8. Hukuk Dairesi 2015/22071 E. , 2018/12113 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhtesatın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 410 ada 7 parselde b
**8. Hukuk Dairesi 2015/22071 E. , 2018/12113 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhtesatın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 410 ada 7 parselde bulunan ve dava dilekçesinde nitelikleri belirtilen binaların ayrı ayrı davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ..., ..., ..., ... davayı kabul ettiklerini açıklamışlar, davalı ... savunmada bulunmamıştır. Mahkemece, davalı ... aleyhindeki davanın husumet nedeni ile reddine, diğer davalılar aleyhindeki davanın vaki kabul nedenleri ile kabulüne, dava konusu 410 ada, 44 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1714 Esas sayılı izale-i şuyu dosyasına fen bilirkişisi Kahraman Gemici tarafından sunulan 11/06/2013 tarihli rapor ve krokide "A" harfiyle işaretli üç katlı binanın davacı ..., "B" harfiyle işaretli 3 katlı binanın davacı ..., "C" harfiyle işaretli 2 katlı binanın davacı ..., "D" harfiyle işaretli 3 katlı binanın davacı ..., "E" harfiyle işaretli 2 katlı binanın davacı ... tarafından yaptırıldıklarının ve onlara ait olduklarının tespitlerine karar verilmesi üzerine, hüküm davalılar ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece yapılan yargılamanın son oturumunda hüküm olarak; “Vaki kabul beyanı nedeniyle davanın kabulüne, ... ili, ... ilçesi, ... mh, 410 ada, 44 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ayrıntıları dava dilekçesinde yazılı dört adet binanın ilgili davacılar tarafından yaptırıldıklarının ve onlara ait olduklarının tespitlerine" karar verilmişken, daha sonra yazılan gerekçeli kararda; “davalı ... aleyhindeki davanın husumet nedeni ile reddine, diğer davalılar aleyhindeki davanın vaki kabul nedenleri ile kabulüne,..” karar verilmiş, 7.7.2014 tarihli tashih şerhi ile “Dava hakkında beyanda bulunmayan ve davaya konu muhtesatların üzerinde bulunduğu 410 ada 44 parselde hissedar olmayan davalı ... aleyhindeki dava husumetten red edilmesi gerekirken maddi -//- hata sonucunda bu konuda bir karar verilmediği anlaşıldığından, 11/03/2014 tarihli kısa kararın hüküm kısmının "1-Davalı ... aleyhindeki davanın husumet nedeniyle reddine, 2-Diğer davalılar aleylinde açılan davanın vaki kabul beyanı nedeniyle kabulüne, ... ili, ... ilçesi, ... mh, 410 ada, 44 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ayrıntıları dava dilekçesinde yazılı dört adet binanın ilgili davacılar tarafından yaptırıldıklarının ve onlara ait olduklarının tespitlerine" şeklinde düzeltilmiştir. 10.04.1992 Gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Diğer taraftan 1086 sayılı HUMK'nun 381-389. maddelerinde (6100 sayılı HMK'nın 294-297. maddeleri), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK'nın 297/II maddesi); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır. Somut uyuşmazlıkta; yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 11.03.2014 tarihli kısa kararda, davalı ... hakkında açılan davanın husumet nedeni ile reddine hükmedilmediği, ancak 17.07.2014 tarihli "tashih şerhi" ile, davalı ... aleyhindeki davanın husumet nedeniyle reddi hüküm altına alınarak bu hususun hükme eklenmesine karar verildiği görülmektedir. Hükmün tavzihi ile tashihi şartları, 6100 sayılı HMK'nun 304. ve 305. maddelerinde düzenlenmiş olup; tashih için karar içeriğinden anlaşılan ancak basit hesap ya da yazım hatası nedeniyle hükümde oluşan bir hatanın bulunması; tavzih için ise, açık olmayan ya da birbiriyle çelişkili olan hüküm kısımlarının bulunması gerekmektedir. Bu itibarla, ne tavzih ne de tashih yoluyla, mahkeme kararında yer almayan yeni bir yükümlülüğün taraflara yüklenmesi ya da bir hakkın taraflara sağlanması mümkün değildir. Anılan Kanun'un 305/2. maddesinde de "Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez" denilmek suretiyle bu husus açıkça ifade edilmiştir. İfade olunan bu nedenlerle, davalı ... hakkında davanın husumet nedeni ile reddine ilişkin hüküm fıkrasının , hükme sonradan ilave edilmesine ilişkin olarak yapılacak bir usul işlemine cevaz veren yasal düzenlemenin bulunmadığı, Mahkemece yapılan tashih -//- işleminin, hükmün değiştirilmesi mahiyetinde olduğu, hakimin dosyadan el çekmesinden sonra, hükümde anılan tarzda bir değişiklik yapma yetkisinin bulunmadığı da dikkate alındığında; kısa kararda hüküm altına alınmayan davalı ... hakkında açılan davanın reddinin, gerekçeli kararda hüküm altına alınması suretiyle kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratıldığı açıktır. Bu durum, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Bozma neden ve şekline göre; davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar ..., ..., ... ve ...’nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; bozma nedeni ve şekline göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 03/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.