İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 2016/56495 tescil no.lu “... ...” ve 2015 /16402 tescil no.lu “... ...” markalarının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkili adına tescilli olduğunu; müvekkilinin hissedarı olduğu ... Gıda Turizm İnşaat San. Tic. A.Ş. tarafından işletilen restoranlarda söz …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1158 KARAR NO : 2025/1650 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 28/03/2023 NUMARASI : 2020/16 E. - 2023/80 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 2016/56495 tescil no.lu “... ...” ve 2015 /16402 tescil no.lu “... ...” markalarının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkili adına tescilli olduğunu; müvekkilinin hissedarı olduğu ... Gıda Turizm İnşaat San. Tic. A.Ş. tarafından işletilen restoranlarda söz konusu markalar altında yeme-içme hizmeti sunmakta olduğunu; bu anlamda tüm Türkiye tarafından bilinen ve son derece saygın restoranlarında ürün ve hizmet sunmakta olduğunu; dava konusu 2018 96401 tescil no.lu markanın 43. sınıfta davalı adına tescil edilmiş olduğunu; davalının bu markayı yiyecek ve içecek hizmetlerinin sunulduğu işletmesinde kullanıyor olduğunu; müvekkilinin markaları ile davalı markasının ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğunu; bu yönüyle davalıya ait markanın müvekkiline ait marka ile birebir aynı olduğunu; zira taraflara ait markalarda “...” ibaresinin baskın olacak şekilde, el yazısına benzer bir yazı karakteriyle oluşturulduğunu; davalının müvekkilin marka hakkına tecavüz niteliğindeki eylemlerini yürüttüğü işletmesine ait tabelalarda yalnızca “...” ibaresini kullanmakta olduğunu, hiçbir ayırt ediciliği olmayan “...” kelimesine tabelasında dahi yer vermemekte olduğunu; tescilli bir marka ile karıştırılma ihtimali yaratacak şekilde kullanımın marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu; davaya konu markaların esaslı unsurlarının birebir aynı olmasının yanı sıra tescil edildikleri hizmet sınıfının ortak olması (43. sınıf) sebebiyle tüketicilerin markalar arasında ilişki kurması dolayısıyla markaları karıştırmasının kaçınılmaz olduğunu; buna rağmen davalıya ait markanın tescil tarihinden önce müvekkil adına “... ...” ibareli markanın tescilli olduğu gözetilmeden, mutlak ve nispi red sebepleri değerlendirilmeden, aynı mal ve hizmet sınıfında “...” ibaresinin marka olarak tescil edilmesinin hukuka aykırı olduğunu; davalının markayı kullanım şekli itibariyle halkı yanıltıcı davranarak haksız rekabet yaratarak müvekkilin ekonomik faaliyetleri, müşteri çevresi ve itibarının zarar gördüğünü; davalı adına tescilli olan ... tescil nolu “... ...” markasının hükümsüzlüğüne, marka tescilinden doğan haklarına tecavüz edildiğinin tespitini, durdurulmasını, önlenmesine, şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... tescil no.lu “... ...” markasının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkili adına tescil edilmiş olduğunu; davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği “...” kelimesinin köken ve anlam itibariyle İngilizce ve Fransızcada mutfak kültüründe/sektöründe ve gündelik hayatta çokça kullanılan bir ibare olduğunu; “...” kelimesinin “yemek yemeye düşkün”, “obur”, “yemek yemeyi seven kişi” anlamlarına geldiğini; bu kelimenin yemek sektöründe bütün dünyada kullanılan, tüm dünya üzerinde herkesin kullanımına açık anonim bir ibare olduğunu; öyle ki ülkemizde de bu kelime kökeninden türetilmiş “ağız tadını bilen”, “yemek lezzetinden anlayan” anlamına gelen “...” ibaresinin Türkçedeki haliyle “...” kelimesinin de bu kökten geldiğini; dolayısıyla, tüm