9. Hukuk Dairesi 2014/17248 E. , 2014/35831 K. MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni…
**9. Hukuk Dairesi 2014/17248 E. , 2014/35831 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 27.11.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY İş sözleşmesinin fesih şekli taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Davacı, dava dilekçesiyle; iş akdini fesheden tarafın kendisi olmadığını, 05.11.2013 günü işe gittiğinde çalıştığı bankanın müdürü tarafından çağrıldığını ve bir kâğıdın baskı ile imzalatılması sonrasında iş aktinin sona erdiğinin söylendiğini, imzaladığı kâğıtta yazılanın ne olduğunu bilmediğini, işyerinde hırsızlıkla suçlanmış olmanın üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle o andaki psikolojisinin çok bozuk olduğunu ve imzaladığı belgenin içeriğine bakabilecek durumda olmadığı şeklindeki açıklamalarıyla istifa dilekçesinin gerçek iradesini yansıtmadığı ve geçerli kabul edilemeyeceğini öne sürerek işe iadesini talep ve dava etmiştir. Davalı ise; davacının başka bir banka çalışanına ait bir miktar parayı sahibinin bilgisi dışında almış olduğunun ortaya çıkması üzerine aynı gün başlatılan tahkikat esnasında, tahkikatı yürüten müfettişe istifasını sunduğunu, istifanın baskıya dayandığı iddiasının doğru olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkeme iddiaya değer verip, istifayı kabul etmeyerek davacı işçinin davasının kabulü ile işe iadeye ve mali sonuçlarına hükmetmiştir. Tanık ... Kandur, davalı banka çalışanı olduğunu, Pazartesi işe geldiğinde Cuma günü çıkmadan önce masasının üzerine bıraktığı üç liranın yerinde olmadığını görüp davacıya sorduğunu, soruyu duyan davacının birden panikleyip aşağıya arkadaşının yanına gittiğini, geri döndüğünde parayı yerine koymak isterken durumdan banka müdürünün de haberdar olması üzerine işin teftiş birimine de duyurulduğunu, akabinde de davacının istifa ederek işten ayrıldığını, davacı ile aralarında samimiyet olduğunu, daha önceden kendisinden sorarak para aldığının da olduğunu, davacının kastının hırsızlık olduğunu düşünmediğini söylemiştir. ..., davacının çaycı olarak çalıştığı banka çalışanı olduğunu, olay günü yanına gelen davacının kendisinden on lira bozmasını istediğini, kendisinin de o kadar bozuk param yok kaç liraya ihtiyacın var demesi üzerine de üç liraya ihtiyacı olduğunu söyleyip, kendisinin verdiği üç lirayı alarak yanından uzaklaştığını, para alma olayını, bunun tahkikata konu edilmesini ve davacının istifaen işten ayrıldığını duyduğunu, bu konulara ilişkin olarak görgüye dayalı bilgisi olmadığını açıklamıştır. İsticvap edilen davacı mahkeme huzurundaki anlatımında, Cuma gün işten ayrılıp eve gideceği esnada, tanık ...’nın masasının üzerinde duran üç lirayı gördüğünü, yanında hiç parası olmadığı ve ihtiyacı da olduğu için bu üç lirayı daha sonra iade ederim düşüncesiyle aldığını, ... hanımı tanıdığı için bir sorun olmaz düşüncesiyle kendisine bilgi vermek veya rızasını almak ihtiyacı duymadığını, bu durumu çıkarken güvenlik görevlisi ...’a da izah ettiğini, Pazartesi günü ödünç aldığı üç lirayı vermeye fırsat bulamadan işe gelişiyle birlikte masanın üzerindeki parasının yerinde olmadığını fark eden ... hanımın konuyu kendisine sorduğunu, bunun üzerine parayı alanın kendisi olduğunu söyleyip durumu izah etmeye çalıştığı esnada konuşmalarını duyan müdürün de meseleye dahil olduğunu, müdüre gereken açıklamayı yapmasına rağmen müdürün bu durumu teftişe bildirdiğini, bu esnada alt katta çalışan Meltem hanımın yanına gidip on lira bozdurarak parayı ödemeye çalışmasına rağmen buna muvaffak olamadığını, istifa iradesinin olmadığını beyan etmiştir. Davacı, adını verdiği güvenlik görevlisi ...’