11. Hukuk Dairesi 2008/13589 E. , 2010/5398 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.09.2008 tarih ve 2007/142 - 2008/91 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe,
**11. Hukuk Dairesi 2008/13589 E. , 2010/5398 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.09.2008 tarih ve 2007/142 - 2008/91 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin 04.11.1998 tarihinde kurulduğunu, davalı Nadir’in 31.08.2004 tarihine kadar şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğunu, ortaklığı ve müdürlük görevi devam ederken TTK.'nun 547 nci maddesine aykırı şekilde aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirketi kurduğunu, müvekkili şirketin zararına faaliyet gösterdiğini, ticari çevresinden, sırlarından ve itibarından yararlandığını, ayrıca ‘...’ markasını muvazaalı şekilde davalı şirkete devir ettiğini, bedelin düşük olduğunu, devir sözleşmesini vekil atadığı kişi ile yaptığını, ayrıca ortaklar kurulu kararı olmadan yapılan bu devrin geçerli bulunmadığını, yersiz söylentiler çıkardığını, haksız rekabette bulunduğunu, maddi ve manevi zararının doğduğunu ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, haksız rekabetin tespit ve men’ine, ‘...’ markasının devrinin iptali ile bu markanın ve logonun müvekkili adına tesciline, ‘...’ ibaresinin davalı unvanından çıkartılmasına ve kullanılmasının önlenmesine, 5 milyar TL maddi ve 10 milyar TL manevi tazminatın tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, taraf şirketlerin ortaklarının aynı aileye mensup olduğunu, davacı şirketin kuruluşundan sonra 1997 yılında ailenin kararı ile davalı şirketin M.N.M Mak. Parç. Ltd. Şti. olarak kurulduğunu, 2004 yılının Temmuzunda diğer ortakların anlamsız isnatları sonrasında anasözleşmesi tadil edilerek şimdiki unvanını aldığını, baştan beri taraf şirketlerin ticari ilişkide olduğunu, tüm iddiaların asılsız bulunduğunu, davacı şirketteki ortaklıktan ayrılma aşamasında malların taksiminde markanın müvekkiline kaldığını, bu devrin iptalini talep etmenin MK.'nun 2 nci maddesiyle bağdaşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı şirketi ile davalı şirketin aynı alanda faaliyet gösterdiği, davacının 1998, davalı şirketin ise, 2004 yılında kuruldukları, davalı gerçek kişinin davacı şirketin ortağı ve müdürüyken davalı şirketi kurduğu, ‘...+Şekil’ ibareli davacı adına tescilli markayı diğer davalı şirkete devir ettiği, TTK.'nun 547 nci maddesi uyarınca aynı alanda şirketi kurup, müdür olarak görev yapmasının haksız rekabet oluşturduğu, markanın devrinin ortaklar kurulu kararına dayanmadığı gibi sonradan da bu kararın onaylanmadığı, satış bedelinin 100.00 YTL olduğu, bunun da muvazaayı gösterdiği, esasen kısa süre sonra davacıdan ortaklığını devir ettiği, haksız rekabet ve marka dolayısıyla davacının zarar gördüğü, kayıtlarla bu zararın tespit edildiği, taraf unvanlarında kılavuz sözcüğün ‘...’ olduğu, davalı şirketin sonradan tescil edildiği, ticari faaliyette karışıklığa neden olacağı, davacının öncelikli ve üstün hakkı bulunduğu, davalı gerçek kişinin soyadı olmasının sonuca etkili bulunmadığı, davacının manevi zarara da uğradığı, tescilin idari işlem konusu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, marka devir sözleşmesinin iptaline, tescil isteminin reddine, davalıların eyleminin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve önlenmesine, ‘...’ ibaresinin davalı şirket unvanından çıkarılmasına, 5.000.00 YTL maddi ve 5.000.00 YTL manevi tazminatın tahsiline ve hüküm özetinin ilanına karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacı şirkete ait markanın devrinin iptaline karar verilmesinde bir yanlışlık olmamasına, davalı şirketin bilerek, yeterli ayırt ediciliği sağlamadan ve karışıklığa neden olacak şekilde davacının unvanının çekirdek unsurunu alarak unvanında değişiklik yaptığının sabit bulunmasına, marka tescilinin idari nitelikte bir işlem olmasına, esasen davacıya ait markanın tescili için yapılan başvurunun sonuçsuz kalmasına, ortada tescilli bir marka bulunmamasına, davacı lehine takdir edilen manevi tazminat tutarının makul düzeyde olmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, haksız rekabetin tespit ve men’i, marka devir sözleşmesinin iptali, unvan terkini, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, 1998 tarihinde kurulan davacı şirketin ortağı olan, temsil ve ilzama yetkili bulunan davalı gerçek kişinin aynı alanda faaliyet gösteren diğer davalı şirketi 2004 yılında kurarak faaliyete geçirdiği, TTK.nun 547 nci maddesi hükmüne aykırı davrandığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Anılan kanuni düzenlemeye göre, müdür olan bir ortak, diğer ortakların muvafakati olmadan şirketin uğraştığı ticaret dalında ne kendi ve ne de başkası hesabına iş göremeyeceği gibi başka bir işletmeye mesuliyeti tahdit edilmemiş ortak, komanditer ortak veya limitet şirketin ortağı sıfatıyla iştirak edemez. Limitet şirketlerde müdür ile ortaklara ilişkin olarak düzenlenmiş rekabet yasağına ilişkin bu düzenlemenin müeyyidesinin ne olacağı özel olarak açıklanmamıştır. Somut olayda davalılar vekili, müvekkili gerçek kişi ile davacı şirketin diğer ortaklarının aynı aileye mensup kişiler olduğunu, ortakların izni ve davacı şirketin ticari politikası sonucu diğer müvekkili şirketin 1997 yılında kurulduğunu, davacı şirket ile davalı şirketin ticari ilişkilerinin olduğunu, hatta merkezlerinin bile aynı bulunduğunu, rıza dışı bir faaliyetin olmadığını savunmuştur. Ancak, mahkemece, bu savunma üzerinde yeterli şekilde durulmamış, davacının anılan iddiası bakımından varılan sonuçlar doğru olmamıştır. Dosyaya getirtilen ticaret sicili bilgilerinden anlaşıldığı üzere, davacı şirket ilk önce davalı gerçek kişinin de dahil olduğu ‘...’ soyadlı aile mensupları tarafından anne, baba ve kardeşlerin ortaklıkları ile 03.02.1986 yılında kolektif şirket olarak kurulmuştur. Daha sonra 1992 yılında nev’i değiştirerek limitet şirkete dönüşmüştür. Davalı gerçek kişi, davacının da kabulünde olduğu üzere, 31.08.2004 tarihine kadar bu şirketin temsil ve ilzama yetkili müdürü olarak görevlendirilmiştir. Davalı şirket ise, yine mahkemenin kabulünün aksine, davalı gerçek kişi ve iki ayrı ortak tarafından M.N.M Mak. Parç. Ltd.Şti. unvanıyla 14.02.1997 tarihinde kurularak faaliyet geçmiştir. Davalı gerçek kişi bu şirketin de kuruluştan beri temsil ve ilzama yetkilisi olarak görev yapmıştır. Davalı şirket uzun süre bu unvanla faaliyet göstermiş, 02.07.2004 tarihinde tescil edilen sözleşme değişikliği ile ‘... Dizel Makine Parç. San. Tic. Paz. Ltd. Şti.’ unvanını almıştır. Davalı şirketin kuruluşundan beri adresinin davacı şirketin adresiyle aynı olduğu hususu kayıtlarla sabittir. Ayrıca, bilirkişi raporunda taraf şirketlerinin eskiden beri birbiri ile ticari ilişkide olduğu açıklanmış, davalılar vekili de bu ilişkiyi kanıtlayan çeşitli tarihli faturalar ibraz etmiştir. Bu durum karşısında, yukarıda açıklanan hususlar, taraf şirketlerin aynı ticaret sicil çevresinde faaliyet göstermeleri ve davalı şirketin kuruluş tarihinden dava açıldığı tarihe kadar geçen uzun sürenin varlığı da