dünya dillerine yayılmış ve hepsinde bir karışıklığı olan evrensel nitelikteki bir kelimenin, sadece kendisine ait olduğu noktasındaki iddiasının kabul edilebilir bir tarafı olmadığını; kaldı ki, dünya üzerinde bir çok noktada “...” kelimesinin önüne ve arkasına ilaveler yapılarak birçok marka oluşturulmuş olduğunu; müvekkilin de “... ...” markasını uzun arayışlar neticesinde elde ettiğini; müvekkilinin mevcut markasını oluşturmadan önce araştırma yaptığını, yurt dışında “...” ile birçok kullanımın olduğunu fakat “...” ile ilgili olarak yurt içinde hiçbir kullanımın olmadığını; sadece yurt dışında birkaç pastane ve fırıncılık işi yapan kuruluşun olduğunu, onların da markalarının salt “...” olmayıp önlerinde ve sonlarında, başka takı ve kelimelerin olduğunun gözlemlendiğini, davacının 2016 yılından beri bu marka adı altında bir ticari faaliyeti olmadığından herhangi bir ticari kayba uğramasının söz konusu olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Toplanan deliller, taraf iddia ve savunmaları, mali inceleme kapsamında sunulan ticari defter ve kayıtlar, taraflara ait marka tescil belgesi, HMK 266 madde kapsamında dosyada sunulu deliller ile uyumlu, denetim ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişilerin raporları incelendiğinde; davalı kullanımının, davacı adına tescilli marka ile benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı hizmetle aynı hizmeti kapsayan bir şekilde kullanıldığı, bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimalinin bulunduğu, davalı markasının ise davacı markasından sonra tescil edilmiş olması nedeniyle SMK 155. Madde kapsamında bir savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği, davalı eyleminin markaya tecavüz halleri içerisinde sayıldığı alınan her iki bilirkişi raporu kapsamı ile sabit olduğundan Davalının davacıya ait marka hakkına tecavüzün tespitine, durdurulmasına, önlenmesine karar verilmesi gerekmiştir. Marka hakkını ihlal nedeniyle , davacı markasının tescilli olduğu, süre, tarafların gelir kayıtlarına göre ticari kapasiteleri, davacı markasının yeme içme alanında tanınmış bir marka olmadığı, franchaise vb şekilde şubeleşmediği, şubeleri, bayilikleri bulunmadığı, marka devir sözleşmesinin 100 TL gibi cüzi bir bedel ile yapılmış olması, bu kadar cüzi bir bedel ile devir edilen ve devir alınan markanın marka değerinin de çok yüksek olmadığı,ancak davalının da izinsiz olarak davacı markasının ayırt edilemeyecek derecede benzerini aynı hizmet kolunda kullandığı, davalının mali kayıtlarına göre zarar ettiği ancak eyleminde kusurlu olması nedeniyle bir miktar tazminat ödemekle mükellef olduğu, dolayısıyla somut olayın özellikleri ve BK hükümlerine göre ihlal süresi ve markanın aynı hizmet sınıfında kullanılmış olmasından hareket ile takdiren hakkaniyete göre 10.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, günün ve tarafların ekonomik durumuna göre ,eylemin ağırlığı tecavüze konu markanın niteliği, hak ve nesafet gözetilerek manevi tatmin duygusu yönünden somut olayın özelliklerine göre talep edilen 10.000 TL manevi tazminat somut olaya uygun bir miktar olarak kabul edilmiş ve davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekçesi ile, DAVANIN KABULÜNE , 1-Davalının davacıya ait marka hakkına tecavüzün tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, 2- ihlal nedeniyle somut olayın özellikleri ve BK hükümlerine 10.