Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2019/5734 E. , 2024/3236 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2019/5734 Karar No : 2024/3236 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ...a velayeten kendi adına asaleten ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜR
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2019/5734 E. , 2024/3236 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2019/5734 Karar No : 2024/3236 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ...a velayeten kendi adına asaleten ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müteveffa ...'ın Kocaeli İli, Darıca İlçesi Bayramoğlu Halk Plajında boğulması sonucunda hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle eşi ... için 15.000,00 TL maddi (ıslah talebi ile 161.167,65-TL maddi) 130.000,00.-TL manevi; oğlu ... için 30.000,00 TL manevi, oğlu ... için 1.000,00 TL maddi (ıslah talebi ile 14.398,43-TL maddi), 30,000 TL manevi, oğlu ... için 1.000,00 TL maddi ıslah talebi ile 48.731,56-TL maddi), 30.000.00 TL manevi olmak üzere toplam 224.297,64-TL maddi, 220.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava konusu ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı ve kimin hangi oranda kusurlu olduğu hususunun tespiti amacıyla, uyuşmazlığın çözümü teknik bilgi ve uzmanlık gerektirdiğinden Mahkemelerince yerinde yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda özetle; "07/05/2014 Yayım Tarihli TSSF Cankurtarma Talimatı’nda plajlar olarak bahsedilmekte, mavi bayraklı plaj tanımı kullanılmadığı, dolayısıyla kanun maddesinden doğal deniz kıyısı bir alanın plaja döndürülmesi halinde artık cankurtaran bulundurma zorunluluğunun başladığının anlaşılabileceği, ancak her ne kadar bu konu davanın içinde yer alsa da heyetimiz boğulma vakasının cankurtaran yetersizliği ya da mevcudiyeti ile ilgisi olmadığı kanaatinde olduğu, müteveffa ...’ın denize girdiği noktanın en yakın cankurtaran istasyonuna 150 metre mesafede olduğu iddiası ve sahilin kalabalık olması nedeni ile boğulan kişinin cankurtaran tarafından görülmemesi ya da o esnada başka bir vaka ile ilgilenmesi, denizin başka bir kısmına gözetleme faaliyeti yapıyor olması ve bu esnada ihbar gelmediği için görememesi kabul edilebilir bir durum olduğu, denizden kum alındığı veya çekildiği ile ilgili iddiaya ve boğulmaya bu durumun sebep olmuş olabileceğine dair kesin bir kanıt dava dosyasında bulunmadığı, davalı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi denizin içinden toprak almadığını aksine sahile toprak döktüğünü buna ilişkin fotoğrafları da delil olarak sunduğunu belirtmiş olup bu durumun da sahil düzenlemesi işinin genel ruhuna uygun olduğu, emniyet şeridinin ya da tanıkların ifadesi ile dubaların 3 – 4 günde bir kontrol edildiği ifadesine yer verildiği, hem 21.03.2016 tarihli dilekçesinde davalı vekili hem de KBB İtfaiye Dairesi Başkanı ...'nın 17.11.2015 tarihli yazısında “denizde oluşan çukurun denizin doğal oluşumundan kaynaklanabileceği, kendilerinin kum alma vs. gibi bir olay şahit olunmadığı, 3 ila 4 günde bir emniyet şeridi içerisinde kalan denizin taranarak tehlike oluşturabilecek yerlere emniyet şeridi çekildiği belirlenmiştir.” ifadeleri ile deniz derinliğinin değiştiğinin bilindiği ve buna karşı da 3 – 4 günde bir önlem alındığının belirtildiği, oysa ki çekilen emniyet şeridi yüzme bilmeyen vatandaşlar için güvenli alan algısı oluşturduğu, Tanık ...'nun 02.09.2015 tarihinde polise vermiş olduğu ifadesinde dubalara gelmeden çukurlar olduğunun müteveffanın oğluna söylenmiş olduğunu beyan ettiği, bu manada emniyet şeridi olmadan plajın kendi haline bırakılması durumunda güvenlik sorumluluğu sadece vatandaşların kendisinde olacakken, emniyet şeridinin çekilmesinde ve/veya takibinde gerekli özenin gösterilmemiş olduğu anlaşıldığından, yukarıda beyan edilen hususlar çerçevesinde davalı Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin olayda kusurlu olduğu" diğer taraftan hayatını kaybeden ...’