9. Hukuk Dairesi 2025/9108 E. , 2026/127 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1506 E., 2025/1709 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 44. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/362 E., 2025/159 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından …
9. Hukuk Dairesi 2025/9108 E. , 2026/127 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1506 E., 2025/1709 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 44. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/362 E., 2025/159 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı işçi arasında 01.12.2008 tanzim tarihli 36.000,00 TL bedelli, 22.08.2013 vadeli senet imzalandığını, davalının bu senedi ödemediğini, bunun üzerine hakkında icra takibi yapıldığını, ancak davalının icra takibine, imzaya ve borca itiraz ettiğini, davacının bu itirazlarının yersiz, haksız ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek.... İcra Müdürlüğünün 2013/28215 Esas sayılı takip dosyasında yapılan itirazın iptaline, takibin devamına ve davalının en az asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunarak davacı tarafın sunmuş olduğu belgenin senet olmadığını, ibraname başlıklı belge olduğunu, vade tarihinin de 01.12.2011 tarihine denk geldiğini, bahsi geçen belgenin kendi içerisinde de çelişkiler içerdiğini, müvekkilinin davacının da ortağı olduğu işyerine karşı açtığı dava neticesinde işverenin.... İcra Müdürlüğünün 2012/20317 Esas sayılı dosyasına yaptığı ödemeler sonucunda müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, belgedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca borç alındığına dair kısmın belgeye sonradan eklendiğini, müvekkilinin davalıdan borç almadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararındaki gerekçeler doğrultusunda İstanbul Anadolu 17. İş Mahkemesinin 2014/170 Esas sayılı dosyasının fiziken ve UYAP sistemi üzerinden celp edildiği, celp edilen dosyada mübrez ibraname aslında atılı imza ile davalının mukayese imzaları arasında Adli Tıp Kurumunda yapılan inceleme sonucunda tanzim edilen raporda söz konusu imzanın davalının eli ürünü olduğunun belirtildiği, her ne kadar 14.04.2025 tarihli celsede, davalı asıl "Ben davacının yanında çalışırken, Şirket ... 3 ... şirketiydi. Muhasebeci beni yanına çağırdı. Maaş bordrosu imzalayacağımı söyledi. A4 kağıtlarını çıkararak birden fazla evrak bana imzalatıldı. Bana inşaat firması kuracaklarını söylediler. Bu şirket üzerinden bir kaç işçinin sigorta kaydının gösterileceği söylendi. Benim de sigorta kaydımın bu şirket üzerinden gösterileceği söylendi. Ben de bu durum nedeniyle bana ibraz etmiş oldukları evrakları imzaladım. Ben davacı işverenden böyle bir para almadım." şeklinde beyanda bulunmuş ise de Adli Tıp Kurumu raporuna göre ibranamede atılı imzanın davalının eli ürünü olduğu ve davalının iddialarını doğrular herhangi bir delil ibraz edilmediği, buna göre davalının iddialarını ispat edemediği gerekçeleriyle....İcra Dairesinin 2013/28215 Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın reddine, takibin devamına, asıl alacağın %20'si oranında olmak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; icra takibine konu alacağın 01.12.2008 tarihli ibraname başlıklı belgedeki borç alındığına dair ibareden kaynaklandığı, Dairenin kaldırma kararı sonrası dosya arasında alınan İstanbul Anadolu 17. İş Mahkemesinin 2014/170 Esas sayılı dosyasındaki ibraname ile bu dosyaya sunulan ibranamenin aynı olmadığının anlaşıldığı, yine kaldırma kararı sonrası dosyadaki Adli Tıp Kurumunun raporuna göre icra takibine konu belgedeki imzanın davalıya ait olduğunun tespit edildiği, davalının beyanında bu miktarda para almadığını, kendisine bir çok evrak imzalatıldığını belirtmiş ise de bu iddiasını ispatlayamadığı, yazılan takibe konu beyanın davalının rızası hilafına yazıldığının da ispatlanamadığı, icra takip tarihi ve dava tarihi dikkate alındığında davanın zamanaşımına uğramadığı hususları dikkate alındığında davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, bu hususun Mahkemece hatalı değerlendirildiğini, 2. Takibe dayanak yapılan belgenin senet olmadığını, ibraname olduğunu ve kendi içinde çelişkiler içerdiğini, bu hususların Mahkemece dikkate alınmadığını, 3. Takibe dayanak olan