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline,3- 10.000 - TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, 4-Davalıya ait ... nolu markanın 43 sınıf için yiyecek ve içecek hizmetlerinin sağlanması yönünden hükümsüzlüğüne,5- Kararın kesinleşmesini müteakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere Türk Patent ve Marka Kurumuna gönderilmesine,( 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca ) karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;-İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 4.sayfasının ilk paragrafının son cümlesinde ''SMK 6/1 maddesine göre 43.sınıf yönünden hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.'' denildiğini ancak hüküm kısmında markanın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, kararın hüküm kısmı ile gerekçe kısmının çeliştiğini,-Davacı vekilinin 15/06/2021 havale tarihli dilekçesi ile; "Davaya konu markaların huzurdaki davanın açılmasından sonra Ankara 54. Noterligi'nin 27.05.2021 tarihli ... yevmiye numaralı sözleşmesi ile müvekkili ... Gıda Turizm Insaat Sanayi Ticaret A.S.'ye devredildiğini, müvekkilinin marka sahibi olarak TÜRKPATENT nezdinde sicile kaydedildiğini" beyan etmiş ve Sayın Mahkemenizce 30/06/2021 tarihli 1 nolu ara karar ile dilekçeye karsı beyanlarımızı sunmamız adına tarafımıza tebliğden itibaren 2 haftalık kesin süre verildiğini, HMK madde 124 uyarınca "Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür." hükmü yer aldığını, taraf değişikliği hususunda muvafakatleri bulunmadığını, Davaya konu markaların, celse arasında Ankara 54. Noterliği'nin 27.05.2021 tarihli ... yevmiye numaralı sözleşmesi ile ... Gıda Turizm İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş'ye devredildiği gözetilerek işbu davanın tarafı artık ... olmadığından somut uyuşmazlıkta davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, -Müvekkilinin hakkındaki marka ihlaline ilişkin iddiayı, arabulucunun kendisine ulaşmasıyla öğrendiğini akabinde yapılan görüşmeler sonucu Türkiye'de ''... ...'' diye bir markanın olduğundan haberdar olduğunu, müvekkilinin markasına ve logosuna onay veren T.C. Türk Patent ve Marka Kurumu'nun bizzat kendisi olduğunu, iyi niyetli olduklarını,-günümüz dünyasında aynı isimle kafe/restaurant kurulması şansı olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, "..." gibi geleneksel yemek isimlerinin 43. sınıfa "yiyecek ve içeçek sağlanması" sektöründe sadece 1 kişinin kullanımına bırakılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, "..." kelimesi, yalnızca ... şeklinde Türkçe haliyle düşünülmeyip yabancı kökenli bir kelime olduğunu, dünya üzerinde bir çok yerde "..." kelimesinin önüne ve arkasına ilaveler yapılarak bir çok marka oluşturulduğunu, müvekkilinin de "..." kelimesini tamamlayıcı unsur olarak kullanarak, tamamen farklı bir renk ve biçimde "... ..." adında kendi markasını tescil ettirdiğini, müvekkilinin markası ile davacının markası aynı isimde ve aynı görünümde olmayıp, davacı kendi markasını kullanmadığını, markanın kullanılan ve talep gören bir marka olduğunu, bir başka anlatımla ''...'' kelimesi zayıf marka niteliğinde olduğunu, müvekkili ile davacının markaları yan yana incelendiğinde renkleri dahi bariz şekilde birbirinden farklı olduğunu, bilirkişilerce benzerlik hususunda hatalı değerlendirmede bulunduğunu,-Davacı taraf lehine maddi tazminata hükmedilmesi için tecavüz fiili neticesinde zararın oluşması gerektiğini, Davacının ticari kayba uğraması söz konusu olmadığını çünkü davacı firmanın 2016 yılından beri ticari hayatta aktif olmadığını, karşı tarafın ticari kayba uğraması koşulu bilirkişi raporunda somut olarak tespit edilmemekle birlikte davacı tarafın sadece iddia olarak kalan bu duruma karşı aleyhe hüküm kurulamayacağını, hazırlanan raporda davacının kendi