Ceza Genel Kurulu 2022/19 E. , 2024/214 K. İTİRA İtirazname No : 2019/100443 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 297-208 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanık ...’ın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.11.2013 tarihli ve 196-507 sayılı, resen temyize tabi olan hükmün, …
**Ceza Genel Kurulu 2022/19 E. , 2024/214 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRA İtirazname No : 2019/100443 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 297-208 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanık ...’ın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.11.2013 tarihli ve 196-507 sayılı, resen temyize tabi olan hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.10.2015 tarih ve 1083-4786 sayı ile; “Ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin insan haklarına uygun biçimde duraksamasız olarak ortaya çıkarılması bakımından, sanığa yüklenen suçun kanunda gösterilen cezasının ağırlığı da gözetildiğinde; 1- Beyanı mahkûmiyet hükmüne esas alınan ... kod adlı gizli tanığın, görgüye dayalı ilk ifadesini olay tarihinden yaklaşık 1 yıl 3 ay sonra Cumhuriyet Başsavcılığında vermesi ile dosyanın incelenmesinde kendisine nasıl ulaşıldığı veya kime nasıl başvurduğunun anlaşılamaması karşısında, bu hususların yöntemine uygun olarak gizli tanığa duruşmada sorulmasından ve kesin biçimde tespitinden, 2- Maktulün yakını tanıkların, olayın faili meçhul olduğu dönemde kendilerine polis tarafından bir robot resim gösterildiğini belirttikleri, 01.03.2012 tarihli celsede sanık müdafiinin ‘...tüm aile efradı birlikte otururlarken ....., kendilerine gösterilen robot resmin bir kadın tarafından çizdirildiğini, bu kadının fakir, ihtiyaç sahibi olan bir kadın olduğunu, o kadına kendilerinin gıda yardımı yaptığını’ söylediğini belirttiği ve dosyadaki telefon kayıtlarına göre ...'in ifadelerinde geçen bu kadının ... isimli kişi olduğunu, bu kadının mahkemece adresinin tespiti ile duruşmaya çağrılmasını ve kendisine polisler tarafından robot resim çizdirilip çizdirilmediğinin sorulmasını talep etmesi üzerine, daha önce ifadesi alınan ve aynı celsede hazır bulunan maktulün kardeşi ...'e bu konu sorulduğunda ‘...aile ortamında bulunduğumuz sırada polisler bir robot resim getirdiler, hepimize gösterdiler, bu şahsı tanıyor musun diye sordular, ben bu şahsın fakir, ihtiyaç sahibi biri olduğunu, benim de yardım ettiğimi söylemedim ancak olay nedeni ile polislerle sürekli irtibat hâlindeydim, polisler bana bu robot resmi bir bayanın çizdirdiğini söylediler, gösterilen resim birisinin tarifi ile çizilmiş resimdi, bu nedenle gösterilen resmin ...... olduğu konusunda bir yorum yapmadım.’ şeklinde açıklamalar yaptığı ancak, mahkemece 17.04.2012 tarihli celsede ‘Tanık ...’ın dinlenmesi talebinin, dosyamız muhteviyatı dikkate alındığında esasa etkili olmaması’ şeklindeki gerekçeyle reddine karar verildiği, Her ne kadar ifadesine başvurulan kolluk mensupları soruşturmada robot resim kullanmadıklarını beyan etmişler ise de dosyada bulunan tarihsiz, polis memurları ..., ... ... imzalı ve ‘Cinayet Büro Amirliğine’ başlıklı bilgi notunun 2. sayfasının son paragrafında ‘Yine olayla ilgili olarak olay yerinde haricen yapılan araştırmalar doğrultusunda şüpheli ile ilgili robot resim çizilmiş...’ ibaresine yer verildiği anlaşılmakla; a) Söz konusu robot resmin sıkı bir şekilde araştırılarak temininden ve bulunması hâlinde sanıkla karşılaştırılmasından, b) Tanık ...'ın adresi araştırılarak bulunması hâlinde olayı görüp görmediği, kendisinin yardımıyla bir robot resim çizdirilip çizdirilmediğinin ve varsa bu çizimin sanığa ait olup olmadığının sorulmasından, 3- Olay yeri yakınındaki bir marketin güvenlik kamera kaydından elde edilen ve failin olay sonrası kaçış anını gösteren görüntüde şahsın aksayarak yürüdüğü belirlendiğinden, sanığın ayaklarında bu şekilde bir aksaklık bulunup bulunmadığının huzurda belirlenmesinden, 4- Yine sanığın fotoğrafının, maktulün kardeşi ... tarafından, gizli tanık ortaya çıkmadan ve sanık yakalanmadan önce 02.05.2011 tarihinde SGK'ya giriş yapılacağı gerekçesiyle alındığı, daha sonra 18.05.2011 tarihinde sanığın çıkışının yapıldığı müdafii tarafından belirtildiğinden; a) ... tarafından bu amaçla sanığın fotoğrafının alınıp alınmadığının araştırılmasından, b) Bahsedilen tarihlerde sanıkla ilgili olarak SGK'ya giriş ve çıkış işlemleri olup olmadığının varsa kim tarafından bu bildirimlerin yapıldığının ilgili kurumdan sorulmasından, böyle bir bildirim mevcutsa sanığın fotoğrafının işlem sırasında kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesinden, 5- Sanığın ‘Olay yerinde üç dört tane kamera olduğunu, görüntü aldıklarını, kendisinin polisin sorularına cevap verdiğini, buna ilişkin görüntülerin Er TV'de yayınlandığını ve kendisine emniyette de izlettirildiğini fakat duruşmada izletilen görüntülerde bazı bölümlerin bulunmadığı’ şeklindeki savunması ile müdafiinin aynı hususları dile getirmesi nazara alınarak; Dosyadaki görüntülerden başka görüntü bulunup bulunmadığının yeniden Emniyetten ve çekim yapan yerel medyadan araştırılmasından, 6- Olayla ilgili olarak temin edilen tüm görüntüler, sanıktan yeniden alınacak fotoğraf ve video görüntüleri ile birlikte şimdiye kadar alınan bilirkişi raporlarının, bu hususta kendisini geliştirmiş üniversitelerin ilgili bölümleri veya TRT gibi uzman kuruluşlara mensup bilirkişilere tevdi edilerek, mümkün olduğu takdirde görüntü kalitesinin ileri teknoloji ile iyileştirilmesi sağlandıktan sonra, failin olay sonrası kaçış anını gösteren görüntüdeki şahsın sanık olup olmadığının tespit edilmesinden, Sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 20.06.2019 tarih ve 297-208 sayı ile önceki hüküm gibi sanığın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, resen temyize tabi olan hükmün, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.06.2021 tarih, 204-11513 sayı ve oy çokluğuyla; "Sanığın aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları ile üzerine atılı kasten öldürme suçunu kabul etmediğini savunması, ... kod isimli gizli tanığın beyanlarının dosyada bulunan diğer delillerle desteklenmemesi,oluş ve tüm dosya kapsamı karşısında sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı O. Atalay ve Daire Üyesi İ. Temir; sanığa atılı suçun sabit olduğu ve hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 08.09.2021 tarih ve 100443 sayı ile; "...Bacanak olan sanıkla maktulün arasında mahiyeti tam olarak bilinmeyen ailevi bir mesele olduğu, sanığın olay günü ekmek alıp evine dönmekte olan maktule tabanca ile ateş ederek kaçtığı, bir süre sonra da üzerindeki elbiseleri değiştirerek olay yerine gelip meraklı ve tesadüfen oradan geçen biri gibi çevredeki vatandaşlardan bilgi almaya çalıştığı, sanık ...'