T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2021 - 2025/2280 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2021 KARAR NO : 2025/2280 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02/06/2023 NUMARASI : 2021/239 E. - 2023/287 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Hak…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2021 - 2025/2280 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2021 KARAR NO : 2025/2280 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02/06/2023 NUMARASI : 2021/239 E. - 2023/287 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/06/2023 tarih ve 2021/239 Esas - 2023/287 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, davalı Şirketin 2020/36208 sayılı ve “...” ibareli başvurusuna SMK'Nın 6/3 ve 6/9 maddelerine dayalı olarak yaptıkları itirazlarının dava konusu YİDK kararı ile nihai olarak reddedildiğini, oysa dava konusu başvurunun gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davalı Şirketin bunu bildiği halde kötü niyetli olarak başvuruda bulunduğunu, davalı şirket sahibi ile 1.5 yıl öncesine kadar ortak olarak faaliyet gösterdiklerini, 2019 sonu itibariyle ortaklığın sona erdiğini, davalı şirket sahibi ile ortak olunan şirketin bütün hisselerinin müvekkili tarafından devralındığını, müvekkilinin ortaklık sona ermeden önce yaptığı 2015/26239 işlem numaralı “...” ibareli başvurunun reddedilmesinden sonra 12.01.2015 tarihinde "www.....net" ibareli alan adını tescil ettirerek, “...” marka ürünleri satmaya devam ettiğini, müvekkilinin, tarafların eskinden ortak olduğu şirket ve www.... alan adı üzerinden markaya bilinirlik sağladığını, davalının, tarafların ortaklığı bittikten ve şirket hisselerini müvekkiline devrettikten sonra bu marka başvurusunda bulunmasının kötüniyetin kanıtı olduğunu, müvekkilinin yazılım mühendisi olduğunu ve tüm bilgi birikim ve sermayesini “...” markasına yatırdığını, müvekkilinin dava konusu markayı ciddi bir şekilde kullandığını ispat edemediği yönündeki tespitin doğru olmadığını, zira müvekkilinin bu isim ile tesis ettiği internet sitesinde bu marka adı altında binlerce ürün sattığını, bu kullanıma ilişkin faturaların ve ilgili internet sitesi bilgilerinin sunulduğunu ileri sürerek, 2021-M-6698 sayılı YİDK kararının iptali ile dava konusu başvurunun tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, dava konusu “...” markasının kullanımında öncelik hakkının müvekkiline ait olduğunu ve davacının eskiye dayalı kullanım iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili “... ... ...” adlı şahıs firmasının kurucusu ve sahibi olduğunu ve davacıdan çok daha önce “...” ibaresini kendi iş yerinde ve şimdiki şirketinde kullandığını, dava konusu “...” markasının, araçların boya kalınlıklarını ölçmeye yarayan cihazın adı olduğunu, bu ölçüm cihazını müvekkilinin Çin’den ithal edip “...” adıyla satışa arz eden ilk kişi olduğunu, müvekkilinin bu cihazı davacının eski ortağı olduğu ... Teknoloji Ltd. Şti’den önce kendi şahıs şirketinde “...” marka ve logosu ile sattığını, davacının kullanım ispatı olarak dosyaya sunduğu 4 adet Youtube videosunun davacının iddiasını ispata yeterli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, her ne kadar davacı-birleşen davacı, “...” ibaresinin gerçek hak sahibinin kendisi olduğunu iddia etmiş olsa da, dosyaya sunulan deliller incelendiğinde, davacı-birleşen davacının ve birleşen davalı şirket sahibinin, 10.07.2017-09.01.2019 tarihleri arasında “... Teknoloji” şirketinde ortak olduğu, davacı-birleşen davacının delillerinde yer alan “...” markasına ilişkin Youtube videolarının bazılarının “... Teknoloji” şirketi adıyla paylaşıldığı, davacı-birleşen davacı ... tarafından oluşturulan Youtube videoları ile tarafların ortak olduğu “... Teknoloji” şirketi tarafından oluşturulan videoların aynı tarihlere denk geldiği, "https://www...." adresli videoda ürünün “... ...” firması tarafından piyasaya sunulduğu yönünde açıklama olduğu, "... ..." firmasının ise birleşen davalı şirket sahibinin önceki tarihli “... ... ...” isimli şahıs şirketi olduğu, "www.....net" alan adının whois kaydı incelemesinde davacı-birleşen davacı taraf adına tescil edildiğine dair bir kayıt bulunmadığı, 2015/26239 sayılı “...” ibareli marka başvurusunun birleşen davalı şirket sahibi ... adına yapıldığı, birleşen davalı şirket kurucusu ...’ın 2009 tarihinde “... ...” adıyla faaliyette bulunmaya başladığı, kurucusu olduğu şirketlerin ticaret unvanları ve faturalarında “... group, ... ...” şeklinde “...” ibaresini kullandığı, 2013-2014 tarihlerinde davacı-birleşen davacıya “kaplama boya ölçüm cihazı” sattığına ilişkin faturaların bulunduğu ve bu faturalarda da “... group” ibaresinin yer aldığı, birleşen davalının 2018/48957 sayılı markasını adına tescil ettirdiği ve tanıkların “davacının daha önce yazılım alanında faaliyet gösterdiği, otomotiv sektörüyle ilişkisinin olmadığı, bu nedenle yapılan ortaklıkta şirketin sosyal medya işlerini yönettiği ve ortaklık sona erdikten sonra www.....net alan adı kullanımının davacı tarafından devam ettirildiği” beyanları da dikkate alındığında birleşen davalının birebir “...” ibaresi ile olmasa da “...” esas unsurlu şeklindeki marka kullanımlarının davacı-birleşen davacı taraftan daha önceki tarihlere dayandığı, dosyaya sunulan davacı-birleşen davacı delillerinin arasında birleşen davalıdan ve başvurudan önce dava konusu markanın yaygın, fasılasız ve ticari etki doğuracak şekilde kullanıldığına ilişkin fatura, ticari evrak, bilgi ve belge bulunmadığı, sonuç olarak davacı-birleşen davacının “...” markasını kendisinin ihdas ettiği ve marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğu yönündeki iddiasını ispatlayamadığı gibi aynı nedenlerle kötü niyet iddiasının da kanıtlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl ve birleşen davada davacı vekili, müvekkili ile davalı Şirketin sahibi ...'ın geçmişte ortak olduklarını, ortaklık sona ermeden kısa bir süre önce yaptıkları 2015/26239 sayılı ve "..." ibareli başvurularının reddedildiğini, davalının ... markasının kullanımının yapıldığı şirket hisselerin müvekkiline devrettiğini, anılan ibareli alan adına ait domainin müvekkili tarafından alındığını, bahsi geçen alan adlı internet sitesinden satış yaptığını, davalı tarafın ortaklık sona erdirdikten sonra "..." ibareli başvuruyu yaptığını, başvuruda müvekkilinin kullandığı logonun aynısın yer aldığını, dava konu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının dava konusu başvuruyu oluşturan ibare üzerinde SMK'nın 6/3 maddesi uyarınca öncelik hakkının bulunduğunu ispatlayamadığı, zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/8528 Esas - 2018/1843 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere anılan madde anlamında tescilsiz markasal kullanımının, uzun süre ve kesintisiz olması ve bu kullanımla işarete yerelden daha geniş bir coğrafyada belirli marufiyet/bilinirlik kazandırılması gerektiği, somut olayda davacı tarafça sunulan delillerin açıklanan şekilde kullanımı ispatlamadığı gibi kötü niyet iddiasının da kanıtlanamadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 269,85-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 345,55-TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 28/11/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/12/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.