8. Hukuk Dairesi 2024/25 E. , 2025/1079 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/450 E., 2022/236 K. KARAR : Davanın Kabulüne Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiş
**8. Hukuk Dairesi 2024/25 E. , 2025/1079 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/450 E., 2022/236 K. KARAR : Davanın Kabulüne Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili Çatalca ilçesi ... Mahallesi sınırları içinde bulunan 7.000,00 m² yüzölçümündeki iki parselden oluşan tespit harici taşınmazın orman ve mera vasfında olmadığını ve 50 seneyi aşkın süredir hem muris hem de davacılar tarafından malik sıfatıyla kullanıldığını ileri sürerek, taşınmazın davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, ... vekili ve davalı ... vekili cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu davanın kabulüne dair verdiği önceki karar, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince; "... çekişmeli taşınmazlara komşu taşınmazların kadastro tutanak suretleri ile dayanak evraklarının getirilmediği, yetersiz ziraat bilirkişisi raporları ile yetinildiği, hava fotoğraflarından usulünce yararlanılmadığı, taşınmazın hangi tarihli imar planı kapsamında kaldığı ve taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin süre ve niteliğinin kesin olarak belirlenmediği, Türk Medeni Kanunu'nun 713/4 ve 5. fıkraları uyarınca yapılması zorunlu olan yasal ilanların yapılmadığı açıklanarak, eksik hususların ikmal edilerek mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve taraf tanıkları, 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulu, serbest çalışan jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi aracılığıyla keşif yapılarak dava konusu yerin önceki ve şimdiki niteliğinin ve imar-ihya durumunun belirlenmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 713/4 ve 5. fıkraları gereğince keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre gerekli yerel ve gazete ilanlarının yapılması ve delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... dava konusu taşınmazın tescil harici bırakıldığı, buna ilişkin kadastro müdürlüğünden istenilen belgede, tescil harici bırakılma sebebi ve tescil harici bırakılma tarihinin tespit edildiği, tarıma uygun bir şekilde kullanıldığının anlaşıldığı, taşınmazın sınırlarının belirlenmiş olduğu, taşınmazın en eski tarihli hava fotoğrafları, amenajman planları ve memleket haritalarında orman vasfında olmadığının tespit edildiği ve jeodezi fotogrametri uzmanınca 10 - 15 - 25 yıllık hava fotoğrafları incelemesinde, taşınmazın imar ihya edildiğinin tespit edildiği, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1/5000 ölçekli imar kanununa uygun, uygulamaya esas 27.03.2013 tarihli nazım imar planının bulunduğu, komşu parsellerle ilgili yapılan tapulama araştırmalarına göre, dava konusu taşınmaza komşu olan taşınmazların kadastro tutanakları ve tutanağa esas alınan zabıt kayıtlarının getirtildiği, bunların mülkiyetinin Devlet Su İşleri tarafından yapılan kamulaştırmayla hükmen edinildiklerinin anlaşıldığı ve kadastro ile yapılan tapulamaların olmadığının anlaşıldığı, komşu parsellerle alakalı Kadastro Kanunu 22 nci maddesi gereğince yapılan yenileme kadastrosunun olduğu ve bu tutanakların hükme esasa alınamayacağı, senetsizden ve zilyetlikten kazanıma ilişkin sulu toprakta 40 dönüm, kuru toprakta 100 dönümden fazla bir kazanımlarının olmadığı, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede devlet eliyle yapılan bir sulama kanalı bulunmadığı, toprak analiz sonuçlarından da anlaşıldığı gibi son on yıla ait laboratuvar sonucuna göre tarım arazisi olarak kullanıldığının ve 4. sınıf tarım arazisi olduğunun tespit edildiği, orman mühendisince sunulan raporda dava konusu yerin orman sınırları dışında olduğunun tespit edildiği, fen bilirkişisince de hazırlanan rapora göre arazide (A) harfi ile gösterilen yerin % 9 ve (B) harfi ile gösterilen yerin %8' lik bir eğimde olduğunun anlaşıldığı, dava konusu taşınmazın kamusal nitelik kazanmasını sağlayacak imar kanunundan kaynaklı bir planlamaya tabi tutulmadığı, mahalli bilirkişi ve tanıklardan da anlaşıldığı gibi davacının dava konusu yeri nizasız ve fasılasız bir şekilde 20 yıldan fazladır kullandığının anlaşıldığı, hem bir gazetede hem de mahalle muhtarlığında ilanların yapıldığı ve bu ilanlar sonucunda herhangi bir itiraz olmadığı ..." gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu İstanbul ili Çatalca ilçesi Hisarbeyli Mahallesinde bulunan fen bilirkişisi Tamer Yıldız'ın 30.06.2020 havale tarihli raporunda (A) harfiyle gösterilen 4457,78 m2’lik kısmı ve (B) harfiyle gösterilen 1587,92 m²’lik kısmının taşınmazın son ada ve son parsel olarak davacılar adına ... Turgut'un Çatalca Sulh Hukuk Mahkemesi 1994/171E. 1994/199K. Sayılı veraset ilamındaki payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından, "Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1973/690 Esas ve 1978/305 Karar sayılı kararında 390 parsel sayılı taşınmazın ... Turgut (davacılar murisi) adına tescil edilmiş olduğunu, bu taşınmazın güneyinde yol olarak bahsedilen yerin davaya konu (B) harfi ile gösterilen 1587.92m²'lik yerin bulunduğu taraf olduğu, (B) harfi ile tanımlanan taşınmazı tarif eden herhangi bir tanım bulunmadığı ve davacıların murisleri adına tescil edilmiş olan 390 parsel sayılı taşınmazın güneyinde yine aynı şahsa ait bir taşınmazın bulunduğuna dair bir ibare tespit edilemediğ, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1978/691 Esas ve 1978/306 Karar sayılı kararında 391 parsel sayılı taşınmazın ... Turgut adına