ı tereddütsüz teşhis eden gizli tanığın anlatımı itibarıyla kaçtığı sokağın sanığın yakında bulunan evi istikametinde olduğu, olay yeri ile evi arasındaki mesafenin kıyafetlerini değiştirerek geri gelmesi için gereken süre ile uyumlu olduğu, emekli olarak hayatını sürdüren ve zorunluluk olmadıkça evinden dahi çıkmayan maktulün husumetli olduğu şüpheli başkaca hiçbir şahsın bulunmadığı, buna göre gizli tanık beyanlarının maddi delillerle de teyit edildiği ve toplanan deliller ile tüm dosya kapsamına göre suçu sübuta eren sanığın kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar veren Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin hükmünde isabetsizlik bulunmadığı dikkate alınarak onanması gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.11.2021 tarih ve 11078-14271 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 16.02.2010 tarihli olay yeri inceleme raporundan; Malatya il merkezi, İsmet Paşa Caddesi üzerinde bulunan 64 ve 66 numaralı binaların arasında ateşli silahla yaralama olayı meydana geldiğinin bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, yaralının hastaneye kaldırılmış olduğu, olay yerinde kan lekeleri ve 1 adet 7,65 mm çapında kovan ile bir adet deforme mermi çekirdeğinin bulunduğu, 21.02.2010 tarihli otopsi raporundan; 65 yaşlarında, 165 cm boyunda ve yaklaşık 80 kg ağırlığındaki erkek cesedinde boyun solda ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, boyun sağda ise çıkış yarası bulunduğu, soldan giren mermi çekirdeğinin yumuşak dokuları kat edip, vertebra arteri parçaladığı, 4 ve 5. boyun omurunu kısmen kırarak boynun sağ tarafından vücudu terk ettiği, kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı büyük damar delinmesi ile gelişen iç ve dış kanama ile boyun yaralanmasına bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu hayatını kaybettiği, Mahkemece yapılan keşfe ilişkin 30.03.2012 tarihli bilirkişi raporundan; maktulün vurulduğu yer ile sanığın evi arasında 400 metre, Tanık Koruma Kanunu kapsamında kimlik bilgileri gizli tutulan tanığın olay sırasında bulunduğunu belirttiği fatura ödeme bürosu ile olay yeri arasında ise 30 metre mesafe bulunduğu, Polis memurlarınca düzenlenen tarihsiz tutanaktan; maktulün olay yerinde, hastaneye götürüldüğü cankurtaranda ve hastanede, gerek güvenlik görevlilerince gerek eşi ... ve kardeşi ... tarafından kendisine kimin ateş ettiğinin ısrarla sorulmasına karşın, kimse ile husumetinin bulunmadığını, kimin ateş ettiğini görmediğini yalnızca silah sesi işittiğini beyan ettiği, ilk eşini 1994 yılında kanser hastalığı nedeniyle kaybeden maktulün, 1998 yılında ... ile evlendiği, ölen ilk eşinden olan kimi çocuklarının bu evliliğe karşı çıktıkları, maktul ile görüşmedikleri gibi 2-3 yıl öncesine kadar maktulü ve amcaları ...’i tehdit ettikleri, maktulün oğullarından ...’in hırsızlık suçundan arama kaydının bulunduğu, diğer oğlu ...’in Silivri Cezaevinde olduğu, ... isimli oğlunun ise 2009 yılında işlediği kasten öldürme suçu nedeniyle Nizip’te cezaevinde bulunduğu, babalarının cenazesine katılmadıkları; maktulün babası ......’in güvenlik kuvvetlerine yardım ettiği gerekçesiyle 30.10.1980 yılında Dev-Sol terör örgütü mensubu ... tarafından öldürüldüğü, ...’u maktul ...’in teşhis ederek yargılamaya katkıda bulunduğu; olayın faili olduğu düşünülen şahsa ilişkin güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerin temin edildiği, şahsın robot resminin çizildiği, cep telefonu kullanmayan maktulün ev telefonuna ve şüphelenilen kimi şahısların cep telefonlarına ilişkin iletişim kayıtlarının incelendiği, olayın aydınlatılması için yürütülen çalışmaların sürdürüldüğü bilgilerine yer verildiği, Malatya Devlet Hastanesince düzenlenen 29.01.2016 tarihli rapordan; sanığın yürümesinde herhangi bir sorun saptanmadığı, 28.11.2018 tarihli bilirkişi raporundan; güvenlik kamerası görüntülerindeki şahsın sanık ... olup olmadığına ilişkin olarak, şahsın kameraya uzaklığı nedeniyle, ayrıntılı yüz görüntüleri elde edilmediğinden kıyaslama ve belirleme yapılamadığı, Sosyal Güvenlik Kurumunun cevap yazısından; sanığın 02.05.2011 ve 18.05.2011 tarihleri arasında 4/A sigortalısı olarak kaydının bulunduğu, Olaydan 1 yıl 3 ay 8 gün sonra düzenlenen 24.05.2011 tarihli teşhis tutanağından; ... rumuzuyla açık kimliği gizlenen tanığa, olay sonrasında haber ekiplerince kaydedilen görüntünün izlettirildiği, görüntünün 95. saniyesinde ekrana yansıyan sanığın, ifadesinde geçen, olay yerinden silahla kaçan, ardından kıyafetini değiştirerek olay yerine gelen kişi olduğunu belirttiği, İlgili iletişimin tespitine ilişkin tutanaktan; maktulün kardeşi ... ile ... rumuzuyla dinlenen tanık arasında olay öncesi ve olay sonrasında iletişim kaydının bulunduğu, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... mahkemede; maktulün eşi olduğunu, maktul ile sanık arasında herhangi bir gerginlik ve tartışmanın olmadığını, aksine birbirlerini sevip iyi geçindiklerini, sanıktan şikâyetçi olmadığını, olayın gerçek faillerinden şikâyetçi olduğunu ve bu şahısların tespit edilmesini istediğini, olay günü evde bulunduğunu, komşuları tanık ...’un durumu kendisine haber verdiğini, aşağıya maktulün yanına indiğini, cankurtaran gelince maktul ile birlikte araca bindiklerini, önce maktulün tansiyonu düştüğü için bayıldığını zannettiğini ancak hemşirenin "Amca seni kim vurdu?" diye sorması üzerine maktulün silahla vurulduğunu anladığını, kendisinin de maktule "Seni kim vurdu?" diye sorduğunu, maktulün ise kendisini vuran şahsı tanımadığını, önceden tanımadığı ve görmediği bir kişi olduğunu söylediğini, hastaneye gidinceye kadar maktulle konuşup defalarca aynı soruyu sorduğunu, maktulün de kendisine hep aynı cevabı verdiğini, hatta polis memurunun da maktule bu yönde sorular sorduğunu, maktulün polise de kendisini vuranı tanımadığını, şahsın daha önce görmediği