneticisi olduğunu, davacı tarafından davalı hakkında ilgili yönetmeliğe göre hesaplanan kaçak kullanım bedeline ilişkin olarak icra takibi yapıldığını, davalının takibe itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu belirterek, itirazın iptali, alacağın doğduğu tarihten itibaren faiz işletilmesini ve % 20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının ilgili apartmanın yöneticisi olmadığını,yine ilgili apartmanda kat maliki de olmadığını,söz konusu apartmanda bir apartman yönetimi bulunmadığını, apartmana ait işlerin bina sahibi olan dava dışı ... tarafından yürütüldüğünü, bu nedenle husumetten davanın reddini talep ettiklerini, esas yönünden ise,bina sahibinin kanser hastası olması nedeniyle apartman işlerinin çocukları tarafından yerine getirildiğini, davalının sorumlu olduğu kabul edilse dahi söz konusu kaçak tespit tutanağı ve yapılan tahakkukun yasaya uygun olmadığını, davalının kayınpederinin tedavi gördüğünü davacı kurum görevlilerine söylemesi üzerine ''siz de adınızı yönetici olarak yazıp imzalayın, alırız'' demeleri nedeniyle söz konusu dilekçeyi verdiğini savunarak,davanın reddi ile davacı aleyhine % 20 oranında tazminata hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece; davalının ilgili apartmanın yöneticisi ve sahibi olmadığı, davalının ilgili apartmanda bağımsız bölüm oturanı olduğu, yönetici olmadığı, kaçak su kullanımı fiilinin davalı tarafından gerçekleştirilmediği, ortak yerler anlamındaki kullanım için davalıya husumet yöneltilemeyeceği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davaya konu edilen uyuşmazlık; kaçak su kullanımından kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkindir. 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 35. maddesinde yöneticinin görevleri ayrı ayrı gösterilmiştir. Bu görevler ana gayrimenkulun yönetimi ile ilgili olup, yönetimin gerektirdiği ortak giderleri yapmak yetkisini de içermektedir. Yönetici, Yasadan aldığı temsil yetkisine dayanarak çeşitli sözleşmeler kurabilir. İşte bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda yönetici dava açabileceği gibi, yöneticiye karşı da dava açılabilir. Şu husus da belirtilmelidir ki yönetici, vekaletname ile tayin edilen bir vekil gibi değildir. Yasal bir temsilci olup yetkisini yasadan almaktadır. Bu sıfatla yaptığı sözleşmeden dolayı kendisine husumet yönetilebilir. Öte yandan kat malikinin veya kat malikleri kurulunun ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunmaması, yöneticinin özel kanundan doğan temsil yetkisini ortadan kaldırmaz. Sonuç olarak denilebilir ki, yöneticinin temsil yetkisine giren işlerden dolayı üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda, aktif ve pasif dava ehliyeti bulunmaktadır. Aksinin benimsenmesi durumunda ise, bu kez üçüncü kişilerin yönetici ile sözleşme yapmaktan kaçınacakları ve bundan kat maliklerinin zarar görecekleri kuşkusuzdur. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise;dosyada yer alan bilgi ve belgelerden davaya konu edilen adreste davacı kurum görevlilerince yapılan kontrol neticesinde 26.03.2013 tarihli kaçak tespit tutanağının tanzim edildiği,tutanak incelendiğinde ise davalının apartman yöneticisi olarak belirtildiği ve tutanakta kaçak kullanım şeklinin ise ''kollektörden önce ayrı hat çekerek bina temizliği ve sulamada kullanılıyor'' olarak ifade edildiği ve kaçak su kullanan olarak belirtilen davalının imzadan imtina ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar mahallinde icra edilen keşif ve dinlenen tanık beyanları da nazara alınarak davalının ilgili apartmanın yöneticisi ve sahibi olmadığı, sadece ilgili apartmanda bağımsız bölüm oturanı olduğu, kaçak su kullanım fiilinin davalı tarafından gerçekleştirilmediği,ortak yerlerdeki kullanım için davalıya husumet yöneltilemeyeceği gerekçe gösterilerek husumetten davanın reddine karar verilmiş ise de,26.03.2013 tarihli kaçak tespit tutanağı ve kaçak su tahakkukunun davalı apartman yöneticiliği adına düzenlenmesi,yine dosya kapsamında yer alan tanık beyanları ile de sabit olduğu üzere söz konusu apartmanın aile apartmanı olması ve davalının davacı kuruma hitaben sunduğu ve yönetici sıfatı ile imzaladığı 09.04.2013 tarihli dilekçe de nazara alındığında davalının tevil yollu ikrarı olduğu da gözetilmek suretiyle davalının ilgili apartmanın yöneticisi olarak söz konusu kaçak kullanım fiilinden sorumlu olduğu ve davalı yönetime 634 sayılı yasanın 35. maddesine göre husumet yöneltilebileceğinin kabulü gerektiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca mahkemece;yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle dosyada yer alan davalının imzadan imtina ettiği 26.03.2013 tarihli kaçak tespit tutanağı, dosya kapsamında yer alan ve davacı kuruma sunulan ve davalı tarafça yönetici sıfatı ile imzalandığı tevil yollu ikrar edilen dilekçe ve yine söz konusu kaçak kullanım fiilinin gerçekleştirildiği apartmanın aile apartmanı olduğu hususları da gözetilmek suretiyle davalının söz konusu apartmanın yöneticisi olarak davaya konu edilen kaçak kullanım fiilinden sorumlu olduğu ve 634 sayılı yasanın 35. maddesine göre davalı yönetime husumet yöneltilebileceği kabul edilmek suretiyle alanında uzman bilirkişiden rapor alınarak davalı yönetimin sorumlu olduğu borç miktarının belirlenmesi suretiyle sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken,eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın husumetten reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.