Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında gerekçeli karar hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında gerekçeli karar hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/5/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç 1982 doğumlu olan başvurucu, 1998 yılından itibaren ASELSAN Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.de (Kurum) çalışmaya başlamış, 28/3/2017 tarihinde elektronik teknikeri pozisyonunda görev yapmakta iken başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucuya gönderilen fesih bildiriminde darbe teşebbüsü sonrasında yaşanan gelişmeler çerçevesinde ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığı, bu doğrultuda soruşturmanın devam ettiği, bu durum karşısında ASELSAN çalışma ilkelerine ve çalışma düzenine aykırı olacak şekilde güven temelinin çöktüğü belirtilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Kurum aleyhine 21/4/2017 tarihinde dava açmıştır. Ankara İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, fesih sebebinin açık ve kesin bir biçimde bildirilmediğini ileri sürmüştür. 1998 yılından itibaren Kurumda çalıştığını, düzenli şekilde güvenlik soruşturmasından geçtiğini belirten başvurucu; her ne kadar hakkında gözaltı tedbiri uygulanmış ise de yeterli şüphe bulunmadığı gerekçesiyle tahliye edildiğini, hakkındaki iddia ve isnatların asılsız olduğunu, bu kapsamda feshin geçerli yahut haklı nedene dayanmadığını belirterek davanın kabulü ile işe iadesini talep etmiştir. Davalı Kurum cevap dilekçesinde feshin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme 12/10/2017 tarihli kararı ile dosyasının esas hakkında değerlendirme yapılmaksızın Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonuna (Komisyon) gönderilmesine karar vermiş ancak Komisyon, inceleme yetkisinin kendisinde olmadığını belirterek dosyayı Mahkemeye iade etmiştir. Dosyanın kendisine geldiği Mahkeme 22/3/2018 tarihli ek kararı ile işin esasını inceleyerek davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Davacının UYAP bilişim sistemine kayıtlı dosyaları sorgulanmış olup halen Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/346 Esas sayılı dosyasından hakkında yargılamanın devam ettiği görülmüştür.Davalının sermaye yapısının dikkate alındığında kamuya ait hisseler içerdiği ve kamunun iştirak ve ortaklığı bulunan ve stratejik öneme haiz, ülke güvenliğini ilgilendiren alanlarda faaliyet gösteren bir kuruluş olduğu, davacının görevi de gözetildiğinde davalı işverenliğin şüphe altındaki işçi ile iş akdini devam ettirmesinin kendisinden beklenemeyeceği 673 sayılı KHK Maddesi hükümleri de nazara alındığında davalı işveren tarafından yapılan feshin şüphe feshi niteliğinde olduğu vegeçerli nedene dayandığı kabul edilerek davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucu, karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek yıllardır çalışmakta olduğu Kurumda güven ilişkisini zedeleyecek bir davranışının olmadığını, bu kapsamda kararın usul ve esas açısından kanuna aykırı olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İşveren Kurum cevap dilekçesinde, iş sözleşmesinin feshi için yeterli şüphe ve somut dayanakların mevcut olduğunu, başvurucunun örgüt bağlantısından dolayı sadece gözaltına alınması dahi yeterli iken ayrıca iddianame düzenlenerek ceza davası açıldığını, bu durumun objektif bir şüpheye neden olduğunu, ASELSAN'ın kritik bir kurum olduğu da dikkate alındığında bu şartlar altında bir işçinin çalıştırılmasının mümkün olmadığını beyan etmiş; bu durumun başvurucunun iş performansından bağımsız bir durum olduğunu belirterek istinaf talebinin reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 20/11/2018 tarihli kararı ile istinaf talebinin reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... davacı hakkında terör örgütüne üyelikten Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/346 Esas sayılı dosyasında açılmış dava olduğu ve davanın halen derdest olduğu, davacının bu gerekçe ile iş sözleşmesinin feshedildiği görülmektedir. Bu durum karşısında, güven ilişkisinin sarsılması nedeniyle davacının iş akdinin geçerli nedenle feshedildiğine dair mahkeme kabulünün olaya ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. " Temyiz yolu kapalı olarak verilen karar aynı tarihte kesinleşmiştir.B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Başsavcılık, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma iddiası ile başvurucu hakkında soruşturma başlatmış, 9/3/2017-22/3/2017 tarihleri arasında, 14 gün boyunca gözaltı tedbiri uygulamıştır. 19/9/2017 tarihli iddianame ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde dava açılmış, Ceza Mahkemesi 3/10/2019 tarihli kararı ile başvurucunun atılı suçtan mahkûmiyetine hükmetmiştir. Dosya istinaf incelemesinde derdesttir. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."