bir kişi olduğunu söylediğini, Mağdur ... mahkemede; maktulün oğlu olduğunu, olaydan sonra ameliyata alınan maktulün yanına, annesi ... ve amcası ......ile birlikte girdiğini, polisin bir marketten temin edilen güvenlik kamerası görüntülerini kendilerine izlettirdiklerini ve görüntüdeki şahsı tanıyıp tanımadıklarını sorduklarını, yüzü görünmeyen şahsın boğazına kadar çekilmiş mont giydiğini, başında da kasket olduğunu, bu şahsın en az 185 cm boyunda, omuzları da sanığın omuzlarından çok daha geniş birisi olduğunu, dört ay boyunca sürekli karakola gidip geldiğini, kendisine bir robot resim gösterdiklerini, aynı resmi eve de getirip gösterdiklerini, resimdeki şahsın sanığa benzemediğini ancak sonradan bu robot resmin ortadan kaybolduğunu ve sanığa benzer yeni bir robot resim çizildiğini, ilk resim sanığa benzese zaten sanığın teşhis edilip yakalanabileceğini, güvenlik görevlileri üzerinde faili meçhul olayları çözmeleri yönünde büyük baskı bulunduğunu, kendisi staja gittikten iki hafta sonra sanığın tutuklandığını, maktulü sanığın değil, başkasının öldürdüğünü, tanık ...'un, maktulü vuran şahsın daha önce gördüğü veya tanıdığı kişilerden olmadığını söylediğini bizzat bu tanıktan duyduğunu, maktulün kendisini vuranı, öz oğlu bile olsa söyleyeceğini, Katılan ... kollukta; maktulün oğlu olduğunu, 09.12.2009 tarihinde Nizip’te Özcan Kılıç’ın öldürülmesi ile ilgili olarak tutuklandığını, babasının öldürüldüğünü cezaevinde iken öğrendiğini, aradan geçen zamana karşın olayın fail veya faillerinin yakalanamaması üzerine babasının Özcan’ın yakınları tarafından öldürülmüş olabileceğini düşündüğünü, hasmı olmayan babasının kötü işleri sevmeyen, kendi hâlinde birisi olduğunu, Tanık ... mahkemede; sanığın kayınbiraderi olduğunu, olay günü eşi ile sanığın da eşi olan kız kardeşinin birlikte hastaneye gittiklerini, saat 10.30 sıralarında eşinin kendisini telefonla arayarak maktulün vurulduğunu söyleyip haberi sanıktan öğrendiğini ifade ettiğini, bunun üzerine sanığı aradığını, sanığın hastanede olduğunu söylemesi üzerine kendisinin de hastaneye gittiğini, maktulün komşularından olayı görenlerin de hastaneye geldiklerini, ... isimli şahsın "Olayı ben gördüm." diyerek olan biteni anlattığını, bu şahsa maktulün kardeşlerinin hastaneye geldiklerini, onlara da kendisine anlattıklarını söylemesini istediğini, ...’un maktulün kardeşlerine de olayı anlattığını ve ateş eden şahsın kahverengi montlu, siperli şapka giymiş, gözlüklü, gür bıyıklı bir şahıs olduğunu, maktulün duvarın dibine sıkışmış, sinmiş gibi durduğunu, karşısındaki bu şahıs ile sanki boğuşur gibi davrandıklarını, kendisinin apartmanın kapısının önünde olduğunu, şahsın silahını çıkartıp bir defa ateş ederek pazar kurulan tarafa yöneldiğini, 2 - 3 adım attıktan sonra durup maktule baktığını ve normal yürüyüşle olay yerinden ayrıldığını, ateş eden şahsı daha önce hiç görmediğini, bu şahsın çevrede bilinen, tanınan bir şahıs olmadığını, şahsın o mıntıkanın adamı olmadığını, orada bulunanlara aktardığını, kayınbiraderine ateş eden şahsın kaçarken 12 dükkânın önünden geçtiğini, bu dükkân sahiplerinin olayın failini görmemelerinin mümkün olmadığını, yaptığı araştırmaya göre tüpçünün ateş eden şahsı net olarak gördüğünü ancak duruşmalarda görmediğini söylediğini, tanık ...’un olaydan sonra şahsı en yakından görenin kendisinin olduğunu, bu şahsı görse tanıyabileceğini söylediği hâlde duruşmada farklı beyanda bulunduğunu, olayı görenlerin korktukları için görmediklerini söylediklerini, sanıkla sık sık maktulün evine birlikte gidip geldiklerini, komşuların kendilerini tanıyıp bildiklerini, eğer sanık maktulü vurmuş olsa, olayı gören komşuların sanığı teşhis edip olayın faili olduğunu söyleyeceklerini, maktul ile olaydan sonra görüşemediğini ancak maktulün kendisini vuranı tanımadığını söylediğini, ... olayı anlattığında yanlarında sanık ile maktulün kardeşleri ......ve ...’in, ayrıca komşularının da bulunduğunu, maktul ile sanık arasında bir kırgınlığın, alacak verecek meselesinin olmadığını, sanık ve kız kardeşine boşanmalarını kendilerinin söylediğini, daha doğrusu aile büyüğü olduğu için kendisinin bunu söylediğini, sanığın çok borcu olduğu için evlerine haciz geldiğini, bu nedenle sanık ve eşinin anlaşmalı şekilde boşandıklarını, sanık ve maktul arasında boşanma nedeniyle bir kırgınlık olmadığını, işin böyle olacağını bilse sanığa boşanmalarını önermeyeceğini, bu boşanma nedeniyle sanığın suçlandığını, sanığın suçlu olduğunu bilse kendisinin getirip sanığı teslim edeceğini, maktul ve sanığın birbirleri ile iyi geçindiklerini, her gün kendileri ile görüştüğünü, birlikte oyun oynayıp yemek yediklerini, aralarında bir sorun olsa mutlaka bileceğini, polislerin olaydan bir hafta ya da on gün sonra bir robot resim gösterdiklerini, bu robot resmin bir kadının ifadesi ile çizildiğini söylediklerini, kadının isminin ... olduğunun da ifade edildiğini, polislerin robot resmi kendisine de gösterdiklerini, çizilen robot resim ile sanığın hiçbir benzerliğinin olmadığını, olaydan 1,5 yıl sonra maktulün kardeşi ...’in sigortalı yapacağını söyleyerek sanıktan fotoğrafını istediğini, bu olaydan üç gün sonra da sanığın tutuklandığını, robot resim ve marketin görüntüleri incelendiğinde olayı gerçekleştirenin sanığa benzemediğinin ortaya çıkacağını, olaydan sonra üç gün boyunca sanığın görüntülerinin televizyonlarda yayınlandığını, sanığın sürekli olmamakla beraber gözlük kullandığını ancak o gün gözlük takmadığını, sanığın olaydan sonra geçen kısa sürede bıyığını, saçını, kıyafetini değiştirmesinin mümkün olmadığını, sanığın iş yerine gitmek için olayın meydana geldiği yerle aynı yolu kullandığını, maktulü vuran kişinin sanık olması durumunda dükkân sahipleri kendisini göreceğinden o yolu kullanmasının da mümkün olmayacağını, Tanık ... mahkemede; maktulün kardeşi olduğunu, olaydan önce sanığı görmediğini, taziye sırasında sanıkla tanıştığını, olaydan sonra hastaneye gittiğinde tanık ...’un ...’a "Kardeşleri burada gel, onlara da olanı anlat!" dediğini, sanığın içinde bulunup bulunmadığını hatırlamadığı kalabalık bir gruba tanık ...’in olayı tekrar anlattığını, tanık ...’in kendilerine, olay sırasında maktulün apartmanın köşesinde durduğunu, bir şahıs ile şakalaşır gibi yaptığını, bu sırada o şahsın iki el ateş ettiğini, ardından şahsın olay yerinden