markasını 2016 yılından bu yana kullanmadığı, müvekkilinin ise söz konusu tescilli markasını pandemiden önce kullanmaya başladığı ancak pandemi nedeniyle kullanamaması ve zarar etmesi nedeniyle işletmesini kapatmak zorunda kaldığı açıklığa kavuştuğunu, halihazırda markayı kullanmadığını, rapora göre müvekkili davalı firmanın zarar ettiğinin sabit olduğunu, tazminat miktarının TBK 50-51’inci maddeleri hükümlerine göre hâkim tarafından takdir edilebilmesi için, marka hakkına tecavüz nedeniyle uğranılan zararın tüm araştırmalara rağmen hesaplanamaması, belirlenememesi gerektiğini ancak 18/01/2021 tarihli bilirkişi kök raporunda da işaret edilen davalı müvekkiline ait 'ticari kazançlar işletme hesap özetinin gözden kaçırıldığını, işbu bilirkişi raporuna ek davalıya ait gelir vergisi beyanı vs. incelenmiş ve birikişi raporunda da sabit olduğu üzere 'davalının 2019 yılında 93.872,21 TL zarar ettiğinin hesaplanmış olduğunu, Müvekkili davalı firmanın zarar ettiğinin sabit olduğunu, müvekkilinin zarar ettiği ve davacının da markasını kullanmaması nedeniyle beklenen bir kârı söz konusu olmadığına göre hakimin takdir yetkisini kullanmasının mümkün olmadığını, İlk derece mahkemesi bilirkişi raporunda 'Davacının tazminat talebinin SMK 151/2-b maddesi uyarınca hesaplanması gerektiğine işaret edildiğini, -Maddi tazminat davalarında mahkemece yaptırılacak hesaplamaya esas alınacak tarih karar tarihi değil, talep edilmiş ise somut olayın özelliğine göre haksız eylemin meydana geldiği tarih aksi takdirde dava tarihi olduğunu, Müvekkilinin dava konusu hükümsüzlüğü istenen markasını 2019 yılı itibariyle açtığı kafesinde kullanmak istediğini ancak henüz kâr elde edemeden pandemi başladığını, Müvekkilinin bırakın kâr etmeyi, bu girişimi sonucu yüksek miktarda zarar ettiğini, Müvekkilinin olmayan kârı üzerinden sayın mahkemece 10.000 TL maddi 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kararın kaldırılmasını, davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Gerekçe kısmında: "SMK6/1. Maddesine göre 43.sınıf yönünden hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı" Hüküm kısmında ise: "Davalıya ait 2018 96401 tescil no.lu markanın 43. Sınıf için yiyecek ve içecek hizmetlerinin sağlanması yönünden hükümsüzlüğüne" ibarelerine yer verildiğini, 43. Sınıfın sadece yiyecek ve içecek hizmetlerinin sağlanmasını içermediği açık olduğundan ilk derece mahkemesi gerekçe kısmında 43. Sınıf diyerek genel bir ifade kullandığını, hüküm kısmında ise 43. Sınıf için yiyecek ve içecek hizmetlerinin sağlanması ibaresi ile özel bir ifade kullandığını, Bilirkişi Heyeti Ek Raporunda da her iki markanın 43. Sınıfta aynı sınıf ve aynı/ benzer alt sınıflarda tescile konu edildiğinin belirleniğini, Marka Tescil Başvurularına Ait Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ (TPE: 2012/3) uyarınca 43. Sınıfa dair hizmetler: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri, geçici konaklama hizmetleri. gündüz bakımı (kreş) hizmetleri ve hayvan bakım evleri hizmetleri olduğunu, İlk derece mahkemesince özellikle "...43. Sınıf için yiyecek ve içecek hizmetlerinin sağlanması yönünden" şeklinde belirterek hüküm kurulduğunu, ilgili devire ilişkin bildirimin taraflarınca 15.06.2021 tarihinde yapılmış olup HMK 125/2 hükmü gereği müvekkillerinin davaya aktif husumet ehliyeti bulunduğunu, Davalı taraf, Türk Patent ve Marka Kurumunun markayı ve logoyu onaylamasını sürecin sağlıklı ve usulü yolların eksiksiz olarak yürütüldüğüne dair kanıt teşkil ettiğini ileri sürmüş olduğunu, kurumun görevini yerine getiriyor olması davalı lehine kanıt teşkil etmemesi