dikkate alınarak, davalı gerçek kişinin aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirkete ortak olması, bu şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınarak faaliyet göstermesi hususunda davacı şirketin zımnen muvafakatinin varlığının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir. 3-Ayrıca, davacı şirket maddi tazminat talep etmiştir. Bu istemini, davalıların haksız rekabetine, müşteri çevresini ile geçirmeye, ticari sırlarını kullanmaya, haksız marka devrine ve unvan kullanımına dayandırmıştır. Mahkemece, taraf defter ve kayıtlarında inceleme yaptırılarak yazılı şekilde maddi tazminata hükmedilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, davalı şirket 1997 yılında kurulmuş olup, ortağı olan diğer davalı gerçek kişi tarafından temsil ve ilzam edilerek uzun süre M.N.M ...Parç. Ltd. Şti.’ unvanıyla faaliyet göstermiş, davacının unvanıyla karışıklık doğuran değişikliği de 02.07.2004 tarihinde yapmıştır. TTK.nun 54/1 nci maddesi hükmüne göre, ticaret unvanı kanuna aykırı olarak başkası tarafından kullanılan kimse, bunun men’ini ve haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun şekilde değiştirilmesini veya silinmesini ve zarar görmüş ise kusur halinde bunun da tazmini isteyebilir. Kural olarak, tescilli unvanın kullanımı haksız rekabet teşkil etmez. Ancak, kusurlu ve kötüniyetli tescil halinde meydana gelen zarardan tescil ettiren sorumludur. Ayrıca, davacının tescilsiz kullandığı ‘...’ ibareli markasının adına tescili için 02.03.2004 tarihinde dava dışı TPE’ye başvurulmuş, tescil süreci devam ederken iptale konu 08.07.2004 tarihli devir sözleşmesi ile anılan markanın davalı şirkete devri sağlanmış, daha sonra da eksiklikler tamamlanmadığı için bu başvuru geçerliliğini yitirmiştir. Mahkemenin kabulünün aksine, ortada davacı adına önceden tescilli bir marka bulunmamaktadır. Davalılar vekili, markanın hiçbir şekilde kullanılmadığını savunmuştur. Ancak, davacı vekili dava ve ıslah dilekçesinde maddi tazminatın nasıl hesaplanması gerektiğini tam olarak açıklamamıştır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı taraf esas itibariyle tazminat istemini haksız rekabete dayandırmıştır. Kural olarak böyle bir istemin kabul edilebilmesi için davacının uğradığı zararı kanıtlaması gereklidir. Bu şekildeki tazminat davasında asıl olan, haksız rekabet nedeniyle davacının aktifinde azalma olduğunun iddia ve ispat edilmesidir. Ancak, bu tür zararın ispat edilmesindeki güçlüğü dikkate alan kanun koyucu, TTK.nun 58/e maddesinde eylemin mali bakımından karşılıksız kalmaması için haksız rekabette bulunanın davranışı sonucu elde etmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığını da maddi tazminat olarak hükmetme yetkisini yargıca vermiştir. Somut olayda davalıların haksız rekabet ve unvan tecavüzü teşkil ettiği iddia edilen eylemleri 02.07.2004 tarihinden sonra başlamıştır. Bu durum karşısında, öncelikle davalıların unvan tecavüzü dışında davacının tescilsiz markasına yönelik bir tecavüzünün de olup olmadığı, ticari sırların kullanımı ve müşteri çevresinin ele geçirilmesi yönündeki eylemlerinin belirlenmesi yönünde davacı tarafa ispat imkanı tanınması, davalıların unvan kullanımı dışında kalan haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin de açıklığa kavuşturulması, davacının maddi tazminata ilişkin talebinin net olarak açıklattırılması ve yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da yanlış olmuş, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 17.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.