Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. İkinci başvurucu hamileliği süresince kontrollerini yapan doktorunun yönlendirmesi ile doğum sancılarının başlaması üzerine eşi tarafından 24/12/2006 tarihinde Medigap Sağlık Hizmetleri A.Ş.ye bağlı Özel Gaziantep Tıp Merkezine (Hastane) götürülmüştür. Yapılan tetkikler neticesinde doğumun başladığı tespit edilmiş ve başvurucunun doktoru Ü.E.nin hazır bulunmasıyla normal doğum gerçekleşmiştir. 500 gram ağırlığında Z.S. adında bir kız bebek dünyaya gelmiştir. Doğumun gerçekleştiği aynı günün akşamı bebeğin sağ omzunun hareketsiz olduğu ve düştüğü başvurucu anne tarafından fark edilmiş ve bu durum doktor E.Ü.ye ve ortopedi doktoru ile diğer çalışanlara bildirilmiştir. Doktorlar durumun zedelenmeden kaynaklı geçici bir problem olduğunu aileye söylemiş ve aile taburcu edilmiştir. Problemin devam etmesi üzerine başvurucular bebeği Gaziantep'te bulunan başka hastanelere götürmüştür. Teşhis ve tedavinin ancak Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yapılabileceğinin belirtilmesi ve tam teşhis konulamaması üzerine Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Bölümüne götürülen bebeğe "brakial plexus(felç) diğer doğum yaralanmaları" teşhisi konulmuştur. Bu teşhis üzerine Z.S. ameliyat edilmiş ve ardından fizik tedavi görmüştür. Başvurucu anne ve baba ilgililer hakkında yargı yollarına başvurmuştur.A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç Başvurucu anne ve baba, adı geçen Hastanenin ortaklarından biri de olduğu anlaşılan doktor E.Ü. ve diğer çalışanlar hakkında, normal doğum noktasında yeterli tetkik ve değerlendirmenin yapılmamış olması ile doğum esnasında meydana gelen sinir zedelenmesine, zamanında ve uygun teşhisin konulmaması ve tedavinin yapılmamış olması iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuşlardır. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) şikâyet konusu ve bebek ile ilgili olarak tüm tedavi ve teşhis belgelerini Adalet Bakanlığı Adlı Tıp Kurumu İhtisas Kuruluna (ATK) göndermiş, söz konusu olayda şüphelilerin kusurlu olup olmadıklarına ilişkin rapor verilmesini istemiştir. 18/2/2009 tarihli ATK raporunda; 500 gr doğum ağırlığında olan bebekte ortaya çıkan brakial plexus zedelenmesinin doğumun bir komplikasyonu olarak meydana geldiği, Dr. Ü.E., ebe T.T.nin tıbbi uygulamaları ve hastanede yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca raporda, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde çekilen grafilerde kırık saptanmaması ve çocuğun 13 aylık iken kurul muayenesinde sağ humerustaki kırığın iyileşme döneminde olduğu ve kırığın doğumdan en az 5-6 ay sonra oluştuğu, bu bağlamda doğumla ilişkisinin olmadığı değerlendirilmiştir. ATK raporunda yukarıda belirtilen hususlarda oybirliği sağlanmıştır. Başsavcılık 25/6/2009 tarihli kararıyla ilgililer hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular bu karara karşı Kilis Ağır Ceza Mahkemesine 1/9/2009 tarihinde itirazda bulunmuştur. İtiraz dilekçesinde başvurucular; Z.S.nin omuz sinirlerinden birinin koptuğunu, bunun doğum esnasında yaşandığını, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ortopedi Bölümünde sekiz saat süren bir ameliyat geçirdiğini, fizik tedavisinin devam ettiği sırada sağ omzunda kırık meydana geldiğini ifade etmiştir. Ayrıca ATK raporunun yetersiz olduğunu, söz konusu raporda bebekte meydana gelen hasar, hasarın ağırlığı, ne şekilde meydana geldiği ve tedavisinin mümkün olup olmadığı üzerinde durulmadığı, Başsavcılığın