gerektiğini, İlk derece mahkemesi de vermiş olduğu kararda bu durumu: "diğer bir deyişle sonraki tarihli tescil, bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmediği" ibaresi ile belirttiğini, SMK'nın 7/5 hükmüne göre "..." ifadesinin bu hüküm kapsamında bulunan hiç bir özelliğe sahip olmadığını, zayıf marka niteliğinde olmadığını, bilinirliği yüksek olmadığını, markalar arasında isim, fonetik yapı ve logoların görünüşleri benzerlik ihtiva etiğini, Davacı müvekkile ait “... ...” esas unsurlu markalar ile davalıya ait “...” esas unsurlu markalar ortak “...” ibaresini içermeleri nedeniyle neredeyse aynı telaffuz edilmekte ve duyulmakta olduğunu, iki markanın görseli de birbirine benzemekte dairesel unsur barındırmakta yazı tipleri ise italik, klasik yazı tipinde olup neredeyse aynı gözükmekte olduğunu, davalının söz konusu markayı kullanarak tüketici ve müşterileri yanıltarak haksız rekabet yarattığını müvekkilinin ekonomik faaliyetleri, müşteri çevresi ve itibarı zarara uğradığını, müvekkili davacının maddi ve manevi zarara uğradığını, Davalı eylemlerinin müvekkili davacı markasına tecavüz oluşturduğunun tespitinin manevi zararın oluşması ve tazmini için yeterli olduğunu, Davalının öne sürdüğü üzere 2019 yılında zarar ettiği ek bilirkişi raporu ile tespit edilmiş ise de diğer yıllılara ait herhangi bir hesaplama yapılmamış ve davalının markayı ilk kullanmaya başladığı tarihten itibaren net kazanç hesaplanamamış olduğundan TBK 50 ve 51 maddelerine göre hüküm kurması hukuka uygun olduğunu, Davalının 29.376,84 TL mal satış karı elde ettiği ek bilirkişi raporuyla sabit olup ilk derece mahkemesi de bilirkişi raporuna uygun şekilde karar verdiğini, Davalı, işletmesinde hukuka aykırı olarak tescil ettirdiği "... ..." ibaresini değil yalnızca “...” ibaresini kullandığını, ayırt ediciliği olmayan “...” kelimesini ise kullanmadığını, ilgili müşteri ve tüketicilerin müvekkiline ait işletmeler ile davalıya ait işletmeleri karıştırmalarının mümkün olduğunu, davalı adına tescilli marka ile davacı müvekkiline ait markanın aynı hizmet sınıfında tescilli olduğu, markaların esaslı unsurlarının birebir aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava konusu uyuşmazlık; marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi, ihlal kapsamında davalıdan teminat alınarak ihtiyati tedbire hükmedilmesine, davalıya ait 2018/96401 no ile tescilli "... ..." markasının hükümsüzlüğüne, şimdilik SMK 151/2-b kapsamında 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili, erişimin engellenmesi ve hükmün ilanına karar verilmesi istemlerini ilişkindir.Davacının “... ...” ibareli 2016/56495 tescil numarası ile 08.02.2017 tarihinde, “... ...” ibareli ... tescil numarası ile 18.12.2015 tarihinde 29/30/31/32/35/43 numaralı mal ve hizmet sınıflarında tescil edilen markaların sahibi olması ve davalının 2018/96401 tescil numarası ile kayıtlı “... ...” ibareli markasını, hukuka aykırı olarak 03.04.2019 tarihinde tescil ettirmesi nedenleri ile dava açılmıştır.Bilirkişiler ...'in 14/06/2021 tarihli bilirkişi raporlarında özetle; 2015 16402 tescil nolu “... ...” ve ... tescil nolu “... ...” şekil markalarının 43. sınıfta “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” dahil olmak üzere muhtelif sınıflara davacı adına tescil edilmiş olduğunu, Hükümsüzlüğü talep edilen 2018 96401 tescil no.lu “... ... "şekil” markasının 43. sınıfta “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” için davalı adına tescil edilmiş olduğunu, Davacı adına tescilli olan 2015 16402 tescil no.lu (... ...) ye ... tescil nolu' markalar ile davalı adına tescilli olan 2018 