tescil edilmiş olduğu, bu taşınmazın güneyinde yol olarak bahsedilen yerin kısmen davaya konu yerlerden olan ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 4457,78 m²'lik yerin bulunduğu taraf olduğu, davaya konu (A) harfi ile gösterilen taşınmazı tarif eden herhangi bir tanım bulunmadığı ve davacılar murisine ait doğu ve batı sınırlarındaki (390 ve 392 parseller) taşınmazların bulunduğunun belirtildiği, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1978/684 Esas ve 1978/299 Karar sayılı kararında 392 parsel sayılı taşınmazın güneyinde yol olarak bahsedilen yerin davaya konu yerlerden ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 4457.78 m²'lik yerin bulunduğu taraf olduğu, davaya konu (A) harfi ile gösterilen taşınmazı tarif eden herhangi bir tanım bulunmadığı, davacıların murisleri adına tescil edilmiş olan 392 parsel sayılı taşınmazın güneyinde davacıların murislerine ait bir taşınmazın bulunduğuna dair bir ibare tespit edilemediği ve sonuç olarak davaya konu taşınmazların kuzeylerinde bulunan ve hükmen tescil edilmiş olan 390, 391 ve 392 parsel sayılı taşınmazların tescil evraklarında davaya konu taşınmazların komşuluklarını gösterir bir bilgiye rastlanamadığının belirtildiği, bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın mahkeme kararlarında "yol" olarak gösterildiği belirtildiğinden davacıların kazandırıcı zamanaşımı şartlarının oluşmadığı, kamu malı niteliğinde bulunan bir yerin kazandırıcı zaman aşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesinin ve özel mülkiyet biçiminde tapuya tescilinin mümkün olmadığı, taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı şartlarının oluşmadığı, dava konusu taşınmazın Terkos Gölü'nün mutlak koruma alanında kaldığı, Terkos barajının 13.03.1984 tarihinde havza ilan edildiği, bu tarih itibarıyla Terkos Barajı havzasının koruma altına alındığı, tescil harici alanın tescil edilmesi halinde hiçbir faaliyete izin verilmeyip sadece kamulaştırılacağından kamu zararına sebep olacağı, dava konusu taşınmazın Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce (mülga Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğünce) hazırlanmış olan 29.07.1980 tarihinde onaylanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım İmar Planı kapsamında kaldığı, dolayısıyla dava konusu taşınmazın nazım imar planı alanı içerisinde kaldığından Türk Medeni Kanununun 713 üncü maddesi doğrultusunda kazandırıcı zamanaşımı ile kazanılacak yerlerden olmadığı, dava konusu taşınmazın tespit harici bırakılma işlemi kadastral işlem olduğundan 3402 sayılı Kanun'un 12 nci maddesi uyarınca 10 yıllık süre içerisinde itiraz edilmediğinden hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu, dava konusu ve önceki bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen ve tesciline karar verilen kısmın çayır vasıflı olduğu ve davanın bu taşınmaz açısından da reddi gerektiği" iddiasıyla eksik inceleme sonucu verilen hükmün bozulması talebiyle temyiz edilmiştir. Dava, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesine dayalı tescil istemine ilişkindir. Dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede 1979 yılında yapılan arazi kadastrosu çalışmasının, 3116 Sayılı Orman Kanunu’na göre 1949 yılında yapılıp 28.01.1950 tarihinde ilan edilen ve 28.04.1950 tarihinde kesinleşen Orman Kadastrosu çalışmasının bulunmakta olduğu ve 1979 yılında yapılan tapulama çalışmalarında dava konusu yerin orman olduğu gerekçesiyle tescil harici bırakıldıkları anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, delillerin değerlendrilmesinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki; ... İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğü'nün 25.03.2015 havale tarihli yazısında, dava konusu taşınmazların 1980 tarihli ve 1/50.000 ölçekli Metropoliten Alan Nazım Planında “Orman Alanı” sınırları içerisinde kaldığı bildirilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun (3194 sayılı Kanun) 8/b maddesinde “İmar Planları, Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir” hükmüne yer verilmiştir. 3402 sayılı Kanun'un ihya edilen taşınmaz mallara ilişkin 17 nci maddesinin 2 nci fırkası, "il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" hükmünü içermekte olup buna göre, imar planına alınan bir taşınmazın imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak mülk edinilebilmesi için tüm koşulların, imar planının onay tarihine kadar oluşmuş olması gerekmektedir. Burada bahsedilen imar planı, 3194 sayılı Kanun'un 8/b maddesinde tanımlanan, nazım ve uygulama imar planı olup, dosya kapsamından, dava konusu taşınmazın 29.07.1980 tasdik tarihli nazım imar planında kaldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmazların 1979 yılında yapılan tapulama çalışmalarında orman oldukları gerekçesiyle tescil harici bırakıldıkları ve bu itibarla 3402 sayılı Kanun' un 14 ve 17 nci maddeleri uyarınca evveliyatları imar ve ihyaya muhtaç yerlerden oldukları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi tarafından düzenlenen 30.11.2020 havale tarihli raporunda 1970 yılındaki hava fotoğraflarında dava konusu taşınmazlarda tarımsal faaliyetin yapıldığı belirtilmiş ise de, dava konusu taşınmazların imar planı kapsamına alındıkları tarihe kadar geçen zilyetlik süresinin 4721 sayılı Kanun’un 713 üncü maddesi uyarınca aranan 20 yıla ulaşmadığı ve buna bağlı olarak, davacılar lehine imar - ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının oluşmadığı gözetilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ:Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.