da bu eksikleri giderecek başka bir değerlendirmeye ihtiyaç duymaksızın kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular; bebeğin iri bir bebek olduğunun doğumdan önce değerlendirilmiş olmasına rağmen bu ağırlık sebebiyle normal doğumda meydana gelebilecek sorunlara ilişkin tedbirlerin alınmadığı, alınmışsa ne tür tedbirlerin alındığının açıklanamadığı, hastane ve ilgili doktorların doğum esnasında meydana gelen bu problemden haberdar olmalarına rağmen bebek ve aile için hayati önem taşıyan bu sorun için sonrasında da hiçbir eylemde bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucular, bireysel başvuru tarihi itibarıyla itirazlarına ilişkin olarak henüz bir karar verilmediğini ifade etmiştir. İncelemenin yapıldığı tarih itibarıyla da dosyaya bu konuda bir belge sunulmamıştır. Başvurucuların aynı olaya ilişkin açmış oldukları tazminat davasına ilişkin yargılama aşamalarında, Başsavcılıktan dosyanın istendiği ve Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin itirazı reddettiği ifade edilmişse de ilgili soruşturma dosyasından bu durum tespit edilememiştir.B. Bireysel Başvuruya Konu Hukuk Yargılamasına İlişkin Süreç Başvurucular doğum öncesi, doğum esnası ve sonrasında gerekli özen borcunu yerine getirmeyerek Z.S.nin sağ kolunun nihayetinde sakatlanmasına ve tüm tedavi sürecine rağmen %40 iş gücü kaybına uğramasına sebep olunduğu iddiasıyla doğumda bulunan doktor ve diğer personeli çalıştıran söz konusu hastanenin bağlı bulunduğu Medigap Sağlık Hizmetleri A.Ş. aleyhine 14/8/2007 tarihinde bebek için 000 TL maddi, 000 TL manevi, başvurucu anne ve babanın her biri için 000 TL manevi, kardeşi için 000 TL manevi tazminat ile yapılan tedavi masrafı olarak 054,56 TL maddi tazminat istemli dava açmıştır. Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme), Başsavcılıktan soruşturma dosyasını istemiştir. Ayrıca Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olan kadın doğum uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden görüş almıştır. 5/11/2010 tarihli bilirkişi raporunda; hiçbir risk faktörü olmayan gebelerde doğum sırasında omuz distosisinin (omuz takılması) tahmin edilmesini sağlayacak tek yöntemin doğum öncesi yapılan fetal ölçümlerle hesaplanan tahmini doğum ağırlığı olduğu ifade edilmiştir. Raporda, doğum belgelerinde annenin diyabetik olmadığının kaydedildiği, ultrasonografinin ilgili hastanenin radyoloji bölümünde yapıldığı, değerlendirmelerin hiçbirinde fetal ağırlığın hesaplanmadığı ve değerlendirmeyi yapan doktorun adının bu raporlarda yer almadığı ifade edilmiştir. Raporun sonuç kısmında ise doğum hekiminin doğumla birlikte omuz distosisi geliştikten sonra doğumu uygun bir şekilde yönettiği, uygun manevralar yapmamış olması durumunda bebekte çok daha ciddi fetal hasar ve hatta ölümün meydana gelebileceği değerlendirilmiştir. Buna ek olarak, doğum hekimini makrozomi tanısı ile sezaryene yönlendirebilecek tek bulgunun tahmini fetal ağırlık olduğu belirtilmiş, fetüsü değerlendiren radyoloji uzmanının tahmini fetal ağırlığı hesaplamamış olduğu ve dolayısıyla bu hususun rapor edilmemiş olduğunu tespit etmiştir. Başvurucular; tespit edilen somut olgulara rağmen sonuç itibarıyla kusurun olmadığı yönünde değerlendirme yapılmış olması, davalı doğum doktorunun dosyaya geçen ifadelerinde bebeğin iri bir bebek olduğu yönündeki değerlendirmesi ve Z.S.de meydana gelen hasarın oranı, bu hasarın vücut fonksiyonlarına etkisi vb. noktalar üzerinde hiç durulmamış olması sebebiyle raporun eksik olduğu ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını ileri sürmüş, söz konusu eksiklikleri de karşılayacak yeni bir rapor alınmasına ilişkin itirazda bulunmuşlardır. Mahkeme ATK raporu, bilirkişi raporu, tarafların ifadeleri ve tanık ifadelerini değerlendirerek doğum olayında davalılara atfedilebilecek bir kusurun olmadığı sonucuna ulaşmış ve 29/12/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Başvurucular kararı temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire), delillerin takdirinde isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle 15/11/2011 tarihinde kararı onamıştır. Başvurucular karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Bu defa Daire, karar düzeltme talebini kabul etmiş ve onama kararını kaldırarak kararı bozmuştur. Kararın gerekçesinde, bilirkişi raporunda doğumu yaptıracak doktoru sezaryene yönlendirecek tek bulgunun, hamilelik sırasında tespit edilecek fetal ağırlık olduğu ve hamilelikteki kontrollerin aynı hastanede yapılmasına rağmen dava dışı radyoloji hekiminin fetal ağırlığı hesaplamadığı belirtilmiştir. Bebeğin 500 gram doğduğunu belirten Daire, kontroller sırasında çocuğun fetal ağırlığının tespit edilmemesi nedeniyle sezaryene yönelmeyen ve normal doğumu tercih eden davalı tarafın kusuru olup olmadığının açıklanmadığını değerlendirilmiş, söz konusu hususlarda bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği belirtmiştir. Bozma kararı üzerine Mahkeme Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor istemiştir. 4/10/2012 tarihli raporda, olaya özgü olmayacak şekilde omuz takılması ile ilgili genel nitelikte değerlendirmeler yapılmış ve somut olayın komplikasyon şeklinde geliştiği ve davalının kusuru olmadığı ve doğumun tıbben uygun olduğu sonuç değerlendirmesine yer verilmiştir. Başvurucuların bu rapora itirazı üzerine Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalında görev yapan üç öğretim üyesinden oluşan heyetten yeni bir bilirkişi raporu daha alınmıştır. 4/4/2013 tarihli raporda, bilimsel verilere göre omuz distosisi durumunun öngörülemeyeceği, gebelik takibi sırasında iri bebek şüphesi olan her gebenin sezaryenle doğurtulmasının uygun yaklaşım olmadığı belirtilmiştir. Sezaryen ile doğumun diabetik gebelerde 500 gram ve üzerindeki tahmini fetal ağırlığın varlığı durumunda düşünülebileceği değerlendirilmiştir. Raporda doktor Ü.E.nin gebelik takibi süresince dört kez ultrasonografi aldığı ancak bu ölçümlerde bebeğin tahmini ağırlığının belirtilmediği tespiti yapılmakla birlikte doktor Ü.E. tarafından yaptırılan doğumda gerçekleşen omuz distosisinin komplikasyon olduğu, doğum doktoru tarafından uygun müdahalelerin yapıldığı değerlendirmesine yer verilmiştir. Mahkeme 28/11/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda bilirkişi raporlarına atıfla, doğum sırasında tıp kurallarına uyulduğu, doktor kusuru veya tıp hatası olmadığı, yeterli özenin gösterildiği, başkaca yapılması gereken işlem olmadığı, resen sezaryen uygulamasının söz konusu olmadığı ve ortaya çıkan durumun gerekli tüm müdahalelerin yapılmasına rağmen gelişen bir komplikasyon olduğu ve davalının kusuru bulunmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucuların temyizi üzerine Dairenin 18/11/2015 tarihli kararıyla temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiş, karar düzeltme istemi de Dairece 9/5/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucular nihai kararı, 7/6/2016 tarihinde öğrendikten sonra 22/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.