96401 tescil nolu markaları karşılaştırdıklarında aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadıklarından SMK m. 5/1/ç'ye dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, Taraf markalarındaki ortak esas unsurun “...” ibaresi olduğu; “...” ibaresinin Türkçe karşılığı olan “...” ibaresinin yer aldığı birçok marka tescili bulunsa ve bu ibare sektörde sıkça kullanılan bir ibare olsa dahi yabancı dildeki karşılığı olan ... ibaresi sektörde çok bilinir olmayıp, yaygın bir kullanımının bulunmadığı; Ortalama düzeydeki tüketici kitlesi davalının markasını gördüğünde, taraf markalarındaki kavramsal ve fonetik (sesçil) yönden benzerlik nedeniyle davacı markaları ile bağlantı kurmasına sebebiyet verebileceğinden 2018 96401 - tescil nolu “... ..." şekil” markasının SMK m. 6/1 uyarınca hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğu; Davalının markasal kullanımda esas unsur olarak “...” ibaresini ön plana çıkarması davacının 2015 16402 tescil no.lu “... ...” ve 2016 56495 tescil nolu “... ... şekil” marka tescillerinden doğan haklarına tecavüz kapsamında değerlendirilebileceğini, Huzurdaki davada tazminata hükmedilebilmesi için aranan kusur şartının gerçekleşmiş olduğunu, maddi tazminat hakkında bir hesaplama yapılamadığını bildirmişlerdir.Bilirkişiler ...'ın 18/01/2022 tarihli bilirkişi raporlarında özetle : Davalı yana ait dava konusu ... ...” ibareli 2018/96401 sayılı markanın tescilli olduğu 43. sınıf bakımından SMK m. 6/1 madde uyarınca tümden hükümsüz kılınabileceğini, İlgili markanın SMK 5/1-ç hükmü çerçevesinde hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığını, Davalı yanın tespit edilen eylemlerinin davacı yana ait markalara tecavüz teşkil eder mahiyette olduğu, Haksız rekabetin varlığından bahsedilebilmesi için yalnızca tescilli sınai hakkın kullanımının yeterli kabul edilemeyeceği, dosyada davalının kullanımları dışında davacı yan ile haksız rekabet teşkil eder hareketlerine ilişkin herhangi bir verinin bulunmaması nedeni ile davalıların davacı yan ile haksız rekabet teşkil eder mahiyette bir faaliyetinin tespit olunamadığı, Davacının tazminat talebinin SMK 151/2-b maddesi “Tecavüz edenin elde ettiği net kazanç” olduğu, davalının 2019 yılında 93.872,21 TL zarar ettiği, yönündeki tespit, görüş ve kanaatine vardıklarını bildirmişlerdir.Bilirkişiler ...'ın 26/01/2022 tarihli bilirkişi EK raporlarında : Davalıya ait marka tescilinin 2019 yılında yapılmış olması nedeni ile ve önceki yıllarda markaya tecavüzün olduğuna dair dosyada bir belgeye rastlanmadığından, 2019 yılına ait defter incelemesi yapıldığını, davalının 29.376,84 TL Mal satış Kar elde etmiş olduğu, davalının defter ve belgelerine göre bu hasılatı dava konusu marka altında yaptığı markanın bu kara etkisini ne oranda olduğunun bilinmediği, İşletme giderleri olan kira elektrik, su, personel ve bunun gibi giderlerin 123.530,92 TL olduğu bu işletme giderinin düşüldüğü takdirde 93.871,72 TL zarar ettiği tespit edildiğini bildirmişlerdir. 2015/16402 kod numaralı, “... ...” ibaresine ihtiva eden markanın Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ'in 29 / 30 / 31 / 32 / 35 / 43. Sınıflarında ve 2016/56495 kod numaralı, “... ..." ibareli ve şekil görselini ihtiva eden markanın Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ'in 29 / 30 / 31 / 32 / 35 / 43. Sınıflarında davacı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Davalıya ait marka tescil belgesi incelendiğinde; 2018/96401 kod numaralı, “... ...” ibareli şekil görselini ihtiva eden markanın Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ'in 43. Sınıflarında davalı yan adına tescilli olduğu anlaşılmıştır.Davalı tarafça, davacının aktif husumet ehliyeti olmadığı ileri sürülmüş ise de, 2015/16402 kod numaralı ve 2016/56495 kod numaralı markalar ... adına tescilliyken, Ankara 54. Noterliğinin 27.5.2021 tarihli ... yev. nolu belgesi ile markanın ... GIDA TURİZM İNŞAAT SANAYİ TİCARET A.