4. Hukuk Dairesi 2010/3998 E. , 2010/4631 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 07/09/2005 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 28/12/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan ... vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabul…
**4. Hukuk Dairesi 2010/3998 E. , 2010/4631 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 07/09/2005 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 28/12/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan ... vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre dava dilekçesinde ... davacı gösterilerek, yalnızca ...’dan alınmış vekaletname ile vekili tarafından dava açılmış olup kazada yaşamını yitiren küçüğün annesinin davacı olmadığı anlaşıldığından aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince; a)Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece maddi tazminat istemi reddedilmiş, manevi tazminat isteminin ise bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalı ... tarafından temyiz olunmuştur. Davacı, davalı sürücünün ağır kusuru ile meydana gelen trafik kazasında kızının yaşamını yitirdiğini belirterek uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Davalılar ise, kusur ve sorumlulukları olmadığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, meydana gelen trafik kazasında davalı sürücünün 2/8 oranında kusurlu olduğu, maddi zarar iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle, maddi tazminat istemi reddedilmiş, manevi tazminat isteminin ise bir bölümünün kabulüne karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, trafik kazasının, yerleşim yerinde, tek yönlü yolda, yolun orta noktasında meydana geldiği, fren izi bulunmadığı, çarpmanın etkisi ile yayanın 12,30 metre fırladığı ve yaşamını yitirdiği anlaşılmaktadır. Olayın oluş biçimine göre, davalı sürücü, ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca kusurlu bulunarak cezalandırılmıştır. Aynı raporda yayanın yaşı nedeni ile davranış faktörünün de sonuç üzerinde etkisi olduğu belirlenmiştir. Eldeki davada alınan trafik polis memuru bilirkişi raporunda ise davalı sürücü, farklı bir kanıt bulunmadığı halde 2/8 oranında ve ikinci derecede kusurlu bulunmuştur. Yerel mahkemece, ceza ve hukuk mahkemelerince alınan raporlar arasında çelişki bulunduğu, hukuk mahkemesince alınan rapora davacının itiraz ettiği gözetilmeyerek, hangi gerekçe ile eldeki dosya üzerinden alınan rapora üstünlük tanındığı da tartışılmadan, davalının 2/8 oranında kusurlu olduğu benimsenip yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. b)Davacı, maddi tazminat isteminin, kızının ölümü nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin olduğunu açıklamıştır. Destekten yoksun kalma tazminatının yasal dayanağı Borçlar Yasası'nın 45. maddesi olup destek kavramı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi umulan bir bakım ilişkisini gösterir. Hukuki bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu amaçladığından hısımlık ilişkisine ya da yasanın nafaka hakkındaki düzenlemelerine dayanmaz. Yasa gereğince bir kimseye yardım etmek zorunda bulunan kişi değil, eylemli ve düzenli olarak onun geçiminin bir bölümünü veya tümünü sağlayacak biçimde yardım eden ve olayların olağan akışına göre, eğer ölüm gerçekleşmeseydi az veya çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. Birinci durumda eylemli destek, ikinci durumda ise varsayımsal (farazi) destek söz konusudur. Somut olayda davacı yönünden eylemli bir destek olma olgusu söz konusu değildir. Ne var ki ölen çocuk ile davacı babanın yaşları, aynı çevrede yaşamaları ve sosyal olgular gözetildiğinde çocuğun ileride davacıya varsayımsal destek olup olmayacağı olasılığı incelenip değerlendirilmelidir. Ölenin, ölüm gününde eylemli olarak destek olmaması, ileride de destek olmayacağı anlamına gelmez. Yerel mahkemece, ölenin davacıya destek olacağı benimsenerek, buna göre inceleme yapılıp zarar kapsamı belirlendikten sonra varılacak uygun sonuç çevresinde bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, maddi tazminat isteminin tümden reddedilmiş olması doğru olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır. c) Borçlar Yasası'nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Dava konusu olayın meydana geliş biçimi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına takdir edilen manevi tazminat arzulanan manevi tatmin duygusunu gerçekleştirmekten uzak olup azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2/a, b ve c) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA; davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz eden davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20/04/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.