8. Hukuk Dairesi 2018/226 E. , 2018/1762 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 2267 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesatın vekil edeni tarafınd…
**8. Hukuk Dairesi 2018/226 E. , 2018/1762 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 2267 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesatın vekil edeni tarafından meydana getirildiğini açıklayarak, taşınmaz üzerindeki binanın, lavabo olarak kullanılan yapının, binaların çatılarının, arsanın ihata duvarının vekil edeni tarafından yapıldığının, ağaçlar ile bağ çubuklarının da vekil edeni tarafından yetiştirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili, davacının, tarafların babalarından kalan bir tarlayı satmak suretiyle elde ettiği gelir ile, yine tarafların babalarından kalan evi tamir ettirdiğini, vekil edenlerine herhangi bir ödeme yapmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, “Davanın kabulüne, davaya konu... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve kadastrocu bilirkişi Yavuz Yanık tarafından hazırlanan 08/07/2013 havale tarihli krokide ev ve balkon olarak gösterilen davaya konu evin; bir kısmının üstüne yapıldığı eski ev duvarları dışında kalan kısımları ile daha sonra ilave edilen kısımlarının sıvası, boyası, kapısı, penceresi, balkonu ve çatısı da dahil olmak üzere davacı tarafından yaptırıldığının tespitine, krokide kadastro evi ve odunluk olarak gösterilen davaya konu yapıların çatıları ile krokide WC olarak gösterilen tuvaletin ve krokide kalın çizgiler ile gösterilen bahçe duvarının davacı tarafından yaptırıldığının tespitine, kadastrocu bilirkişi Yavuz Yanık'ın hazırlamış olduğu 13/11/2013 havale tarihli ek raporda taşınmaz üzerinde gösterilen 1 adet iğde ağacı dışında kalan iki yaşında 10 adet gül ağacının, 4 yaşında 11 adet çam ağacının, 3 yaşında 6 adet selvi-mazı ağacının, 6 yaşında 1 adet şeftali ağacının, 2 yaşında 3 adet ceviz ağacının, 2 yaşında 1 adet badem ağacının, 3 yaşında 1 adet ayva ağacının, 3 yaşında 7 adet kiraz ağacının, 6 yaşında 6 adet kayısı ağacının, 6 yaşında 2 adet erik ağacının, 6 yaşında 49 adet bağ çubuğunun, 5 yaşında 32 adet elma ağacının davacı tarafından dikildiğinin tespitine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti isteğine ilişkindir. Mahkemece davacının davasının kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; 1-Davalılar, davaya konu muhdesatların meydana getirilmesinde, tarafların babalarına ait olan bir taşınmazın satılarak bedelinin kullanıldığı savunmasında bulunmuşlar ve tapu kayıtlarının celbini istemişlerdir. Mahkemece, bahsi geçen tapu kayıtları celb edilerek, satış bedeli, satış tarihi ile muhdesatların meydana getirildiği tarihler arasındaki süre, satış bedelinin muhdesatların yapımında kullanılıp kullanılmadığı hususlarında bir araştırma yapılmamıştır. Bahsi geçen hususlar araştırılmadan eksik inceleme ve araştırma ile hüküm tesis edilmesi doğru bulunmamıştır. 2- 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Duraksamadan belirtmek gerekir ki; mevcut bir muhdesata sonradan yapılan imalatlar yeni bir muhdesat meydana getirme sayılamayacağı gibi, bu amaçla yapılan giderler de mevcut muhdesata değer kazandıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. Aynı şekilde bütünleyici parça niteliğinde olmayıp her zaman için ana taşınmazdan sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşyalar da teferruat niteliğindedir. Bu nitelikteki eşyalar yönünden muhdesat aidiyeti davası açılamayacağı, iyileştirici nitelikteki giderlerden paya düşenden fazlasını ancak koşullarının varlığı halinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açılacak eda nitelikli bir alacak davası ile istenebileceği kuşkusuzdur. Somut olayda; tanıkların, babadan kalan evin davacı tarafından tamir ettirildiği ve eve yeni eklemeler yapıldığı yönünde beyanları olmasına rağmen, yapılan tamiratın muhdesata yapılan iyileştirme gideri niteliğinde mi, yoksa yeni bir muhdesat oluşturma niteliğinde mi olduğu, muhdesatın hangi bölümlerinin önceden var olup hangilerinin yeniden oluşturulduğu hususları açıklığa kavuşturulmadığı gibi, az yukarıda açıklanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre muhdesat olarak kabulü mümkün olmayan sıva, boya, kapı, pencere, çatı gibi kalemlerin de tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca, “08/07/2013 havale tarihli krokide ev ve balkon olarak gösterilen davaya konu evin; bir kısmının üstüne yapıldığı eski ev duvarları dışında kalan kısımları ile daha sonra ilave edilen kısımlarının sıvası, boyası, kapısı, penceresi, balkonu ve çatısı da dahil olmak üzere davacı tarafından yaptırıldığının tespitine” şeklinde kurulan hükmün infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. 3-Kabule göre ise; muhdesatın tespiti davalarında davanın konusu (müddeabih) davalıların payına isabet eden muhdesat değeri (zemin bedeli hariç) olup; yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcının, yargılama giderlerinin ve taraflar yararına takdir edilecek vekalet ücretlerinin iş bu müddeabih esas alınarak hesaplanması gerekir. Ayrıca, az yukarıda açıklanan esaslar dikkate alınarak yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK'nın 326/2. maddesi uyarınca hesaplanacak yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilecek vekalet ücretinden, her bir davalının, dava konusu taşınmazın tapuda paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olması halinde tapudaki payları, elbirliği mülkiyetinin sözkonusu olması halinde ise miras payları göz önünde bulundurularak sorumlu tutulmaları gerekir. Mahkemece; az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, dava değerinin tespit edilmesi, tespit edilen dava değeri esas alınarak, nispi karar ve ilam harcının hesaplanması, hesaplanan bu harcın, miras payları gözönünde bulundurularak davalılardan tahsiline karar verilmesi, hesaplanan yargılama giderinin aynı şekilde miras payları gözönünde bulundurularak davalılardan tahsili ile vekalet ücretinin hesabında ise, yargılama sırasında davacı tarafından harcı yatırılan miktar esas alınarak hesaplanacak miktarın, miras payları gözönünde bulundurularak davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözardı edilerek, davalılar aleyhine fazla yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ:Davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.