ın olaydaki sorumluluğunun değerlendirilmesinde ise; dava konusu olayda boğularak hayatını kaybeden ...'ın, olayın olduğu 26.07.2015 tarihinde 45 yaşında olduğu, bu yaşın, kişinin iyi ve kötüyü, tehlikeli ve tehlikesiz durumu ayırt edebileceği bir yaş olduğu, tanık ifadelerinden müteveffanın yüzmeyi bilip bilmediği anlaşılamadığı, ancak iyi yüzme bilen bir kişi olsa bu durumun ifadelerde yer almasının bekleneceği, bu sebepten müteveffanın yüzmeyi iyi bilmediğinin kabul edildiği, müteveffanın kendisi için tehlikeli olabilecek, suyun derinliğini görmeyecek seviyede derinliği fazla olan alana geçmemesi gerekirken, bir şekilde kontrolsüz biçimde bu derin alana geçtiğinin sanıldığı, oysa yüzme bilmeyen bir kişinin derinliğinden emin olmadığı bir alanda kontrolsüz biçimde yüzmeye çalışmaması gerektiği, yukarıda sayılan bu gerekçelerle dava konusu olayın meydana gelmesinde, hayatını kaybeden ...’ın kusurlu olduğu, sonuç olarak; davalı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin denizin emniyet şeridinin çekilmesinde ve takibinde gerekli özeni göstermediği için %60 oranında kusurlu olduğu, dava konusu olayın meydana gelmesinde, hayatını kaybeden ...’ın ise %40 oranında kusurlu olduğu" görüş ve kanaatine yer verildiği, öte yandan davacıların yakını ...'ın ölümü ile davacıların destekten yoksun kaldıkları maddi tazminat miktarlarını belirlemek amacıyla, Mahkemelerince bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi sonucu düzenlenen 24/05/2018 tarihli bilirkişi raporunda özetle; yapılan incelemede müteveffanın ölüm tarihinde çocuklarından ...'ın 20 yaşında olması sebebiyle müteveffanın desteğinden yararlanamayacağı ve hak sahibi olamayacağı, davalı idarenin %60 kusur oranına göre yapılan hesaplamalar sonucunda davacı eş ... bakımından maddi zararın 161.167,65-TL, oğlu ... bakımından maddi zararın 48.731,56-TL, oğlu ... bakımından maddi zararın ise 14.398,43-TL olarak belirlendiği, bilirkişi raporlarının taraflara tebliğ edilmesi üzerine taraflarca raporlara yapılan itirazların, ayrıntılı ve bilimsel nitelikte hazırlanan raporları kusurlandırıcı nitelikte görülmeyerek hazırlanan raporların karara esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, davacıların manevi tazminat talepleri yönünden ise; dava konusu olayın gelişiminde müteveffa yakınlarının büyük üzüntü duydukları, elem ve ızdırab çektikleri kuşkusuz olduğundan, çekilen elem ve ızdırabın karşılığında izafe edilen kusur oranı da dikkate alınarak Mahkemelerince eş ... için 78.000,00-TL, müteveffanın çocukları ..., ..., ... için ayrı ayrı 18.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle; dava konusu tazminat isteminin eş ... için 161.167,65-TL maddi ve 78.000,00-TL manevi, müteveffanın çocukları için oğlu ... için 48.731,56-TL maddi ve 18.000,00-TL manevi, oğlu ... için 14.398,43-TL maddi ve 18.000,00-TL manevi, oğlu ... 18.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 224,297,64-TL maddi tazminat ve 132.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulüne, davacı eş ... için kabul edilen 161.167,65-TL maddi tazminatın 15.000,00-TL'si ve 78.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/10/2015 tarihinden itibaren, geri kalan maddi tazminat için ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 09/07/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, müteveffanın oğlu ... için kabul edilen 48.731,56-TL maddi tazminatın 1.000,00-TL'si ve 18.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/10/2015 tarihinden itibaren, geri kalan maddi tazminat için ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 09/07/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, oğlu ... için 14.398,43-TL maddi tazminatın 1.000,00-TL'si ve 18.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/10/2015 tarihinden itibaren, geri kalan maddi tazminat için ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 09/07/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, oğlu ... için 18.