8. Hukuk Dairesi 2012/13086 E. , 2013/14877 K. MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın aidiyetinin tespiti ... ve ... ile ... ve ... aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 16.01.2012 gün ve 235/4 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, kadastro çalışmaları sırasında vekil edenleri…
**8. Hukuk Dairesi 2012/13086 E. , 2013/14877 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın aidiyetinin tespiti ... ve ... ile ... ve ... aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 16.01.2012 gün ve 235/4 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, kadastro çalışmaları sırasında vekil edenlerinin miras bırakanlarından intikal eden 2 kök ceviz ağacının kendi tasarruflarında bulunmasına rağmen davalılar adlarına tespit ve tescil edilen 147 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazlar içerisinde kaldığını, bu ağaçların aidiyetinin tespit edilerek tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmesini istemiştir.Davalılar vekili, bu taşınmazların tamamının evvelki maliklerinden satın ve devralınarak mülkiyetlerinin edinildiğini, ağaçların arza tabi olduğunu, kadastro tespitleri sırasında herhangi bir itirazın sözkonusu olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, ağaçların mülkiyetinin davacılara ait olduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava konusu taşınmazlardan, 147 ada 8 parsel kadastro çalışmaları sırasında senetsizden, tarla olarak, 21.5.2007 tarihinde ... adına, aynı ada 10 parsel ise kargir ev tarla olarak, aynı tarihte ... adlarına tespit edilmiş, iktisabı sağlayan zilyetlik sürelerinin geçtiği açıklanan tutanak 27.9.2007 tarihinde kesinleşerek tapu kayıtları oluşmuştur. Gerek tapu kaydında gerekse tutanakta muhdesat kaydı bulunmamaktadır.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; taşınmazın aynına ilişkin davaların tapu kayıt malikine yöneltilmesinin gerektiği, ağaçlardan birinin yer aldığı taşınmazın 147 ada 9 parsel olup; dava dışı ... adına kayıtlı bulunduğu, anılan taşınmaz malikine karşı usulüne uygun bir biçimde açılmış bir dava bulunmadığı, mevcut davalılara bu taşınmaz yönünden husumet yöneltilemeyeceğinden 9 parselde yer alan ağaca yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken farklı gerekçe ile reddi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru görüldüğünden davacılar vekilinin bu taşınmaz bakımından temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün 147 ada 9 parsel üzerinde yer alan ağaca ilişkin bölümü yönünden ONANMASINA, Davacılar vekilinin 147 ada 10 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesata ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Bu kapsamda, TMK’nun 684/1. maddesi uyarınca kural olarak, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı üzere; Eşya Hukukunda, muhdesatdan, bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729). Ne var ki; TMK’nun 1012 maddesi hükmüne göre; malikin rızasıyla, kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamalar, Tapu Sicil Tüzüğü’nün belirlediği ayrık durumlar ve özel kanun hükümlerinde saklı hallerde tapu kütüğünün beyanlar hanesine muhtesatla ilgili açıklama niteliğinde not yazılabilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için Medeni Kanun veya ilgili özel yasalarda bir düzenlemenin bulunması gerekir.Arzdan ayrı olarak muhdesatla ilgili tapu kütüğünün beyanlar hanesine açıklama yapmaya imkan veren düzenlemeye örnek olarak Türk Medeni Kanunu’nun 748.maddesindeki sürekli geçit hakları, 755. maddesindeki toprağın iyileştirilmesi işlemi yapılmak üzere taşınmaz maliklerinin alacakları kararlar, 710. maddesindeki yetkili makamlarca belirlenmiş taşınmazın heyalan bölgesinde kaldığına dair beyanlar sayılabilir. Diğer yandan, buna imkan veren özel kanunlar olarak da; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu, 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemleri Düzenleyen Kanun, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, 2924 sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine dair Kanun ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu sayılabilir.Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmüne göre, kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Az yukarıda, buna imkan veren Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddeleriyle özel kanunlar belirtilmiştir. Gerek metni yukarıda yazılan Türk Medeni Kanununun 1012. ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddelerinden görülmektedir ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme imkanı yoktur. Tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyan” imkanı veren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/II. maddesi "sahibi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına" imkan sağlamaktadır. Anılan hüküm uyarınca “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir”. Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğurucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. 3402 sayılı Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Ancak, yasanın 33. maddesinde Kadastro Kanununun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel hükümlere göre açılan davalara da uygulanacağı kabul edilmiştir. Maddede sayılan genel hükümleri arasında 19. madde bulunmamaktadır. Ancak, kadastro çalışması yapılan taşınmazlarda, tutanakların askıya çıkarıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde kadastro mahkemesinde açılan davalarda veya bu süre içinde dava açılmamış tutanak kesinleşmişse, Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan öncesi nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılacak davada muhdesatın arzdan ayrı olarak beyanlar hanesine yazılması istenebilir. Bir başka anlatımla, kadastrodan sonraki hukuki sebeplere dayanılarak, genel mahkemelerde açılan davada, Kadastro Kanununun 19/II. maddesine dayanılarak muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi dava edilemez.Somut olaya gelince; davacı vekili, 10 yıllık hak düşürücü süre içinde, tespit öncesi nedene dayanarak açtığı temyize konu dava ile 147 ada 10 parsel üzerindeki ceviz ağacının vekil edenine ait olduğunun tespitine ve bunun tapu kütüğünün beyanlar hanesine yazılmasını istemiş, mahkemece yazılı gerekçeyle isteğin reddine karar verilmiştir. Mahkemenin bu görüşüne katılmak mümkün değildir. Mahkemece, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları ceviz ağaçlarının davacılara ait olduğunu, tanıkların bir kısmının davacılara satın alma yoluyla, bir kısmının miras yoluyla kaldığını bildirmişler, davalı tanıkları ise davada yer almayan ... ve kardeşlerine ait olduğunu açıklamışlardır. Görüldüğü üzere 10 parsel üzerinde yer alan ceviz ağacının aidiyeti hususunda dinlenen mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları arasında çelişkiler bulunup, mahkemece anılan çelişki giderilmeden yazılı biçimde karar verilmiştir. Şu halde mahkemece yapılacak iş; keşif yapılmak suretiyle yerel Bilirkişi ve taraf tanıkları HMK'nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiye ile çağrılmalı, aynı Kanunun 259 (HUMK. m. 259) maddesi uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklar keşif yerinde dinlenmeli, yerel Bilirkişi ve tanıklardan uyuşmazlık konusu ağacın davacılara kimden, ne şekilde ve ne zaman intikal ettiği, kullanım biçimi sorularak açıklığa kavuşturulmalı, 10 parselde kayıtlı taşınmaz zemininin davalılara ne zaman ve nasıl geçtiği, üzerindeki ağacın kim yada kimler tarafından dikilmiş olduğu, meyvelerinin kimler tarafından toplandığı, diğer bir deyişle, ağacın öncesinden beri tasarruf biçimi ve kimler tarafından tasarruf edildiği tereddüte mahal vermeyecek biçimde sorulup belirlenmeli, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde bu çelişkinin HMK'nun 261. maddesi uyarınca giderilmesine çalışılmalı, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olduğu halde yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca, HGK.nun 07.05.1986 tarih ve 1985/1-281 Esas, 490 Karar sayılı kararında; "Evin kendisine ait olduğu konusunda tapu kütüğüne şerh verilmesi mümkün değil ise de; beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmesi gerekir", denilmektedir. Anılan bu kararın olaya ışık tutacağı açıktır.Davacılar vekilinin 147 ada 10 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün anılan taşınmaza ilişkin bölümü bakımından 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 21.10.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 147 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazların kadastro sırasında davalılar adına ayrı ayrı tespit görerek kesinleştiğini ancak, bu taşınmazlar üzerinde bulunan iki adet ceviz ağacının vekil edenlerine ait olduğunu, davadan iki yıl kadar öncesine ilişkin ceviz ağaçlarının meyvelerinin vekil edenleri tarafından toplandığını, son iki yıldır uyuşmazlık çıktığını, bu konuda muhtarlıkça tutanak düzenlendiğini ileri sürerek öncelikle davalılara ait taşınmazlar içerisindeki iki adet ceviz ağacının mülkiyetinin ve tasarrufunun belirlenerek muhtesat olarak müvekkilleri lehine tapu kütüğüne tescil edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili, kadastro tespitlerinin doğru olduğunu, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmadığını, ceviz ağaçlarının taşınmazın arzına (zeminine) tabi olduğunu, müvekkillerinin il dışında olmaları nedeniyle davacıların ceviz ağaçlarındaki meyvelerini topladığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, mahallinde keşif yapılmıştır. Dinlenen mahalli bilirkişi, tespit bilirkişisi ve taraf tanıklarının anlatımı ile dava dilekçesindeki iddiaların uyumlu olmadığı, dava konusu ceviz ağacından bir tanesinin dava dışı 147 ada 9 nolu parsel içerisinde kaldığı ve bu parsele ilişkin dava da açılmadığıda dikkate alınarak; sonuç itibariyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.Hüküm, süresi içerisinde davacılar vekili tarafından dilekçelerinde yazılı gerekçelerle bozma istekli olarak temyiz edilmiştir.Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından;Dava konusu parsellere ilişkin kadastro tutanakları getirilmiştir. 147 ada 8 nolu parsel, 184.91 m2 olarak, tarla niteliği ile senetsizden, 21.5.2007 tarihinde, tam mülkiyet üzere Ali Rıza oğlu ... adına tespit görmüş ve itirazsız olarak 27.9.2007 tarihinde kesinleşmiştir. 147 ada 10 nolu parsel 2848.39 m2 olarak, kargir ev ve tarla niteliğiyle, senetsizden, tam mülkiyet üzere ... oğlu ... adına 21.5.2007 tarihinde tespit görmüş ve itirazsız olarak 27.9.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Çap kayıtları getirilmiştir. Dava konusu parsellerin halen adı geçenler adına tescilli olduğu belirlenmiştir. Mahallinde keşif yapılmıştır. 1953 ve 1968 doğumlu yerel bilirkişiler dinlenmiştir. Bu şahıslar özetle, iki adet ceviz ağacının bulunduğu arazilerin davalılara ve kardeşlerine ait olduğunu,ceviz ağaçlarının ise mülkiyetinin kime ait olduğu ve kimin diktiğini bilmediklerini, fakat mahsulünün her yıl davacıların topladığını, son iki sene ihtilaf çıktığını beyan etmişlerdir. Tespit bilirkişisi ise ceviz ağaçlarının davacılar ve kardeşlerine ait olduğunu, meyvelerinin davacılar tarafından toplandığını, bu ağaçların davacılara kendi anne ve babalarından intikal ettiğini, ceviz ağaçlarının yer aldığı arazilerin ise, davalılar ve kardeşlerine ait olduğunun davalılar ve kardeşlerinin bu arazileri 30 yıl kadar önce dava dışı ... isimli kişiden satın aldıklarını, bu satın alma anında ağaçlı mı, ağaçsız mı olarak aldıklarını bilmediğini söylemiştir. Taraf tanıkları da benzer beyanlarda bulunmuşlardır. Keşifte görevlendirilen ziraat mühendisi dava konusu ceviz ağaçlarının 60 – 65 yaşlarında olduğunu, ceviz ağacının ekonomik ömrünün 60 yaşına kadar olduğu, bu ağaçların sulama durumu ve fizyolojik durumları değerlendirildiğinde 5 yıl daha verim verebilecek durumda olduğunu 8.12.2011 tarihli raporunda açıklamıştır. Değinilen olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık, kadastro tespitleri sırasında davalılar adına muhtesatdan ari olarak tespit ve tescilleri yapılan 147 ada 8 ve 10 nolu parsellerde olduğu iddia edilen ceviz ağaçları nedeniyle mülkiyetin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh edilip edilemeyeceğinde toplanmaktadır.Bilindiği üzere ve kural olarak, kadastro tespit çalışmaları sırasında taşınmaz üzerinde yer alan ekonomik değere haiz zeytin ağacı, ceviz ağacı gibi meyve veren ağaçlar ile kalıcı niteliğindeki ev, ahır gibi yapıların mülkiyeti başka kişilere ait olduğunun tespiti halinde tutanağın beyanlar hanesine şerh verilerek tespitlerinin yapılacağı kuşkusuzdur. Kadastro tutanakları kesinleştikten sonra ise özellikle kamulaştırma davalarında ve ortaklığın giderilmesi davalarında taşınmaz üzerindeki kalıcı nitelikteki yapılar ile meyve veren ağaçlarla ilgili hak iddia eden kişiler olduğu taktirde bu kişilerin mülkiyetin tespitini isteme hakları mevcuttur. Bu kuralın bir diğer istisnası, Kat Mülkiyeti Yasasında bulunmaktadır. Bunların haricinde genel mahkemelerde muhtesatın tespiti biçiminde davalar açılması olanaklı ise de, bu tür davaların eda davasının öncüsü olması nedeniyle reddedileceği kuşkusuzdur. Kaldı ki, somut olayda uzman ziraatçi raporuna göre, dava konusu ceviz ağaçlarının ekonomik ömrünün 60 yıl olduğu, bakımlarının yapıldığı taktirde en çok 5 yıl daha verim verebilecekleri ve bu ağaçların 60 – 65 yaşlarında olduğu dikkate alındığında; hak iddia edilen bu ağaçların ekonomik ömürlerini doldurduğu, meyve vermesinin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, kadastrodan önce davalılar yada murislerinin 30 yıl kadar önce bu taşınmazları alan kişilerden satın aldıklarına göre, üzerindeki ağaçlarında arz’a tabi olacağından muhdesatlarla birlikte satın alındığının kabulü gerekir. Aksinin iddia edildiğinde iddianın kanıtlanması zorunludur. Davacılar harici yazılı delil yada delil başlangıcı veya takdiri delillerle bu iddialarına da kanıtlayamamışlardır. Hal böyle olunca, yerel mahkemenin redde ilişkin kararının sonucu itibariyle doğru olduğundan sayın çoğunluğun bozma şeklinde tecelli eden görüşlerine katılmam mümkün değildir. 21.10.2013