Ş adına devir edildiği ve markaların bu tüzel kişi adına tescil edildiği, davacının 15.6.2021 tarihli beyan dilekçesiyle HMK 125/2 madde kapsamında davaya ... GIDA TURİZM İNŞAAT SANAYİ TİCARET A.Ş tarafından devam edileceğinin bildirildiği, buna göre taraf teşkilinde aykırılık bulunmadığı, bu konudaki taraf değişikliğinin davalı tarafın muvafakatine bağlı olmadığı anlaşılmıştır.Tüm dosya kapsamına göre, davalının “... ...” markası ile yiyecek ve içecek hizmetlerinin sunulduğu işletmesinde kullandığı, davalının 43. sınıfta tescilli 2018/96401 tescil numarası ile kayıtlı “... ...” ibareli markasının bulunduğu ancak 10 Ocak 2017'de yürürlüğe giren 6769 sayılı SMK'nın 155.maddesi gereğince marka tescilinin artık bir savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği, davacının davaya mesnet "...” esas unsurlu markalarını özellikle 43. Sınıfta yiyecek içecek hazırlanması hizmetlerinde kullandığı , davalı kullanımının 43. Sınıfta yiyecek içecek hazırlanması hizmetlerinde "“... ..." şeklinde olduğu, bilirkişi raporunda davalının kullanımlarına ilişkin şubesine ait fotoğraflarında, afiş üzerinde "...” ibaresinin ön planda markasal nitelikte kullanıldığı, taraf markalarının esas unsurunu oluşturan "...” ibaresinin , "obur" anlamına geldiği, yiyecek ve sağlanması hizmetleri yönünden doğrudan cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, belirtmediği, bu bakımdan tanımlayıcı/tasviri bir ibare olmadığı ancak kelime anlamına göre yiyecek ve içecekler ile bunlara ilişkin hizmetler bakımından zayıf bir ibare olduğu anlaşılıyorsa da; bu durumun davacı markasının korunmayacağı anlamına gelmediği, taraf markalarının esas unsuru yönünden ayniyet derecesinde benzer olduğu, davalının yeterli ayırt edicilik katmadan ""..." ibaresini ön plana çıkararak davacının markasının tescilli olduğu 43. Sınıfta yiyecek içecek hizmetlerinde markasal olarak kullandığı dikkate alındığında ortalama tüketici kesiminin her iki taraf markasındaki baskın unsuru nedeniyle yanılgı yaşayabileceği gibi davalı markası ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı da oluşabileceği, bu açıdan davalının markasal kullanımlarının iltibasa sebebiyet vereceği, tüm bu nedenlerle SMK m.7 ve 29 kapsamında davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesinde aykırılık bulunmadığı, bununla birlikte davalının cirosuna, kapasitesine, elde ettiği gelire göre ödemesi gerekli, hakkaniyete ve menfaatler dengesine uygun olarak tam miktar belirlenemediğinden maddi tazminatın TBK 50-51 maddesine göre taktir edilmesi gerektiği, ihlalin süresi boyutu somut olayın özelliğine göre maddi tazminatın 10.000,00 TL olarak hüküm altına alınmasının makul ve dosya kapsamına uygun düşeceği, aynı nedenlerle manevi tazminatın 10.000,00 TL olarak taktir edilmesinin somut olaya göre hak ve adalet ilkesine uygun olacağı değerlendirilmiştir. Dosya kapsamındaki somut delillerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı kanaatine varılmış, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 28/03/2023 tarih ve 2020/16 E., 2023/80 K. sayılı kararına karşı davalı vekilince yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 342,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 273,40 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 04/12/2025