kaçtığını söylediğini, tanık ...’un bu şahsı daha önce görmediğini ancak olay sırasında şahsı net olarak gördüğünü, aradan bir ay da geçse şahsı hatırlayabileceğini, görse tanıyabileceğini söylediğini, tanık ...’un ısrarla "Ben bu şahsı görsem kesin tanırım." dediğini, maktul ile sık görüşmediğini, sanık ile aralarında öldürmeyi gerektirecek bir kızgınlık, kırgınlık olduğunu işitmediğini, Tanık ..., olay tarihinde kollukta; maktul ile 15 yıldır aynı apartmanda ikamet ettiklerini, olay günü sat 10.30 sıralarında apartmandan dışarı çıktığını, apartmanın köşesinde maktulü gördüğünü, sırtını duvara dayayan maktulün telaşlı olduğunu, maktul köşede bu şekilde durunca bir erkek şahsın maktule yaklaştığını, bu şahsın elindeki tabancayı maktulün kafasına doğrulttuğunu ve bir el ateş ettiğini, maktulün yere düştüğünü, ateş eden şahsın Yeşilyurt istikametine doğru cadde boyunca kaçtığını, maktule hemen müdahale ettiğini, maktulün konuşamadığını, boynunun sol tarafından kan aktığını, etraftakilerin gelmesi ile maktulün yarasına tampon yaptıklarını, kısa süre sonra cankurtaran ardından da polisin olay yerine geldiğini, maktule silahla ateş eden şahsı daha önce hiç görmediğini, ateş eden şahsın 40 yaşının üzerinde, 170-175 cm boylarında, hafif kilolu, bıyıklı, kafasında kasket olan, üzerinde koyu renkli mont bulunan biri olduğunu, bu şahsı görse tanıyabileceğini, Kollukça düzenlenen 15.02.2011 tarihli tutanakta; maktule ateş eden şahsın yüzünü görmediğini, şahsı görse de tanımayacağını, bu nedenle teşhis işlemine katılmak istemediğini, 24.05.2011 tarihinde kollukta; olay günü maktulü apartmanın dışında gördüğünü, duvarın arkasından bir elin uzandığını, ardından bir el silah sesi işittiğini, boş kovanın ayağının dibine düştüğünü, ateş eden şahsı görmediğini, görse de tanımayacağını, Mahkemede; olay günü maktulü apartmanın sol köşesinde, duvarın dibinde gördüğünü, kendisine neden duvarın dibinde durduğunu soracakken birden silah tutan bir elin maktule uzandığını, dikkatini maktulün üzerinde topladığı için silah uzatan şahsın yüzünü görmediğini, maktulü vuran şahsın sırtının kendisine dönük olduğunu, bu şahsın nereden geldiğini bilmediğini, şahsın bir el ateş ettiğini, önce şaka yaptığını düşündüğünü, maktul yere düşünce, zile basarak maktulün eşi ...’a durumu haber verdiğini, maktule ateş eden şahsın boyunu, kilosunu hatırlamadığını, sadece başında şapka olduğunu hatırladığını, soruşturma aşamasında farklı şeyler söylemiş ise de mahkemede verdiği ifadesinin doğru olduğunu, şahsı görse teşhis edemeyeceğini, şahsın başındaki şapkada yazı olup olmadığını da bilmediğini, huzurda bulunan sanığı ilk kez gördüğünü, maktule ateş eden şahsın olaydan sonra ne tarafa kaçtığını, ne yaptığını bilmediğini, şoka girdiği için bu şahsı yakalamayı düşünmediğini, seslenip etraftakilerden yardım istese belki şahsın yakalanmasını sağlayabileceğini, olay yerinde boş kovan görmediğini, Tanık ... mahkemede; sanığın kardeşi olduğunu, olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını, olay günü sanığın kendilerinde kalmadığını, sanıkla maktul arasında bir gerginlik, husumet veya alacak verecek meselesi olmadığını, sanığın suçsuz olduğunu, Tanık ... mahkemede; sanığın kayınbiraderi olduğunu, olayı görmediğini, olayın olduğu gün sanığın kendilerinde kalmadığını, üç yıl kadar önce sanık hastanedeyken maktulün, sanık ve eşinin boşanmalarını önerdiğini, sanığın o vakit bu öneriyi kabul etmediğini, sanıkla maktul arasında hiçbir gerginlik, husumet bulunmadığını, iki kardeş gibi anlaştıklarını, Tanık ... mahkemede; cinayet bürosunda çalışırken maktulün öldürülmesine ilişkin soruşturmada görev aldığını, olayı kendilerinden önce başka bir ekibin bir buçuk yıl kadar araştırdığını ancak sonuç alamadıklarını, olayı ekibiyle birlikte devraldığını, ellerinde olay sonrasında şahsın olay yerinden kaçarken tespit edilen kamera görüntüsünün bulunduğunu, görgü tanıklarının olayı araştıran ilk ekibe şahısla ilgili olarak şahsın bıyıklı olduğunu, hafif aksadığını söylediklerini, bu şekilde eşkalin aşağı yukarı belli olduğunu, ancak çizilmiş bir robot resmi olmadığını, kendi ekibinin de robot resim çizmediğini, olay yerinde bulunanların tekrar beyanlarını almak için araştırma yaptıklarında, oto yıkamacıda çalışan ve tarif edilen eşkale uygun bir şahıs tespit ettiklerini, bu şahısla görüştüklerinde, şahsın aradıkları kişinin kendisi olmadığını, olayın içinde bir boşanma işi olduğunu, aile içi bir sorun bulunduğunu kendilerine söylediğini, kimliği gizli tutulan tanığın olayın başından beri mevcut olduğunu ancak faile ulaşılamadığı için bu tanığın beyanının hiç alınmadığını, bu tanığa yıkamacıda çalışan şahsı gösterdiklerini, failin o kişi olmadığını söylediğini, olayı gördüğünü düşündükleri diğer şahısların olaya ilişkin bilgi vermekten kaçındıklarını, olayın başından itibaren bilinen kimliği gizlenen tanığın olayı ilk günden itibaren gördüğü şekilde emniyet güçlerine anlattığı hâlde bu ifadesinin yazıya dökülmesini istemediğini, bu nedenle ilk aşamada dosyada gizli tanığın beyanının alınamadığını, olayın içinde boşanma konusu olduğu oto yıkamacı tarafından söylenince, aile içinde araştırma yaptığını, huzurda bulunan sanığın Mersin’den geldikten sonra eşinden boşandığını öğrendiğini, olaydan hemen sonra olay yerine gelen ve çekim yapan gazetecileri araştırdıklarını, ER TV’den bir görüntü elde ettiklerini, görüntüyü önce kendilerinin izlediğini ve gizli tanık tarafından baştan beri eşkali verilen şahsın olay yerine gelen ve sağa sola bilgi soran sanık olduğunu fark ettiklerini, sanığın akrabası olan bir şahsın vurulduğunu öğrendiğinde hemen hastaneye gitmesi ya da eve çıkması gerekirken sağa sola haber almak için sorular sormasından şüphelendiklerini, şahsın maktulün bacanağı olduğunu, evinin olay yerinin yakınında bulunduğunu, kaçış noktasının takip edildiğinde sanığın evine çıktığını, sanığın olaydan sonra evine gidip üstünü değiştirip cankurtaran gelene kadar olay yerine dönmesinin mümkün olacağını tespit ettiklerini, görüntüyü tanığa izlettirdiklerini, tanığın da net bir şekilde olayı gerçekleştiren kişinin maktulün bacanağı olan huzurda bulunan sanık olduğunu tespit ettiğini, bu beyan üzerine Cumhuriyet savcısına bilgi verdiklerini, Cumhuriyet savcısının bu kişinin gizli tanık olarak beyanının alınabileceğini söylemesi üzerine gizli tanık hükümleri doğrultusunda işlem yaptıklarını, gizli tanığın sonradan ortaya çıkmadığını, olayın başından itibaren var olduğunu, buna karşın neden ilk başta ifadesinin alınmadığını, gizli tanık hükümlerinin neden ilk başta işletilmediğini bilmediğini, zira araştırmanın önceden başka bir ekip tarafından yapıldığını, olayı devraldığında gizli tanığın zaten var olduğunu ancak dosyada alınmış bir beyanının bulunmadığını, bu tanığın baştan itibaren olayı net olarak anlattığı hâlde tutanağa geçen bir beyanının olmadığını, Tanık ... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Malatya Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde çalıştığını, olaya ilk müdahale eden görevlilerden olduğunu, boynundan silahla yaralanan maktulün hayatta olduğunu, maktule, olayı gerçekleştiren şahsı sorduklarında, şahsı tanımadığını söylediğini, bu sırada maktulün eşinin de yanlarında bulunduğunu, maktulün kendisine ateş eden şahsı tarif ettiğini ancak olayın üzerinden zaman geçtiği için şahsı nasıl tarif ettiğini hatırlamadığını, bir marketin güvenlik kamerasında olayın failinin kaçarkenki görüntülerinin tespit edildiğini, MOBESE kayıtlarında da benzer görüntülerin olduğunu, olay nedeniyle çizilmiş bir robot resmi bulunmadığını, kamera görüntülerini etraftakilere gösterip şahsı tanıyıp tanımadıklarını sorduklarını, ortamın kalabalık olmasına ve görgü tanığı bulunmasına karşın o çevredeki kimsenin bilgi vermek istemediğini, maktulün ailesi ile görüşüldüğünü, ikinci evliliğini yapmış biri olduğu ve çocukları ile de sorun yaşadığını düşünerek maktulün çocuklarından dahi şüphelendiklerini, bu tip soruşturmalarda yakın atış mesafesi söz konusu olduğunda muhtemelen ölen ile fail arasında yakınlık ya da akrabalık olduğunu düşündüklerini, Tanık ... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Malatya Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde çalıştığını, maktulü öldüren şahsın bir iş yerinin kamerası tarafından kaydedildiğini, bu görüntüden fotoğraf çıktısı alıp görgü tanıklarına gösterdiklerini, ellerinde çizilmiş bir robot resmi olmadığını, sanık yakalandığında iş yeri kamerasınca kaydedilen görüntüdeki şahısla kıyaslama yapmak için sanığı da aynı yerde koşturduklarını ve kayda aldıklarını, bu şekilde sanığı tespit ettiklerini, olaya ilişkin gizli bir görgü tanığı olduğunu, bu tanığın eşinin de bir cinayete kurban gittiği için kimliğinin açıklanmasını istemediğini, bu tanığın ifadesinin alındığını, görüntüdeki şahsın gizli tanığa gösterilip sanığın teşhis ettirildiğini, ayrıca canlı teşhis işleminin de yaptırıldığını, soruşturma sırasında başka görgü tanığı tespit edemediklerini, maktul cankurtarana bindirilirken yanına oturup kendisine kimin ateş ettiğini sorduğunu, maktulün "Öyle bir şey yok." diyerek olayı kapatmaya çalıştığını, akrabalarına da kendisini vuran kişinin kim olduğunu söylemediğini, maktulün bu davranışından kendini vuran kimseyi tanıdığını ve onu korumaya çalıştığını düşündüklerini, maktulün ameliyattan sonra yoğun bakımdan çıkamadığını ve öldüğünü, Tanık ... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Cinayet Büro Amiri olarak çalıştığını, maktulün 2010 yılının Şubat ayında ateşli silahla boynundan vurularak öldürüldüğünü, faili doğrudan gösteren kamera görüntüsü olmadığını ancak olay sonrasını ve olay yerini, failin kaçış istikametini gösteren kamera görüntülerinin bulunduğunu, maktul vefat etmeden önce kendisi ile konuştuklarını, maktulün kendisini vuranı görmediğini söylediğini, olaydan sonra yaklaşık 10 gün yaşayan maktulün ilk gün bilincinin açık olduğunu, ancak silahla vurulduğunu dahi kabul etmediğini, "Kim olduğunu görmedim, bilmiyorum." diye cevaplar verdiğini, ayrıca agresif davranışlar sergilediğini, kamera kayıtları üzerinde inceleme yaptıklarında olay yerinden kaçan kişinin sanık olabileceğini değerlendirdiklerini, maktulün bu nedenle faili gizlemek istediği sonucuna vardıklarını, olay günü maktul ile sanığın kavga ettiklerine dair bir tane gizli tanığın mevcut olduğunu, bu tanığın sanığı teşhis ettiğini, ifadesini alarak tutanak tuttuklarını ve dosyayı savcılığa intikal ettirdiklerini, teşhis işlemlerini Cumhuriyet savcısı huzurunda yaptırdıklarını, olayı çok sayıda kişi görmesine rağmen sanıktan çekindikleri için veya sanığı tanıdıkları için sadece bir kişinin sanığı teşhis ettiğini, tanıkların pek çoğunun sanığı tanıdığını düşündüklerini çünkü yakın bölgede oturduklarını, ayrıca sanıkla maktulün akraba olduklarını, maktulün sanığın evine gidip geldiğini ve çevrede tanındığını bildiklerini, olaydan sonra yerel basına olayı anlatan bir kısım tanıkların teşhis işleminde sanığa bile bakmadan doğrudan "Bilmiyoruz." şeklinde beyanda bulunduklarını, Tanık Koruma Kanunu kapsamında ifadesi alınan ... rumuzlu tanık Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü Yeşilyurt Caddesi üzerindeki fatura ödeme noktasında bulunduğunu, bu sırada silah sesi işittiğini, sağ elinde kahverengi kabzalı silah tutan bir kişinin kaldırım üzerinde koşar adımlarla yanından geçtiğini, şahsın üzerinde kahverengi kaşe türde kaban olduğunu, şahsın başında kasket, boynunda koyu renkli bir atkı ve koyu renkli bir pantolon bulunduğunu, şahsın kirli sakallı ve ağzının içine doğru bükülen bıyıklarının olduğunu, şahsın 5-6 metre arkasından iki şahsın daha geldiğini, bu kişilerden ilkinin Yeşilyurt Caddesi’nde tüpçü dükkânı bulunan ismini bilmediği orta yaşlı esnaf olduğunu, diğer şahsın ise Şahin Tuhafiye isimli iş yerinin sahibi olan kişi olduğunu, kaçan şahsın elinde silah olması sebebi ile bu kişilerin şahsa çok fazla yaklaşmadıklarını, köşeye manavın önüne geldiklerinde ise bu iki şahsın köşede beklediklerini, kaçan şahsın manavdan aşağıda Yeşilyurt Caddesi’ni Hasanbey Caddesi’ne bağlayan pazarının kurulduğu sokaktan aşağıya doğru kaçtığını, olay yerine cankurtaran ve olay yeri inceleme ekiplerinin geldiğini, olay yerinde bu sırada kameraların da bulunduğunu, birkaç dakika pastanenin önünde oyalandıktan sonra yolun karşısına geçtiğini, karşıya geçtiği sırada kaçar vaziyette gördüğü erkek şahsın elbiselerini değiştirip olay yerine geldiğini gördüğünü, hatta minibüse bindikten sonra minibüstekilere "Olayı yaptı, şimdi de olayı izlemeye mi geliyor?" diye yüksek sesle söylediğini, şahsın montunu çıkarmış olduğunu, başında da kasket