belgenin, müvekkili tarafından davacının ortağı olan Şirkete karşı açılan davada da kullanıldığını, belgeye borç alındığına dair ibarenin eklendiğini, bu hususun da değerlendirilmediğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı işçinin davacı işverene takibe konu edilen 36.000,00 TL borcu olup olmadığına ve sonucuna göre itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava konusu.... İcra Müdürlüğünün 2013/28215 Esas sayılı takip dosyasında alacak sebebi olarak gösterilen "İbraname" başlıklı ve el yazısı ile düzenlenmiş olmayan 01.12.2008 tarihli belge incelendiğinde; işçinin 24.11.2007-30.11.2008 tarihleri arasında 1 yıl 6 gün çalıştığı ve ayrılış nedeninin istifa olduğu belirtildikten sonra işçiye toplam 5.435,89 TL ödeme yapıldığının yazılı olduğu, "Ayrıca çalıştığım süre içerisinde 36.000,00 TL ...'ten elden borç aldım. Borcumu üç yıl içerisinde ödeyeceğimi beyan ederim." şeklinde açıklamaya yer verildiği ve belgenin, tutarı yazılı kıdem ve ihbar tazminatlarının ve döneme ilişkin tüm alacakların alındığı bilgisini içerdiği görülmektedir. Davalı işçi, ibranamenin sonradan doldurulduğunu ileri sürmüştür. Dosya kapsamına göre söz konusu belgedeki imzanın davalı işçiye ait olduğu belirlenmiş ise de ibranamede davalı işçinin, işvereni ibra ettiğine dair ifadeler ve istifa ettiği belirtilen davalı işçiye kıdem ve ihbar tazminatları dâhil 5.435,89 TL ödeme yapılacağı belirtildikten sonra aynı belgede davalı işçinin 36.000,00 TL borçlu olduğunun ifade edilmesi kendi içinde çelişki oluşturmaktadır. Yine belgede elden borç alındığı belirtilmiş olmasına rağmen, davacı vekilinin 14.04.2025 tarihli duruşmada iddia edilen paranın avans olarak alındığını beyan etmiş olması da borcun konusunu çelişkiye düşürmekte ve iddiada tutarlılık olmadığını göstermektedir. Kaldı ki "İbraname" başlıklı bu belgenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Avans" başlıklı 327. maddesi "İş sahibi zarureti dolayısiyle ihtiyacı bulunan ve tediyesi kendisi için zarar ve müzayakayı mucip olmıyan avansları, yapılan iş nispetinde işçiye vermekle mükelleftir." şeklindedir. Davalı işçinin yaptığı iş, aldığı ücret, çalıştığı tarih aralığı ve çalışma süresi dikkate alındığında 327. madde koşullarının bulunmadığı, işçiye yazılı miktarda avans verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı da açıktır. Diğer yandan davalı işçi tarafından, dava dışı ....... Ltd. Şti.ne karşı işçilik alacaklarına ilişkin olarak 15.04.2011 tarihinde dava açılmış olup 14.11.2012 tarihinde verilen kararın Yargıtay tarafından araştırmaya yönelik bozulduğu, bundan sonra İstanbul Anadolu 17. İş Mahkemesinin 19.02.2015 tarihli ve 2014/170 Esas, 2015/76 Karar sayılı kararı ile; işçinin, 24.11.2007-01.11.2008 tarihleri arasındaki işbu davanın davacısı ... işyerinde geçen çalışmasının da ....... Ltd. Şti.nde geçtiği kabul edilmek suretiyle 24.11.2007-03.01.2011 tarihleri arasında çalıştığının belirlendiği ve ilk kararda olduğu şekliyle davacının kıdem ve ihbar tazminatları dâhil toplam 34.422,17 TL alacağının tahsiline karar verildiği görülmektedir. Sözü edilen karar kesinleşmiştir. Dolayısıyla davalı işçinin işbu davaya konu 01.12.2008 tarihli ibranamede yazılı işe giriş ve çıkış tarihlerinde (24.11.2007-30.11.2008) davacının da ortağı olduğu dava dışı ....... Ltd. Şti.nde çalıştığı ve davalı işçinin toplam 34.422,17 TL işçilik alacağı bulunduğu kesinleşen Mahkeme kararı ile belirlenmiştir. Buna rağmen davalı işçi tarafından szü edilen davada, davacı ...'in ortağı olduğu Şirketçe, işçinin 36.000,00 TL borçlu olduğu ileri sürülmemiştir. Dikkat çeken bir diğer husus, iddia edilen 36.000,00 TL borç için ibranamede belirlenen vade 01.12.2011 tarihinde gelmiş olmasına karşın, işçi lehine 14.11.2012 tarihinde toplam 34.422,17 TL alacağın hüküm altına alınmasından sonra 22.08.2013 tarihinde, işbu davaya konu takibin başlatılmış olmasıdır. Tüm bu hususlar ile birlikte dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davalı işçinin 36.000,00 TL'lik borçlu olduğuna ilişkin kısmın "İbraname" başlıklı 01.12.2008 tarihli belgeye sonradan eklendiğine dair savunmanın doğrulandığı sonucuna varılmakla, davalı işçinin davacıya bu miktar borçlu olmadığı sabit olduğundan itirazın iptaline ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.