Başvuru, ortaklığın satış yoluyla giderilmesi sırasında satıştan fazla katma değer vergisi tahsil edildiği iddiasıyla yapılan şikâyetin süre aşımı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ortaklığın satış yoluyla giderilmesi sırasında satıştan fazla katma değer vergisi tahsil edildiği iddiasıyla yapılan şikâyetin süre aşımı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Pazar (Rize) Sulh Hukuk Mahkemesi 30/3/2012 tarihli ve E.2011/482, K.2012/151 sayılı kararıyla çok sayıdaki taşınmazda ortaklığın satış yolu ile giderilmesine karar vermiştir. Pazar Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun (Satış Memurluğu) 2013/7 numaralı dosyasında satış işlemleri yürütülmüştür. Bu bağlamda başvuruya dayanak satış 4/8/2014 tarihinde ilan edilmiş ve başvurucuya 15/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/9/2014 havale tarihli dilekçesiyle, hissedarı ve müşterek ihale alıcısı olduğu bu taşınmazlardan 189 ada 10 parsel ile 190 ada 3 numaralı parsellerde bulunan taşınmazların konut niteliğinde olması nedeniyle katma değer vergisinin (KDV) %18 yerine %1 oranında hesaplanmasını talep etmiştir. Satış Memurluğu, aynı günlü işlemle talebi reddetmiştir. Ret gerekçesinde, bahçe ve tarla vasıflı taşınmazların KDV oranının %18 olduğunu satış ilanında ve şartnamesinde %18 olarak gösterildiğini belirtmiştir. Satış Memurluğunun bu işlemine karşı başvurucunun herhangi bir başvurusuna dosyada rastlanmamıştır. Satışın kesinleşmesiyle başvurucunun KDV'yi 10/10/2014 tarihinde %18 oranında ihtirazi kayıtla ödediği anlaşılmıştır. Bu arada Y. Güven isimli bir başka müşterek alıcı, 7/11/2014 tarihinde Pazar Vergi Dairesi Müdürlüğüne başvurarak söz konusu satış sırasında fazla KDV tahsil edildiğini belirterek bunun iadesini istemiştir. Vergi Dairesi Müdürlüğü 3/12/2014 tarihli işlemle söz konusu satışlarda mükellefin satışı düzenleyen kişi olduğunu belirterek istemi reddetmiştir. Vergi dairesine bir başvurusunun olmadığı anlaşılan başvurucu, 190 ada 3 numaralı parseldeki taşınmaz için 10/10/2014 tarihinde ödediği KDV'nin iadesine karar verilmesi istemiyle 7/11/2014 tarihinde Ankara Vergi Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde KDV'nin yansıtılabilir özelliği nedeniyle alıcı olarak mükellef durumunda olduğunu, taşınmazda iki bağımsız bölüm bulunduğunu ve bunların ayrı girişleri olması nedeniyle metrekarelerinin ayrı ayrı hesaplanması gerektiğini, buna göre yüz ölçümü 150 m²den az olacağından %1 KDV hesaplanması gerektiğini ileri sürmüştür. Dava dilekçesinde davalı olarak "Maliye Bakanlığına izafeten Rize Pazar Vergi Dairesi" gösterilmiştir. Dava konusu olarak "hatalı hesaplanan katma değer vergisinin düzeltilmesi ve iadesi" belirtilmiştir. Ankara Vergi Mahkemesi 11/11/2014 tarihli kararıyla, dava konusu tahakkuk ve tahsil işlemini yapan idarenin Pazar Vergi Dairesi olması nedeniyle yetkili mahkemenin Trabzon Vergi Mahkemesi olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiştir. Yetkisizlik kararı üzerine dosyayı inceleyen Trabzon Vergi Mahkemesi ise 15/12/2014 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir. Gerekçede, davacının icra yoluyla satın aldığı taşınmazın niteliğinde hataya düşülerek yanlış hesaplandığı ileri sürülen ve ihtirazi kayıtla ödenen vergilerin iadesi istemiyle dava açıldığını ancak vergi hatası kapsamında bir düzeltme ve şikâyet başvurusu bulunmadığını, davanın doğrudan İcra Müdürlüğü tarafından yapılan satış işlemine ilişkin olduğunun anlaşıldığını belirtmiştir. Ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesinin 27/1/2014 tarihli ve E.2014/47, K.2014/56 sayılı kararına (bkz. aşağıda § 25) atıf yaparak davada adli yargının -icra mahkemelerinin- görevli olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, Trabzon Vergi Mahkemesinin 15/12/2014 tarihli görevsizlik kararı sonrası 28/1/2015 tarihinde Pazar İcra Hukuk Mahkemesine başvurmuştur. Pazar İcra Hukuk Mahkemesi 26/5/2015 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun maddesine yer vererek davanın icra memurunun muamelesini şikâyet davası olup davanın Pazar Sulh Hukuk Mahkemesince verilen karar gereğince yapılan satış işleminden kaynaklandığını, dolayısıyla Pazar Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine başvurucunun davası Pazar Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2015/574 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Pazar Sulh Hukuk Mahkemesi 14/2/2018 tarihli kararıyla şikâyeti reddetmiştir. Gerekçede, 2004 sayılı Kanun'un maddesine dikkat çekerek anılan maddeye göre şikâyetin yedi gün içinde yapılması gerektiğini, olayda ise şikâyete konu gayrimenkulleri içeren satış ilanının 4/8/2014 tarihinde yapıldığını ve ilanın başvurucuya 15/8/2014 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, şikâyetin ise Pazar İcra Hukuk Mahkemesine 28/1/2015 tarihinde yapıldığını, dolayısıyla şikâyette süre aşımı bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde diğer iddialarının yanı sıra 2004 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci fıkrasındaki “Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilir." kuralına ve Yargıtay Hukuk Dairesinin benzer bir uyuşmazlıkta verdiği 17/12/2015 tarihli ve E.2015/17111, K.2015/32048 sayılı kararına (bkz. § 23) dikkat çekerek başvurusunun süresinde olduğunu ileri sürmüştür. İstinaf talebini inceleyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 19/12/2018 tarihli ve E.2018/2401, K.2018/3116 sayılı kararıyla istinaf isteminin esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. Gerekçede, ihale ilanının 15/8/2014 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiğini, satış ilanının usulsüz tebliğ edildiğine yönelik itirazı olmayan davacının bu tarih itibarıyla satılması düşünülen taşınmazlar için KDV oranının %18 olarak belirlendiğini öğrendiğini ancak eldeki davayı 2004 sayılı Kanun'un maddesinde yer alan yedi günlük şikâyet süresini geçirdikten sonra 28/1/2015 tarihinde Pazar İcra Hukuk Mahkemesinde açtığını, dolayısıyla şikâyetin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir Karar 15/2/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 14/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 2004 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: "Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir." 6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun 'un "Vergi Mahkemelerinin görevleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Vergi mahkemeleri:a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ilebenzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,b) (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü HakkındaKanunun uygulanmasına ilişkin davaları,c) Diğer kanunlarla verilen işleri,Çözümler. "B. İçtihat Başvurucunun istinaf aşamasında dayandığı Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve E.2015/17111, K.2015/32048 sayılı kararı şöyledir:"İhale alıcısı olan şikayetçi vekili icra mahkemesine başvurusunda, satışı yapılan gemi için hesap edilen %18 KDV'yi (400,00TL) ödediklerini, geminin satın aldığı tarihte hurda vasfında olduğunu, müvekkilinin söküm işlemlerini tamamlayarak hurdaya ayırmış olduğu bu geminin 3065 sayılı Kanun'un 17/4-g maddesi kapsamında katma değer vergisi istisnasına tabi olduğunu ileri sürerek bu yöndeki taleplerinin icra müdürlüğünce reddedildiğini beyanla sözkonusu ret kararının iptalini talep ettiği, mahkemece yasal 7 günlük sürede yapılmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.İcra memurunun işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikayet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İİK'nun 16/ maddesi gereğince şikayete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak 7 günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır:1-İİK'nun 16/ maddesi gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır.2-Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikayet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir.Somut olayda, şikayet konusu uyuşmazlık, icraen ihalesi yapılan geminin satışının KDV'den istisna olup olmadığı ve bu satış nedeni ile icra dairesince alıcıdan KDV alınmasının yasaya uygun olup olmadığı ile ilgili olup bir hakkın yerine getirilmemesine ilişkin olduğundan İİK'nun 16/ maddesi uyarınca şikayet süreye tâbi değildir.O halde mahkemece, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle şikayetin esasının incelenerek, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, istemin süre aşımı nedeniyle reddi isabetsizdir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/5/2016 tarihli ve E.2016/6731, K.2016/14916 sayılı kararı şöyledir:"Taşınırı ihalede satın alan üçüncü kişi ihale alıcısının icra mahkemesine başvurusunda, KDV'nin %1 oranında tahakkuk ettirilmesi gerekirken %18 olarak uygulanmasının doğru olmadığını ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece istemin süre aşımından reddine karar verildiği anlaşılmıştır. İcra memurunun işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikayet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, kural olarak (7) günlük süreye tabidir. Şikayet süresi, şikayet konusu işlemin öğrenildiği günden başlar (İİK.nun 16/1). Bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1-Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir (m.16/2). Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2-Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikayet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir. Somut olayda olduğu gibi yasanın emredici kuralından kaynaklanan vergi, resim, harç ile ilgili uygulamalar bir hakkın yerine getirilmemesi ile ilgili bulunduğundan, bu husus hakkında İİK'nun 16/ maddesi gereğince süresiz şikayet hakkı vardır. Şikayetçinin yukarıda açıklanan başvurusu bir hakkın yerine getirilmemesine ilişkin olup İİK'nun 16/ maddesi gereğince süresizdir. O halde, mahkemece şikayetin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken istemin süre aşımı nedeni ile reddi isabetsizdir." Vergi Mahkemesinin gerekçesinde dayandığı Uyuşmazlık Mahkemesinin 27/1/2014 tarihli ve E.2014/47, K.2014/56 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Dava, Sakarya İli, Serdivan İlçesi ... parselde kayıtlı ... taşınmazda 500/1455 arsa paylı, zemin + 1 Kat ve Çatı Katı 1 bağımsız bölüm numaralı tripleks dükkan vasıflı taşınmazın, Sakarya İcra Müdürlüğü’nün 2010/1068 talimat sayılı dosyasında yapılan 2012 tarihli ihalesi neticesinde davacıya satışı sonrasında, taşınmazın satış bedeli üzerinden KDV ve Damga Vergisi alınmamasına yönelik başvurusunun reddine dair Sakarya İcra Müdürlüğü’nün işleminin iptali ile ödenen vergilerin iadesi istemiyle açılmıştır.Dosya kapsamında yapılan incelemede; Sakarya İcra Müdürlüğü’nün 2010/1068 talimat sayılı dosyasında, ihale alıcısı Yapı ve Kredi Bankası AŞ vekilinin 2012 tarihinde 000,00 TL bedelle ihaleden almış oldukları taşınmazın KDV ve İhale Damgadan istisna olduğundan bahisle İhale Damga ve KDV alınmamasını talep ettiği, icra müdürlüğünün ise, talebin reddi ile davacı vekiline KDV, İhale Damga ve Tellaliye harcını yatırmak üzere ihalenin kesinleşmesinden itibaren 7 gün süre verilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. ...Bu durumda; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 'Kanunun Şümulü' başlıklı maddesinde, bu kanun hükümlerinin ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı belirtilmiş, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 'Vergi Mahkemelerinin Görevleri' başlıklı maddesinde, Vergi Mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalarla, bu konularla ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükmüne yer verilmiş ise de; İcra Müdürlüğü tarafından yürütülen takip sonucu vergi alınması işleminin, kanuna aykırılığı iddiasının şikayet yolu ile İcra Mahkemesinde çözümleneceği; Mahkemenin incelemeyi, söz konusu icra dosyası üzerinden yaparak, anılan işlemin Kanuna uygun olup olmadığı hususunda karar vereceği kuşkusuzdur. Adli yargılamanın bir parçasını oluşturan bu uyuşmazlığın, İcra Müdürlüğünün tesis ettiği bir işlemden kaynaklandığı gözetildiğinde, bu işlemin yasaya uygun olup olmadığının adli yargı yerince çözümlenmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır." Uyuşmazlık Mahkemesinin 24/2/2020 tarihli ve E.2020/46, K.2020/114 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Mevzuat hükümleri ile somut olay birlikte irdelendiğinde, İcra Müdürlüğü tarafından yürütülen takip kapsamında yapılan ihale sonucunda satılan taşınmaza ilişkin, icra müdürlüğünce hesaplanan % 18 oranında KDV ödenmesine dair kararın kanuna aykırılığı iddiasının şikayet yolu ile İcra Mahkemesinde çözümleneceği, mahkemenin incelemeyi, söz konusu icra dosyası üzerinde yaparak, anılan işlemin kanuna uygun olup olmadığı hususunda karar vereceği kuşkusuzdur. Adli yargılamanın bir parçasını oluşturan bu uyuşmazlığın, İcra Müdürlüğünün tesis ettiği bir işlemden kaynaklandığı gözetildiğinde, bu işlemin yasaya uygun olup olmadığının adli yargı yerince çözümlenmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır." Uyuşmazlık Mahkemesinin 28/2/2022 tarihli ve E.2021/524, K.2022/120 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:" Dava, davacı tarafından Urla Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun 2020/2 sayılı dosyasında yapılan açık artırma usulü ihale sonucu satılan taşınmaza ilişkin olarak %1 yerine %18 alındığı ileri sürülen KDV'nin fazlaya ilişkin kısmının iadesine karar verilmesi istemiyle tahsil işlemini gerçekleştiren vergi dairesine karşı açılmıştır. Somut olayda ihale yoluyla satışı yapılan taşınmaza ilişkin olarak tahakkuk ettirilen %18 oranlı KDV’nin vergi dairesince tahsil edildiği noktasında tartışma bulunmamaktadır. Bu durumda, satış memurluğunun vergi sorumlusu sıfatı sona ermiş, verginin iadesinin muhatabı vergi dairesi olmuştur. Bu kapsamda açılan davada da, 3065 sayılı Kanun hükümleri gereğince katma değer vergisine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü görevi, 2576 sayılı Kanun uyarınca idari yargı içerisinde yer alan vergi mahkemelerine ait bulunmaktadır. Bununla birlikte, somut olayda da uygulanması mümkün görünen (§ 8-9), icra mahkemelerinin ‘istihkak davaları’ ile ‘ihalenin feshi davalarına’ ilişkin kararları dışındaki takip hukukuna ilişkin (memur işlemini şikayet, haciz, satış vb.) kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemektedir (§ 7). Dolayısıyla, somut olaydaki gibi KDV’nin tahsilini gerçekleştiren vergi idaresinin olası şikayet davasının tarafı olmaması ve mahkemece şikayet konusu hakkında verilecek kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemesi nedeniyle, KDV’nin oranı yönünden Sulh Hukuk Mahkemesince verilecek kararın icrailiği de tartışmalı hale geleceğinden ‘memur işlemini şikayet davası’ sürecinin uyuşmazlık konusu olaya uygulanması mümkün görünmemektedir. Bu durumda, söz konusu katma değer vergisinin %1 orandan fazlasının iadesi istemine ilişkin davada vergi mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmıştır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 16/3/2023 tarihli ve E.2022/9025, K.2023/1747 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... Uyuşmazlık, kesinleşen ihalede fazla ödendiği ileri sürülen KDV'nin iadesi istemine ilişkindir. ...Somut olayda; Katma Değer Vergisi’nin tahsil edildiği noktasında tartışma bulunmamaktadır. Bu bağlamda verginin iadesinin muhatabı vergi dairesi olmuştur. Bu kapsamda açılan davada da; 3065 sayılı Kanun hükümleri gereğince katma değer vergisine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü görevi, idari yargı içerisinde yer alan Vergi Mahkemelerine ait bulunmaktadır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 2021/524 Esas, 2022/120 Karar no ve 2022 tarihli kararı da aynı doğrultudadır.O halde mahkemece yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması, istinaf başvurusu üzerine de Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/1/2020 tarihli ve 2019/12-518, 2020/37 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:" Şikâyet İİK'nın 16, 17 ve maddelerinde düzenlenmiştir. Şikâyet icra ve iflas dairelerinin, kanuna aykırı olan veya hadiseye uygun bulunmayan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesi veya yerine getirilmeyen veya sebepsiz sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesi için icra takibinin taraflarına veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış kendine özgü bir kanun yoludur (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 103). Şikâyeti medeni usul hukukunda yer alan hiçbir dava çeşidi içine sokmak mümkün değildir (Pekcanıtez, H./ Simil, : İcra ve İflas Hukukunda Şikâyet B., İstanbul 2017, s. 49). Şikâyet konusunu idari işlemler oluşturduğundan, şikâyet medeni usul hukuku anlamında bir dava değildir. Şikâyette kişiler arasında uyuşmazlık yoktur. Şikâyet ile icra ve iflas memurlarının işlemlerinin kanuna veya olaya aykırılığı ileri sürülür. Takibin esasını oluşturan uyuşmazlığın maddi hukuk açısından incelenmesi ve bunun hakkında karar verilmesi şikâyette mümkün değildir. Şikâyete konu işlemin iptalini talep eden kişinin takibin diğer taraflarına karşı ileri sürebileceği bir sübjektif hakkı yoktur. Medeni usul hukukundaki davada davacı ve davalı olmak üzere iki taraf yer alır. Davanın konusunu tarafların sübjektif hakları oluşturur. Örneğin eda davası söz konusu ise dava kabul edildiğinde davalı bir şeye mahkûm edilir. Şikâyet hakkında verilen kararlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Dava sonunda verilen kararlar ise kesin hüküm teşkil eder ve aynı konuda ve aynı taraflar arasında yeniden dava açılamaz. İİK'nın maddesine göre icra ve iflas dairesi işlemlerine karşı şikâyet yoluna ancak kanunun çözümünü mahkemeye bırakmadığı konularda (örneğin İİK'nın maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz davası) gidilebilir. Kanun koyucunun bazı hâllerde şikâyet yolunu kapalı tutmasının nedeni, takibe bağlı maddi hukuka ilişkin sorunların mahkemelere bırakılması düşüncesidir (Pekcanıtez, s. 31)."