yerine koyu renkli bir bere olduğunu, şahsı gördüğünde bereyi bir an çıkarttığını, kısa saçlarını düzeltip tekrar bereyi taktığını, gerek pastanede çalışan 18-20 yaşlarındaki kadının, gerekse de olayın olduğu yerde bulunan tekel bayisinin sahibi olan beyaz saçlı şahısla, tuhafiyecinin olay yerinde olduklarını, kaçan şahısla ilgili olarak detaylı bilgiye sahip olduklarını, Mahkemede; Cumhuriyet savcılığında verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, olay günü fatura ödeme noktasının önünde bulunduğunu, bu esnada bir el silah sesi işittiğini, huzurda bulunan sanığın sağ elinde tabanca ile koşar adımlarla yanından geçtiğini, sanığın üzerinde kahverengi kaşe denilen türde kaban, başında siperli şapka olduğunu, koyu renkli bir atkı ve koyu renkli bir pantolon giydiğini, şahsın kirli sakallı ve bıyıklarının da ağzına doğru içeri bükülü olduğunu, bu şahsı daha önce görmediğini, şahsın olay yerinden koşarak ayrıldığını, olay günü elinde silahla kaçan şahsın huzurda bulunan sanık olduğunu ancak olay günü yanaklarının biraz daha dolgun olduğunu, olaydan sonra zayıfladığını, olayı görecek kadar olay yerinde kaldığını, sonra minibüse binerek olay yerinden ayrıldığını, cadde kalabalık olduğu için sanığı kendisinden başka kişilerin de gördüğünü düşündüğünü, duruşma salonunda sanığın arkasında oturan kilolu şahsın (...’ın) da olayı gördüğünü, pastanede çalışan ve olayı gören tanık kadını aradan zaman geçtiği için duruşma salonunda kendisine gösterilen üç kadın arasından tam net hatırlayamadığını, olay mahallinden kaçtığı için sanığın yüzüne dikkat ettiğinden sanığı teşhis edebildiğini, ancak yaşadığı panik nedeni ile diğer şahsa dikkat etmemiş olabileceğini, sanığın olay yerinden kaçtıktan sonra siperli şapkasını çıkartıp siyah bere giyerek tekrar olay yerine geldiğini, sanığı o hâli ile de net gördüğünü, Bozmadan sonra mahkemede; olay günü bir el silah sesi duyduktan sonra bir kişinin koşarak yanından geçtiğini, şahsın sağ elinde koyu renkli bir tabanca olduğunu, şahsın aynı güzergâhtan gelerek köşeden döndüğünü ve kaçmaya devam ettiğini, şahsın koşarken aksamadığını, üzerinde koyu renk pantolon, koyu kahverengi bir mont ile öne doğru indirdiği kasket bulunduğunu, şahsın bir süre sonra olay yerine geri geldiğini fark ettiğini, ancak ne kadar sürede geldiğini hatırlamadığını, olay yerine geri geldiğinde sanığın koyu renkli bir şapka takmış olduğunu, bu şapkanın öncekinden farklı olduğunu, sanığın montunu da değiştirip geldiğini, olaydan 1 yıl 3 ay sonra beyanda bulunmasının sebebinin vicdanen rahatsız hissetmesi olduğunu, olaydan sonra 1 yıllık süre geçtikten sonra birilerinin kendisine ulaşması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, kendisinin savcılık aracılığı ile mahkemeye başvurduğunu, silah sesini duyduğu yerden çıktıktan sonra sanığın hiç sapmadan koşmaya başladığını, yolun sağ tarafından gidip ileriden sağa döndüğünü, aşağı doğru kaçmaya devam ettiğini, sonrasını görmediğini, sanığın olay yerine tam ters istikametten, yukarı kısımdan geri geldiğini, o esnada olayın olduğu yerde bulunduğunu, ateş sesini işittiği sırada herhangi bir kavga veya boğuşmaya tanık olmadığını, ateş sesinden sonra bir şahsın kaçtığını gördüğünü, Tanık ... mahkemede; huzurdaki sanığı ilk defa gördüğünü, maktulü ise apartmana girip çıkarken gördüğü için tanıdığını, olay günü tuhafiye dükkânında olduğunu, para bozdurmak için dışarı çıkacağı sırada bir el silah sesi işittiğini, maktulü yerde yatarken gördüğünü, maktulün vuruluşunu ve sanığı görmediğini, olayı gerçekleştiren şahsı takip etmediğini, Tanık ... mahkemede; olay tarihinde tüp gaz bayii işlettiğini ancak olay saatinde evde olduğunu, olaya tanık olmadığını, maktulü silahla vuran şahsın arkasından gitmediğini, bu şahsı görmediğini, Tanık ... mahkemede; maktulü ve sanığı tanımadığını, olay günü pastanede temizlik yaptığını, bu esnada bir el silah sesi işittiğini, pastanenin önüne çıktığında, elinde silah olan orta yaşlı bir şahsın koşar vaziyette hızla kaçtığını gördüğünü, şahsı cepheden görmediği için yüzünü hatırlamadığını, yine aradan zaman geçtiği için şahsın şişman mı, zayıf mı, kısa mı yoksa uzun mu olduğunu da bilmediğini, ancak şahısın ışığa göre camının rengi değişen bir gözlük taktığını, şahsın başında da siperli bir şapka olduğunu, Tanık ... mahkemede; ... isimli kadının çocuğu ile kendi çocuğunun aynı sınıfta olduklarını, çocuğu ile Nihal’in çocuğunun mesajlaşmış veya görüşmüş olabileceklerini, kendisinin Nihal ile görüşmediğini, mesajlaşmadığını, aile ortamında bulundukları sırada polislerin bir robot resim getirip kendilerine gösterdiklerini ve bu şahsı tanıyıp tanımadıklarını sorduklarını, kendisinin bu şahsın fakir, ihtiyaç sahibi biri olduğunu kendisinin de yardım ettiğini söylemediğini, ancak olay nedeni ile sürekli polislerle bağlantı hâlinde olduğunu, polislerin kendisine bu robot resmi bir kadının çizdirdiğini söylediklerini, gösterilen resmin birisinin tarifi ile çizilmiş bir resim olduğunu, bu nedenle gösterilen resmin sanık ... olduğu konusunda bir yorum yapmadığını, böyle bir yorumun yapılmadığını, gizli tanığa yardımda bulunduğuna ilişkin sanığa bir şey söylemediğini, gizli tanığı görmediğini, kendisi ile konuşmadığını, kendisine yöneltilen ithamları kabul etmediğini, kardeşinin gerçek katili kim ise yakalanmasını istediğini, Bozmadan sonra mahkemede; maktulün kardeşi olduğunu, sanığı maktulün bacanağı olması nedeni ile tanıdığını, maktulün öldürülmesinden birkaç ay sonra yengesi ...’