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/10/2015 tarihinden itibaren, davalı idare tarafından ödenmesine, kabul edilen manevi tazminat miktarını aşan talep yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığına yönelik değerlendirme yapan ve hükme esas alınan raporu hazırlayan bilirkişi kurulunun çalışma yönteminin hukuka ve bilimsel kurallara uygun olmadığı gibi rapordaki düşünce ve yorumların da yetersiz ve yanıltıcı olduğu, hesap bilirkişisi tarafından yapılan destekten yoksun kalmaya yönelik hesaplamaların ise güncel ve somut ülke gerçekleri gözetilmeden oluşturulduğu, öte yandan müteveffanın otopsi raporunda şahsın herhangi bir hastalığının bulunup bulunmadığı, tıbbi geçmişinin bilinip bilinmediği, kalp hastalığının bulunup bulunmadığı, kalp krizi yahut epilepsi hastası ise atak geçirmiş olma ihtimali gibi boğulmanın dış etken kaynaklı olup olmadığının raporda değerlendirilmediği, ayrıca boğulma olayının emniyet şeridinin içinde mi dışında mı gerçekleştiğinin net olarak tespit edilemediği, bu husus netleştirilmeden idareye kusur atfedilemeyeceği, dava konusu olayın bilirkişi kurulunun uzmanlık alanını kapsamadığı, yüzme federasyonu, sahil güvenlik, acil ve adli tıp gibi özel ihtisas kurumlarından seçilecek kişilerce bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği, olayda Belediyenin tedbirsizliği ve sorumluluğunun bulunmadığı, olayın tamamen müteveffanın dikkatsizliği ve kusuru sebebiyle meydana geldiği, sahil şeridinin mavi bayraklı olmadığı, buna rağmen belediyece halkın can güvenliğinin sağlanması için cankurtaran istasyonlarının kurulduğu, denizden kum alınması ve boğulma vakasına bu durumun sebep olduğu iddiasının gerçek dışı olduğu,diğer taraftan hükmedilen manevi tazminat tutarları fahiş olup sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarda olduğu belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından,davaya konu ölüm olayının meydana gelmesinde davalı idarenin tam ve asli kusurlu olduğu, bu hususun yargılama sırasında toplanan deliller ile de ispatlandığı, hesap bilirkişisinin destekten yoksunluk zararına yönelik yaptığı hesaplamanın emsal Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu, otopsi raporunda müteveffanın iç ve dış muayenesi yapılarak herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığı, kanda alkol ve diğer sistematik maddelerin bulunmadığı, ölümün suda boğulma sonucunda gerçekleştiğinin ayrıntılı olarak tespit edildiği, davalının iddialarının soyut ve mesnetsiz olduğu, öte yandan Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Cankurtarma Talimatının 28. maddesi gereği deniz kıyısı bir alanın plaja çevrilmesi halinde cankurtaran bulundurma zorunluluğunun başladığı, kaldı ki müteveffanın ölüm olayından cankurtaran ekibinin haberdar edilmiş olmasına karşın hiçbir müdahalede bulunulmadığı, tanık beyanları ile de sabit olduğu üzere cankurtaranın müdahale etmemesi nedeniyle halk tarafından arama çalışması yapılarak müteveffanın cesedine ulaşılabildiği, öte yandan bilirkişi kurulunun yeterliliği hususunda davalı idarece itirazda bulunulmuş ise de idarece yargılama safhasında bilirkişilerin şahıslarına karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığı, bu aşamada yapılan haksız itirazların dinlenebilir nitelikte olmadığı, diğer taraftan ölüm olayının emniyet şeridi içerisinde gerçekleştiği, nitekim vatandaşlar tarafından müteveffaya emniyet şeridi içinde ulaşıldığı, aksi yöndeki davalı idare iddialarına itibar edilemeyeceği, ayrıca mahkemece takdir edilen manevi tazminat tutarının emsal içtihatlar çerçevesinde fahiş olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan ... TL yürütmenin durdurulması harcının istek halinde davalı idareye, posta gideri avansından artan tutarın ise Mahkeme tarafından ilgilisine iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 28/05/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.