Başvurucu, aleyhine açılan işçi alacaklarının tahsili istemli davada, haksız olarak davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, anılan kararın yeterli inceleme yapılmadan ve temyiz dilekçesi dikkate alınmadan onandığını, onama kararının gerekçesiz olduğunu belirterek, adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi ile tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, aleyhine açılan işçi alacaklarının tahsili istemli davada, haksız olarak davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, anılan kararın yeterli inceleme yapılmadan ve temyiz dilekçesi dikkate alınmadan onandığını, onama kararının gerekçesiz olduğunu belirterek, adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi ile tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 22/1/2014 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/7/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu aleyhine 1/10/2007 tarihinde işçi alacaklarının tahsili istemiyle dava açılmıştır. Bakırköy İş Mahkemesi, 20/6/2011 tarihli ve E.2007/1149, K.2011/426 sayılı kararıyla, taraf delillerini ve tanık ifadelerini değerlendirerek, “davacının davalıya ait işyerinde 8 yıl 4 ay 12 gün çalıştığı, her ne kadar davalı vekili tarafından davacının hamal olarak sadece müvekkiline hizmet vermediğini, halde başka dükkanlara da hizmet verdiğini ve ücretlerini de yükleme yaptığı müşterilerden aldığını iddia etmiş ise de, davacının piyasa hamalı olmadığı, davalı işverenin dükkanında hamal olarak sürekli çalıştığı, dolayısıyla davacı ile davalı arasında hizmet akdinin bulunduğu ve bu hizmet akdinin davalı işveren tarafından haksız ve ihbarsız olarak feshedildiği, esasen davacının kıdem ve ihbar tazminatını hak etmeyecek şekilde işten ayrıldığının ispatı davalı işverene düştüğü halde, bu husus davalı tarafından ispat edilemediğinden davacının kıdem ve ihbar tazminatı talep hakkının doğduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne hükmetmiştir. Başvurucunun temyiz istemi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesi, 13/11/2013 tarihli ve E.2011/40571, K.2013/29125 sayılı ilâmıyla, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddine, usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermiştir. Onama ilâmı, başvurucuya 24/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 22/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/5/2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. … Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. …” 25/8/1971 tarih ve 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun halen yürürlükte olan maddesi şöyledir:“Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin:…feshedilmesi … hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.”