ın tanık olarak dinlenmesini talep etmiş ancak bilahare bu talebinden vazgeçerek hiç tanık dinletmemiş, dinlenen iki tanıkta davalı tarafından gösterilmiştir. Davacı, dava dilekçesinde bir kâğıdın baskı ile imzalatıldığından söz etmekle birlikte dosyada mevcut istifa dilekçesindeki yazı ve imzaların tamamının davacının eli ürünü olduğu görülmektedir. Keza, istifa dilekçesinde istifanın nedeni anlamında hiçbir açıklama yapılmadığı, sadece istifa iradesinin çok net biçimde yazıldığı izlenmektedir. Olayın ilk ortaya çıkışının, tanık ...’ nın Cuma gününden masasının üzerinde bıraktığı üç lirasını bulamayıp, araştırmaya başlamasıyla olduğu da gayet açıktır. Yine, davacının durumdan güvenlik görevlisi ...’ı haberdar ettiği şeklindeki savunması da, adı geçeni tanık gösteren davacının bu talebini geri çekmesiyle savunma olarak kalmış, başkaca bir delille desteklenememiştir. Davacı açısından, ortaya çıkan durum nedeniyle psikolojik durumunun bozulması, kendisini manevi baskı altında hissetmesi, ne yapacağını bilememesi ve muhakeme yeteneğinin zayıflaması gibi iradeyi etkileyen durumların varlığından söz etmek mümkünse de buna sebep olanın da işçinin kendi kusurlu davranışı olduğuna göre buradan yola çıkılarak istifanın irade fesadıyla malul olduğu da söylenemez. Davacı, yargılama esnasında sunduğu beyan dilekçesi ile istifasının, hırsızlıktan işten çıkartılması durumunda bir daha hiçbir yerde iş bulamayacağı tehdidiyle iradesi fesada uğratılarak alındığını savunmuş olmakla birlikte ispat etmek zorunda olduğu bu iddiasını ispat bakımından hiçbir delil gösterememiştir. Zaman zaman uygulandığı üzere, konu hayatın olağan akışı kıstasına başvurularak incelendiğinde ise ne maksatla olursa olsun başkasına ait bir miktar parayı sahibinin rızası ve bilgisi olmadan aldığı anlaşılan davacının, bu durumun ortaya çıkması ve soruşturmaya konu edilmesi üzerine yaşadığı mahcubiyetin etkisiyle istifa etmiş olmasında hayatın olağan akışına bir aykırılığın olmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Sonuç olarak; Mahkemenin ve daire çoğunluğunun da kabulünde olduğu üzere, istifaen ayrılan işçi işe iade talep edemez. Bunun tek istisnası istifanın irade fesadı hâllerinden birisiyle malül olup geçersiz olmasıdır. Yine hiç tartışmasız, irade fesadını ispat mükellefiyeti bunu iddia edene aittir. Davacının irade fesadına dayanak yaptığı istifa dilekçesinin “hırsızlıktan işlem yaparsak bir daha hiçbir yerde iş bulamazsın, gel sen istifa et” şeklindeki tehdidin sonucu olduğuna ilişkin ve ispatlamak zorunda olduğu iddiası bakımından hiçbir delil gösterememiş olmasına, tam aksine bu konuda açıklama yapan tanık ...’nın davacının istifa ettiğini söylerken baskıdan hiç bahsetmemiş bulunmasına, istifa dilekçesinin alınış şekli bakımından davacının yukarıda açıklanan çelişkili anlatımlarına rağmen irade fesadının kanıtlandığı ve istifaya değer verilemeyeceği sonucuna ulaşabilmek mümkün değildir. Bu itibarla, irade fesadıyla sakat olduğu kanıtlanamayan istifaya değer verilerek işe iade davasının reddi yerine kabulüne karar veren mahkeme kararı bozulmalıdır. Şeklindeki kanaatim nedeniyle onama yönündeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum. 27.11.2014