Başvuru, tutukluluk süresinin makul süreyi aşması ve hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar verilmesine rağmen gerekçeli kararın geç yazılması ve tahliye talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tutukluluk süresinin makul süreyi aşması ve hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar verilmesine rağmen gerekçeli kararın geç yazılması ve tahliye talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 5/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 14/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı 29/5/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 6/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 11/8/2014 tarihinde ibraz etmiştir. Birinci Bölüm tarafından 18/5/2016 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2008/1756 sayılı soruşturma kapsamında 8/11/2009 tarihinde gözaltına alınmış; İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 9/11/2009 tarihli ve 2009/67 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında kamuoyunda "irtica ile mücadele eylem planı" olarak bilinen E.2010/106 sayılı dava kapsamında hazırlanan 2010/264 sayılı iddianame 30/4/2010 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.Başvurucunun tutuklandığı tarihten yaklaşık sekiz ay sonra 28/6/2010 tarihinde yargılanmasına başlanmıştır. Başvurucunun yargılandığı dava öncelikle 8/8/2011 tarihinde kamuoyunda "İnternet andıcı" olarak bilinen dava ile daha sonra ise İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/4/2012 tarihli ve 2012/249 Değişik İş sayılı kararıyla kamuoyunda "Ergenekon" olarak bilinen dava ile birleştirilmiş ve Mahkemenin E.2009/191 sayılı sırasına kaydedilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli duruşmada hükmü açıklamış ve başvurucunun eylemlerinin terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğunu belirterek başvurucunun 16 yıl 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına 12/8/2013 tarihinde itiraz etmiş; itirazı değerlendiren İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 22/8/2013 tarihli ve 2013/553 Değişik İş sayılı kararıyla "...mahkûmiyet kararı ile birlikte verilen tutuklama kararının ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, herhangi bir isabetsizlik görülmediği ..." gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Başvurucunun mahkûmiyet kararından sonraki dönemde yapmış olduğu tahliye talepleri, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kovuşturma aşamasının tamamlandığı ve hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına yapılan itirazın reddine karar verildiği gerekçesiyle reddedilmiştir.Başvurucu, tahliye taleplerinin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenmemesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tahliye talebinde bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mahkemeye gönderdiği cevap yazısında dosyanın elinde olmadığını belirterek incelemenin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince yapılmasına karar vermiştir. Başvurucu bunun üzerine yeniden İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, Mahkeme 13/12/2013 tarihli ve 2013/806 Değişik İş sayılı kararıyla gerekçeli kararın yazım aşamasında olduğunu ve kovuşturma aşamasının sona erdiğini belirterek tahliye talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermiştir.Bu karara yapılan itiraz ise İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 10/1/2014 tarihli ve 2014/59 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar, başvurucunun vekili tarafından 3/2/2014 tarihinde Mahkeme kaleminden öğrenilmiştir. Başvurucu 5/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.Başvurucu 11/3/2014 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/196 Değişik İş sayılı kararıyla tahliye edilmiştir.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi şöyledir: "(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (1). Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..."22 5271 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir." 5271 sayılı Kanun'un maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur."