1. Hukuk Dairesi 2010/5310 E. , 2010/6245 K. "" MAHKEMESİ : TUZLA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/12/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, davalı adına kayıtlı 6080 parsel sayılı taşınmazın tamamının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile terkin isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 12. maddesinde öngörülen 1…
**1. Hukuk Dairesi 2010/5310 E. , 2010/6245 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : TUZLA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/12/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, davalı adına kayıtlı 6080 parsel sayılı taşınmazın tamamının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile terkin isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . .in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;Dava, 6080 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağı iddiasına dayalı iptal, sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü gözetilmek suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 6080 parsel sayılı taşınmazın 23.05.1961 tarihinde kesinleşen kadastro tespitine dayalı olarak tescil edildiği, davanın ise 30.03.2005 tarihinde açıldığı buna göre davanın hak düşürücü süre sebebiyle reddine karar verilmiş olması doğrudur. Hazinenin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir. Reddine, Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Hal böyle olunca, mahkemece yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümlerin kıyı kenar çizgisi içinde bulunduğu ve dava tarihinde davacı hazinenin haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücreti ile maktu harçtan sorumlu tutulması gerekirken aksine yazılı düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.