10. Hukuk Dairesi 2024/693 E. , 2024/14150 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2388 E., 2023/2795 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2013/164 E., 2023/356 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkeme
**10. Hukuk Dairesi 2024/693 E. , 2024/14150 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2388 E., 2023/2795 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2013/164 E., 2023/356 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... Firması vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı .... vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... ve Deri Ürünleri Sanayi Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirkete ait olan ... Center in dış boya ve temizliğini yapmak için faaliyet gösteren yüklenici müteahhit ... için temizlik ve boya işçisi olarak 7 Kasım 2011 tarihinde işe başladığını, davacının net yevmiyesinin 100,00 TL olduğunu, 18 Kasım 2011 tarihinde saat 17.00 civarında işyerinde çalışmakta iken elektrik akımına kapıldığını ve yaralandığını, bu iş kazası sonucunda davacının sol elinin kullanımını büyük ölçüde kaybettiğini, davacının iş kazası nedeni ile iş gücünü kaybetmiş olması nedeniyle fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminata, tazminat isteklerine iş kazasının vuku bulduğu tarih olan 18.11.2011 tarihinden itibaren uygulanan TCMB reeskont faizi üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte davalıların her ikisinden müteselsilen ve müştereken alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı ... ve Deri Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın tamamı ile subjektif haksız, mesnetsiz, davalı firma bazında davacının hiçbir şekilde çalışmasının olmaması davaya konu olayın olduğu yer itibarı ile de hiçbir şekilde davalı müvekkili şirketle bağlantının olmamasına karşı davanın sebepsiz zenginleşme aracı olarak kullanıldığını, bu hususun şirket kayıtları, tanık dahil bir çok delil ile ispat edileceğini, davaya tüm bu sebeplerle itiraz etme zaruretlerinin doğduğunu, davacı tarafından haksız olarak sebepsiz zenginleşme amacıyla ve kötü niyetli açılan davanın ve tüm taleplerinin reddini savunduğu görülmüştür. Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ... isimli müteahhidin işçisi olduğunu, davalı müvekkilinin herhangibir sorumluluğunun olmadığı, davacı ile TREDAŞ arasında herhangibir işçi işveren ilişkisinin olmadığını ayrıca davalı ... ve müvekkili arasındada her hangi bir taşeron ilişkisi olmadığını, davacının ... isimli müteahhitin çalışanı olduğunu, müvekkili yönünden husumet nedeni ile davanın reddi gerektiğini, olayın meydana geldiği trafonun müvekkiline ait olmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, meydana gelen olayda müvekkilinin herahngibir kusurunun olmadığını, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu, belirlenecek zararın SGK tarafından yapılacak ödemelerin mahsubu gerektiğini, faiz talebinin haksız olduğunu, davanın reddini savunduğu ve davanın ... isimli şahsa ihbarını talep ettiği, ihbar dilekçesinin ihbar olunan ...'a 04.07.2013 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. İhbar olunan ... vekili beyan dilekçesinde özetle; müvekkilinin sorumlu olmadığını yapılan işten müvekkilinin haberdar olmadığını davacının boyama işini müvekkilinin bilgisi haricinde diğer davalı ...'in isteği doğrultusunda yaptığını davanın haksız olduğunu savunduğu görülmüştür. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacının davalı ... şirketine ait ... AVM'de davacının ihbar olunan ... çalışanı olarak boyacı olarak çalıştığı, 18.11.2011 tarihinde davacı işçi ilendi metal boya sırığı ile alüminyum merdiven üzerinde yüksek gerilim hattı yakınındaki trafo binasını boyadığı sırada akıma kapılması sonucu davacı işçinin yaralandığı, bu şekilde davaya konu kazanın meydana geldiği, SGK tarafından meydana gelen kazanın iş kazası olarak kabul edildiği, Mahkemece dosya kapsamındaki tüm kusur raporları arasındaki çelişkiyi gideren ve hükme esas alınan 11.04.2022 tarihli heyet raporunda; kazanın oluşumunda davalı ... Şirketinin %60, ihbar olunan ...'ın %30, davacı işçinin %10 kusurunun bulunduğu, davalı TREDAŞ'ın kusurunun bulunmadığı belirlenmiştir. SGK cevabi yazısı ile kazalı işçinin maluliyet oranının %33,2 olduğu bildirilmiştir. Yüksek Sağlık Kurulunun 23.11.2017 tarihli kararı ile de maluliyet oranı %45 olarak tespit edilmiştir. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 27.07.2016 tarihli kararı ile davacı hakkında maluliyet oranının %62 olduğuna dair görüş bildirildiği, ATK 2. İhtisas Üst Kurulunun 04.10.2018 tarihli kararı ile maluliyet oranının %62 olarak bildirildiği görülmüş, kesinleşen maluliyet oranı hesaplamalara esas alınmıştır. Tespit edilen maluliyet oranı ve tespit edilen kusur oranı yönünden maddi tazminat hesaplaması yapılması için dosya hesap bilirkişisine tevdi edilmiş, 24.05.2023 tarihli hesap raporu ile davacının maddi zararının hesaplandığı görülmüştür. Karar tarihinde her ne kadar asgari ücret artmış, aktüerya raporunda güncellemeden önceki asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmış ve Mahkememizce re'sen güncel asgari ücrete göre ek rapor aldırılması gerekmekte ise de davacı vekilinin 21.07.2023 tarihli celsedeki talep ve beyanında güncel asgari ücrete göre ek rapor alınmadan mevcut rapor doğrultusunda karar verilmesi talep edildiğinden, dosya ek rapora gönderilmemiş; düzenlenen bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun görülmüş ve hükme esas alınmıştır. Ücret tespiti yönünden tanık beyanları ve emsal ücret araştırması doğrultusunda davacının asgari ücretin 1,58 katı ücretle çalıştığı kabulü ile yapılan 2. seçenekteki hesaplama hükme esas alınmıştır. Davalılardan ...'nin kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunmadığı anlaşıldığından bu davalı yönünden davanın tümden reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının dava dilekçesinde 5.000,00-TL maddi tazminat talep ettiği, ıslah ile artırdığı miktarı diğer davalı ... idaresinden talep etmediği diğer davalıdan talep ettiği hem dilekçe başlığından hem de dilekçe içeriğinden anlaşıldığından bu husus ... lehine hükmedilecek vekalet ücretinin tayininde nazara alınmıştır... " gerekçesiyle; "1-Davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, 2-Davalı ... ve Deri Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti aleyhine açılan davanın kabulü ile 1.279.468,84-TL maddi tazminatın 18.11.2011 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı ... ve Deri Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti.'den tahsili ile davacıya ödenmesine," şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... ve Deri Ürünleri Ltd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirkete atfedilen kusur oranının gerçeği yansıtmadığını, davalı şirketin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, kaza tarihinden yaklaşık 11 yıl sonra hazırlanan kusur raporunun hükme dayanak yapılamayacağını, Mahkemece SGK'nın ilgili rapor ve yazılarında maluliyet oranı %33,2 olarak belirlenmiş olmasına rağmen maluliyet oranının %62 olarak kabul edilerek yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, ıslaha yönelik zamanaşımı itirazının Mahkemece nazara alınmadığını, davanın tümden kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı .... vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde davacı tarafça maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen talep edildiği, ıslah dilekçesinde ise hangi davalıdan tazminat talep ettiğini açıkça belirtmemiş olmasına rağmen tazminat tutarının tamamının diğer davalıdan talep edildiğine kanaat getirilerek verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki dava değeri 10.000,00 TL olarak kabul edilse bile davalı .... lehine hükmedilen vekalet ücretinin eksik olduğunu, yargılama giderlerinin taraflar arasında haklılık durumuna göre paylaştırılması gerektiğini, davalı .... yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen davalı .... tarafından dosyaya yatırılan delil avanslarının davacıdan tahsiline karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, yatırılan delil avansının kabul/ret oranına göre tahsil edilmesi gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden Kanun'a aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddi ile davalı .... vekilinin istinaf başvurusunun miktar itibariyle kesinlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ve Deri Ürünleri Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... ve Deri Ürünleri Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi. 3. Değerlendirme Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacının davalı ... Şirketine ait ... AVM'de ihbar olunan ... çalışanı olarak boyacı olarak çalıştığı, 18.11.2011 tarihinde davacı işçi ilendi metal boya sırığı ile alüminyum merdiven üzerinde yüksek gerilim hattı yakınındaki trafo binasını boyadığı sırada akıma kapılması sonucu yaralandığı, bu şekilde davaya konu kazanın meydana geldiği, SGK tarafından meydana gelen kazanın iş kazası olarak kabul edildiği, Mahkemece kusur oran ve aidiyetinin tespitine yönelik hükme esas alınan 11.04.2022 tarihli heyet raporunda; kazanın oluşumunda davalı ... Şirketinin %60, ihbar olunan ...'ın %30, davacı işçinin %10 kusurunun bulunduğu, davalı TREDAŞ'ın kusurunun bulunmadığı, anılan raporda davalı ... firmasının asıl işveren, dava dışı davacının kayıtlı işvereni ...'ın taşeron olarak nitelendirildiği ve kusura ilişkin değerlendirmelerin de bu şekilde yapıldığı, Mahkemece anılan rapor hükme dayanak kılınmakla birlikte hükmün gerekçesinde davalı ... firması ile dava dışı ... arasındaki ilişkinin niteliğine ilişkin bir açıklamaya yer verilmediği anlaşılmıştır. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara iş veren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer iş veren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl iş veren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden ... yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanun'un iş verene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden ... hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir iş yeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Kanun'un tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25/1. maddesinde, hâkimin Kanunda öngörülen istisnalar dışında, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatabilecek davranışlarda bulunamayacağı, aynı maddenin 2. fıkrasında yine kural olarak hâkimin kendiliğinden delil toplayamayacağı kabul edilmiştir (Umar, Bilge: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı, Ankara 2014, s.114 vd.). Taraflarca getirilme ilkesi olarak kabul edilen bu düzenleme ile özel hukuk uyuşmazlıklarında kural olarak, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin vakıaların ve bu vakıaların delillerinin bizzat taraflarca getirilmesi ve yargılamada ileri sürülmesi düzenlenmiştir. Böylelikle dava malzemelerinin toplanmasında ve bunların ileri sürülmesinde hâkimin pasif olması kabul edilmiştir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.238). Bununla birlikte dava malzemesinin taraflarca getirilmesi, hâkimin bu hususlar hakkında hiçbir yetkisi olmadığı ve tamamen etkisiz olduğu anlamına gelmemektedir (Alangoya, H. ... /Yıldırım, ... ... /Deren Yıldırım, Nevhis: Medenî Usul Hukuku Esasları, 7. Baskı, İstanbul 2009, s. 184). Bu, özellikle hâkimin yargılama sonucunda verdiği hükmün maddi gerçekle örtüşür olabilmesinin bir sonucudur. Tarafların getirdiği ve ileri sürdüğü dava malzemeleri bazı durumlarda maddi veya hukukî açıdan eksik, belirsiz yahut çelişkili olabilir. Bu durum, davanın yürütülmesini zorlaştırabildiği gibi Hâkimin doğru bir hükme varma ihtimalini de tehlikeye sokabilir. Bu nedenle HMK’nın 31. maddesinde, bu durumlarda, Hâkimin taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve tarafların delil göstermelerini isteyebileceği düzenlenmiştir. Diğer yandan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iradî taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm içermemekle birlikte bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu da HMK’nın 124. maddesi ile belirli hâllerde iradî taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirmiştir. Anılan düzenlemeye göre bir davada taraf değişikliği ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (HMK m. 124/1). Ancak yasa koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (HMK m. 124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hâllere de yer vermiştir. Maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK m. 124/3,4). İradî taraf değişikliğine ilişkin düzenleme karşısında gerek davacı gerekse davalı tarafta, iradî taraf değişikliği yapılması mümkündür (Korkmaz ... Taş: Medenî Usul Hukukunda İradi Taraf Değişikliği, Ankara 2014, s. 169). Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.07.2020 tarihli 2017/15-2929 E., 2020/544 K. sayılı kararında da aynı tespitlere yer verilmiştir. Somut olayda; davacı asilin Mahkemece yapılan keşif sırasında alınan; "Olay tarihinde ben davalı ... Migros (...) binasının alışveriş merkezinin dış cephesini ve içini boyama işini binanın mülkiyet sahibi olan ......Ltd. Şti.'den almıştır ve ... bu boya işinde beni ve tanıklar ... ile ... ve askerde olan ... ... ile birlikte binanın dış cephesini iç boyasını yaptık en son olarakda şu anda yanında bulunduğumuz alışveriş merkezine ait trafo binasının boyama işini yapıyorduk" beyanı, yine dinlenilen tanık anlatımlarına göre dava konusu kazanın gerçekleştiği ... isimli alışveriş merkezinin dış boya işlerinin bina sahibi davalı ... Firması tarafından dava dışı ...'a verildiği, davacı kazalının ... tarafından işe alındığı, kazanın meydana geldiği alışveriş merkezinin işletilmekte olduğunun beyan edildiği anlaşılmakla birlikte Mahkemece davalı ... Firması ile dava dışı ... arasındaki ilişkinin niteliğine dair araştırma veya belirleme yapılmaksızın hüküm tesisi hatalı olmuştur. O halde Mahkemece yapılacak iş; davalı ... ve Deri Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. ile dava dışı ... arasındaki hukuki ilişkinin niteliği yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde usulünce incelenip ve değerlendirilmesi ve işveren sıfatının kime ait olduğunun belirlenmesi, işveren sıfatının dava dışı ...'a ait olduğunun belirlenmesi halinde HMK'nın 124 madde gereğince davada taraf kılınması amacıyla davacı vekiline usulüne uygun süre verilmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı ... ve Deri Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin karar bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.