ın kendisine sanığı iş yerinde sigortalı olarak gösterip gösteremeyeceğini sorduğunu, muhasebeci ile görüştükten sonra yaptığı değerlendirme sonucu yengesine sanığı sigortalı olarak gösterilebileceğini söylediğini, sigorta girişi yapabilmek için sağlık raporu, kimlik fotokopisi ve iki fotoğrafa ihtiyaç olduğunu söylediğini, bu işlemlerle ilgili olarak sanıkla hiç muhatap olmadığını, istediği belgelerin getirilmesi üzerine belgelere hiç bakmadan iş yerindeki çalışanına vererek belgeleri muhasebeciye götürmesini söylediğini, sanığın işe girişinin yapıldığını, verilen fotoğrafları da muhasebeciye gönderdiğini ancak sigorta girişi sırasında kullanılıp kullanılmadığını bilmediğini, sonradan işe giriş için fotoğraf gerekmediğini öğrendiğini ancak bu fotoğrafların kendisine iade edilmediğini, kendisinin de yengesinden aldığı bu fotoğrafları yengesine iade etmediğini, fotoğrafların akıbetini bilmediğini, işe girişten yaklaşık 20 gün sonra sanığın gözaltına alındığını, muhasebeci vasıtasıyla sanığı işten çıkardığını, maktulün ölümünden birkaç gün sonra cinayet büro polislerinin eve geldiklerini, evde yaklaşık 15 akrabasının bulunduğunu esnada kendilerine bir robot resim gösterildiğini ancak ne kendisinin, ne de orada bulunanların robot resmi herhangi birine benzetemediklerini, yine cinayet büroda bulundukları zamanlarda da bu resmin kendilerine gösterildiğini, belirttiği robot resmin ve gizli tanığın ilk beyanının dosya içerisinde bulunmamasını manidar bulduğunu, bunun tesadüf olmadığını düşündüğünü, yargı sürecini yakından takip ettiğini ancak ölüm olayına ilişkin görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını, Yargıtay bozma ilamında dinlenilmesi talep edilen tanık ..... 13.03.2017 tarihinde istinabe olunan mahkemede; iddianamede isimleri geçen şahısları hatırlamadığını, eskiden Malatya ilinde, Yeşilyurt Caddesi’ndeki evinde ikamet ettiğini, ancak meydana gelen olayı hiç hatırlamadığını, olayın üzerinden zaman geçtiğini, olayla ilgili hiçbir görgü ve bilgisinin bulunmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; 1957 yılında, Malatya ilinin Doğanşehir ilçesinde doğduğunu, eşi ... ile yaklaşık 20 yıl önce evlendiklerini, iki kız çocuklarının bulunduğunu, evlendikleri tarihten itibaren Adana’da ikamet ettiklerini, orada abisi ile birlikte kahvehane işlettiklerini, daha sonra çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalıştığını, son olarak tekel bayii işlettiğini, yaklaşık 4-5 yıl önce Malatya'ya geldiğinde ağaçtan düşüp belinden sakatlandığını, Adana'daki işleri kötüye gidince ailesi ile birlikte 2009 yılında Malatya'ya taşındıklarını, sabıkasının bulunmadığını, olay tarihinde Niyazi Mısrî Caddesi’ndeki Bayram Kıraathanesinde garson olarak çalıştığını, yaklaşık 8.000 TL kredi kartı borcu bulunduğunu, faizler sebebiyle borcunu ödeyemediğini, bu yüzden icradan kurtulmak için eşi ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, yine de eşi ile aynı ikameti kullanmaya devam ettiklerini, bu süre içerisinde polisin evi kontrol etmesinden çekindiği için zaman zaman ablası ... ve kayınbiraderinin ikametlerinde kaldığını, bu saydığı kişilerin evlerinde kaç gün kaldığını hatırlamadığını, maktulün silahla vurulduğu günden önceki gece kız kardeşi ...’ın ikametinde kaldığını, bundan emin olduğunu, olay sabahı eşinin kendisini cep telefonu ile arayıp uyandırdığını, genellikle saat 11.00 sıralarında iş yerine gittiğini, hatırladığı kadarıyla saat 10.00 sıralarında ablasının evinden ayrıldığını, ayrılmadan önce ablası ve eniştesi ile kahvaltı yaptıklarını, çalıştığı iş yerine sürekli olarak Yeşilyurt Caddesi ve Milli Egemenlik Caddesi üzerinden gittiğini, o gün de ablasının ikametinden ayrılınca Yeşilyurt Caddesi üzerinden işe yaya olarak gittiğini, tek başına olduğunu, TOKİ yolu üzerinde kurulan pazarın bulunduğu kavşağa geldiğinde karşı istikametten bir cankurtaranın geldiğini gördüğünü, aracın kavşaktan dönerek geldiği istikamete doğru gittiğini, kendisinin ise bu sırada yoluna devam ettiğini, manavın önünden geçerken, birisinin vurulduğuna ilişkin sözler işittiğini, maktulün ikamet ettiği apartmanın önünde kalabalık bir grubun bulunduğunu, merakından ne olduğunu anlamak için kalabalığın yanına gittiğini, zaten olay yerinin yolunun üzerinde olduğunu, cadde üzerinde fırıncılık yapan şahıstan maktulün vurulduğunu öğrendiğini, şahsa maktulü kimin vurduğunu ve maktulün nerede olduğunu sorduğunu, şahsın ise vuranı bilmediğini, maktulün ise cankurtaranla hastaneye götürüldüğünü söylediğini, bacanağı olması sebebiyle endişe duyarak etraftakilere ne olduğunu sormaya devam ettiğini, sivil polislerin yanına gelip kendisine maktulü tanıyıp tanımadığını sorduklarını, bu sırada basın görevlilerinin de kendisini kameraya çektiklerini, gazetecilerin de kendisine sorular sorduklarını, eşi ... ile kayınbiraderi ...’un eşinin olay sabahı hastaneye gittiklerini, cep telefonuyla eşini arayıp maktulün silahla vurulmuş olduğunu haber verdiğini ve hastaneye gideceğini söylediğini, ardından kayınbiraderi Yusuf’u da arayıp olayı haber verdiğini, çalıştığı kahvehaneyi arayıp kahvenin sahibine işe gelemeyeceğini söylediğini, cebinde 3 TL bulunduğu için yürüyerek Malatya Devlet Hastanesine gittiğini, maktulün Araştırma Hastanesine sevk edildiğini öğrenince halk otobüsüyle Araştırma Hastanesine gittiğini, akrabaların da bu hastaneye geldiklerini, akşama kadar beklediklerini, akşam da evine döndüğünü, maktulün vurulmasından 5-6 gün sonra hastanede vefat ettiğini, maktulün kendisiyle veya herhangi bir kimseyle husumeti bulunmadığını, kendi hâlinde bir insan olduğunu, maktulü kimin ve neden vurduğunu kimsenin bilmediğini, bu zamana kadar da öğrenemediklerini, maktulü vurmadığını, ablasının ikametinde kaldığında sadece üzerinde günlük kıyafetlerinin olduğunu, diğer kıyafetlerinin evinde bulunduğunu, maktulün silahla vurulduğu günün önceki gecesi ablası ...’ın ikametinde yattığını ve olay sabahı da birlikte kahvaltı yaptıklarını, ablası ve eniştesinin bunu hatırlamıyor olabileceklerini, ruhsatlı veya ruhsatsız tabancasının olmadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında ve sulh ceza mahkemesinde benzer şekilde; Adana’daki işlerinin kötü gitmesi nedeniyle 2009 yılının Haziran ayında yakınlarının yaşadığı memleketi Malatya'ya döndüğünü, bir çay ocağında iki aydır çaycı olarak çalıştığını ve Ancarlı Sokak’ta ikamet ettiğini, maktul ile bacanak olduklarını, maktulün 16.02.2010 tarihinde silahlı saldırı sonucu öldürüldüğünü, maktulü kim ya da kimlerin öldürdüğünü bilmediğini, üzerine atılı suçu kabul etmediğini, maktulü kesinlikle öldürmediğini, olay günü işe giderken tesadüfen olay yerinde görüntülendiğini, olay yerine çağrılan cankurtaranın kendisi olay yerine gelmeden önce maktulü alarak hastaneye gitmek üzere yola çıktığını, maktul ile herhangi bir sorunlarının olmadığını, eşiyle eve icra gelmemesi için anlaşmalı olarak boşandıklarını, polis kendilerini aynı evde tespit etmesin diye bazen kız kardeşinin veya kayınbiraderinin evinde kaldığını, olay günü nerede kaldığını tam hatırlamadığını, kız kardeşinde kaldığını hatırladığını ancak kendi evinde kaldığını öğrendiğini, aradan