1. Hukuk Dairesi 2009/12203 E. , 2009/13493 K. MAHKEMESİ : ERCİŞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 07/07/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı vekili, miras bırakanı N..in kendi adına asaleten, davacıya da velayeten 20 sayılı parseldeki paylarını davalılara satış suretiyle temlik ettiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek, tapu iptali ve miras bırakan adına tescil isteğinde bulunmuştur. Davalılar, davanın reddini sa…
**1. Hukuk Dairesi 2009/12203 E. , 2009/13493 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ERCİŞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 07/07/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı vekili, miras bırakanı N..in kendi adına asaleten, davacıya da velayeten 20 sayılı parseldeki paylarını davalılara satış suretiyle temlik ettiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek, tapu iptali ve miras bırakan adına tescil isteğinde bulunmuştur. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 20 parsel sayılı taşınmazın müşterek miras bırakan Ş.K.. adına kayıtlı iken, ölümüyle taşınmazın eşi N.. ile diğer mirasçılar olan taraflara kaldığı sonradan ölen eş N..'in asaleten kendi payını, velayeten de davacının payını, davalılara 19.8.1991 tarihli akitle satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davacı, miras bırakanın payını, mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak davalılara temlik ettiği iddiasıyla, eldeki davayı açmıştır. Kendisine irsen intikal eden payın, miras bırakan tarafından velayeten satışına ilişkin herhangi bir talep bulunmamaktadır. Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanununun 599. maddesi hükmü gereğince ölüm ile mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak dava açma hakkı da miras bırakanın ölümüyle doğmaktadır. Bu tarihten önce anılan nedene dayalı olarak dava açılamayacağı gözetildiğinde, temlik tarihinden itibaren geçen süre nedeniyle, davacının temlike muvafakat verdiği düşünülemez. Öte yandan, yapılan araştırma ve incelemenin de hükme de yeterli olduğu söylenemez. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, araştırma ve soruşturmanın tamamlanması, toplanan ve toplanacak taraf delillerinin değerlendirilmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının, temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.