yaklaşık 1,5 yıl geçtiği için hatırlamakta zorlandığını, eşiyle boşandıktan sonra eşinin babasından kalan maaşı almak için başvurduğunu ancak talebinin reddedildiğini, maktul ile herhangi bir husumetinin bulunmadığını, aksine maktulün kendisine yardımcı olduğunu, güvenlik kamerası görüntülerindeki şahsın kendisi olmadığını, gizli tanığın teşhisini kabul etmediğini, tabancasının olmadığını, suçsuz olduğunu, maktulü öldüren failin tespit edilmesini herkesten çok kendisinin istediğini, Mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, Adana’dan Malatya’ya geldiğinde her türlü ihtiyacı ile maktulün ilgilendiğini, aralarında husumet bulunmadığını, maktule borcunun da olmadığını, maktulün öldürüldüğü gün anlaşmalı olarak boşandığı eşinin evinde kaldığını, boşanma fikrinin maktulden çıkmadığını, borçları nedeniyle eve haciz gelmemesi için eşiyle boşandıklarını, soruşturma aşamasında her ne kadar maktulün öldürüldüğü gün kız kardeşinin evinde kaldığını beyan etmiş ise de, beyanın alındığı gün ile olayın geçtiği tarih arasında yaklaşık 15 ay bulunduğunu, aradan geçen bu uzun süre içerisinde net hatırlayamadığı için o şekilde beyanda bulunduğunu, kışın yün bere giydiğini, yazın ise şapka kullandığını, siperli şapka giymediğini, Bozmadan sonra mahkemede; kendisine iftira atıldığını, maktulün kardeşi ...’in olayın gerçek tanıklarını bulamayınca kendisine iftira atmak için gizli tanık ayarladığını, önceki savunmalarında belirttiği gibi ...’in kendisinden sigorta primlerini yatırmak için fotoğraf istediğini, fotoğrafı gizli tanığa gösterip bu şekilde beyanda bulunmasını sağladığını, suçsuz olduğunu, beraatine karar verilmesini talep ettiğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, Syf. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (M. Feyzioğlu, Syf. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, Syf. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (Y CGK., 11.6.2013 tarihli ve36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: 62 yaşındaki maktul ...’in, 16.02.2010 tarihinde ikamet ettiği evinin önünde tabancayla boynundan vurulduktan sonra kaldırıldığı hastanede olay tarihinden beş gün sonra hayatını kaybettiği, olay yerinde bir adet 7,65 mm çapında kovan ile bir adet mermi çekirdeğinin ele geçirildiği, tanık ...'ın olayın faili olan şahsı kaçarken gördüğünü, şahsın gözlüklü olduğunu belirttiği, tanık ...'ın ise maktule ateş eden şahsın 40 yaşının üzerinde, 170-175 cm boylarında, hafif kilolu ve bıyıklı olduğunu ifade ettiği, olay yerine yakın bir marketin güvenlik kamerasınca tespit edilen görüntüleri izleyen kolluk kuvvetleri ile mahkemece yapılan tespite göre maktulü vuran şahsın kaçarken aksadığının gözlemlendiği, maktulün hayatını kaybetmeden önce tanıklar ve görevli polis memuru huzurunda ısrarla sorulmasına karşın kendisine ateş eden şahsı görmediğini belirttiği, bir yılı aşkın süre boyunca girişilen tüm araştırmalara karşın olayın failinin tespit edilemediği, Malatya Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğindeki görev değişikliğinden sonra yeni atanan güvenlik görevlilerince olayın aydınlatılmasına ilişkin tekrar araştırmalara başlanıldığı, ... kod adı verilen açık kimliği gizli tutulan bir tanığın olaydan bir yıl üç ay sonra ilk kez ifade vererek olayı maktulün bacanağı sanık ...'ın gerçekleştirdiğini, şahsı sağ elinde tabancayla kaçarken gördüğünü, yakınlarda iş yeri bulunan tanıklar ... ve ...'ın sanığı bir süre kovaladıklarını, sanığın olay yerinden kaçtıktan kısa süre sonra kıyafetlerini değiştirip olay yerine geri geldiğini belirttiği ve sanığı maktulü öldüren kişi olarak teşhis ettiği, Tanık Koruma Kanunu kapsamında kimlik bilgileri gizli tutulan bu tanığın maktulün kardeşi ... ile olaydan önce ve sonraki tarihlerde iletişim hâlinde olduğu, tanığın beyanları ve teşhis işlemi sonucu sanık hakkında maktulü öldürdüğü iddiasıyla kamu davası açıldığı, sanığın tüm aşamalarda suçlamayı ısrarla inkâr ettiği, olayın meydana geldiği yerin iş yerine her gün gittiği güzergâh olduğunu, yürüyüşünde bir aksaklık bulunmadığını ve sol elini kullandığını savunduğu, maktulün dinlenen yakınlarının sanıkla maktul arasında hiçbir uyuşmazlık ve husumet bulunmadığını, aksine iyi anlaşan yakın arkadaş olduklarını ileri sürdükleri, Malatya Devlet Hastanesince düzenlenen adli raporda sanığın yürümesinde herhangi bir sorun saptanmadığının ifade edildiği, tüm çabalara rağmen failin güvenlik kameralarınca tespit edilen görüntülerinden teşhise uygun görüntü elde edilemediği, yapılan yargılama sonucunda ... kod adı verilen tanığın beyanlarına dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılan dosyada; Olay tarihinden bir yıl üç ay sonra ilk kez ifadesi alınan ve kendisine nasıl ulaşıldığı dosya kapsamından anlaşılamayan ... kod adı verilen gizli tanığın, maktulün kardeşi ... ile olay öncesi ve sonrasında telefon ile iletişim hâlinde bulunması, bu tanığın dosyaya yansıyan ilk ifadesini ve teşhis işlemini ...'in sanığı SSK primini yatırmak bahanesiyle fotoğrafını temin ettikten sonra yaptığının ortaya çıkmış olması, olayı gören tanık ...'ın beyanının aksine bu gizli tanığın kaçan failin gözlüklü olduğuna ilişkin aşamalarda hiçbir beyanının olmaması, yine kolluk ve Mahkemece güvenlik kamerası görüntülerine dayanılarak, olay yerinden kaçarken aksadığı belirtilen olayın failinin aksayarak yürüdüğünden bahsetmediği gibi sorulması üzerine de gördüğü şahsın aksamadığını ifade etmesi, sanık hakkında düzenlenen adli raporda sanığın yürüyüşünde herhangi bir aksamanın bulunmadığının belirtilmesi, ifadesi hükme esas alınan bu gizli tanığın beyanının aksine tanık olarak da dinlenen ... ve ...'ın maktulü vuran şahsı takip etmediklerini, şahsı kovalamadıklarını ısrarla belirtmeleri, elde bulunan kamera görüntülerinde de maktulü vuran şahsı kovalayan kişi veya kişilere ilişkin bir tespitin olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; ... kod isimli açık kimliği gizlenen tanığın beyanlarının dosyada bulunan diğer delillerle desteklenmemesi nedeniyle 5726 sayılı Kanunun 9/8 maddesi gereğince hükme esasa alınamayacağından, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet kasten öldürme suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin özel Daire kararındaki gerekçenin isabetli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.