T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1877 Esas KARAR NO : 2025/2179 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/447 Esas - 2023/255 Karar TARİH: 30/03/2023 DAVA: Genel Kurul Kararının Butlanı - İptali KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1877 Esas KARAR NO : 2025/2179 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/447 Esas - 2023/255 Karar TARİH: 30/03/2023 DAVA: Genel Kurul Kararının Butlanı - İptali KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirketin %20 oranında paya sahip ortağı olduğunu, yönetim kurulunun karar alamaması üzerine İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/41-262 E-K sayılı kararı ile genel kurul yapılması için alınan yetki çerçevesinde 24/11/2017 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını ancak, toplantıya çağrının usulsüz olduğunu, davalı şirkete bildirilen adres değişikliğine rağmen eski adresine tebligat yapıldığını; diğer yandan, gündem 5.maddesiyle alınan 2015 yılı kar dağıtılmaması kararının ise dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, 2015 yılı bilançosunda 840.156,63 TL kar yer aldığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davalı şirketin 24/11/2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların tümünün TTK 447.md gereğince geçersiz olduğunun tespitine, aksi halde gündemin 5.maddesiyle alınan kararın TTK 445.maddesi gereğince iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava ehliyetinin bulunmadığını, müvekkili şirket 24/11/2017 tarihli genel kurul toplantıya çağrının usulüne uygun yapıldığını, genel kurul toplantısında alınan kararların yokluk nedeniyle batıl olduğunun tespitine ilişkin karar verilmesinin mümkün olmadığını, davacının iddiasının aksine anonim şirketlerin kar payı dağıtma zorunluluğu bulunmadığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/03/2023 tarih ve 2021/447 Esas - 2023/255 Karar sayılı kararında;"Mahkememizce yapılan yargılama sonrasında 18/04/2019 tarih ve 2018/181 Esas, 2019/316 Karar sayılı kararla, kar dağıtılmamasına ilişkin 5 nolu kararın iptaline ilişkin davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; verilen karar davalı tarafça istinaf edilmiştir. İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 03/06/2021 tarih ve 2019/1504 E, 2021/853 K sayılı kararıyla; "Davalı şirket ana sözleşmesinin 13. maddesinde " Şirketin net dönem karı yapılmış her çeşit masrafların çıkarılmasından sonra kalan miktardır. Net dönem karından her yıl %5 kanuni yedek akçe ayrılır. Kalan miktarın %5'i pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılır. Kar payı, pay sahibinin esas sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır. Net dönem karının geri kalan kısmı genel kurulun tespit edeceği şekil ve surette dağıtılır. Pay sahiplerine %5 oranında kar payı ödendikten sonra kardan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu genel kanuni yedek akçeye eklenir." şeklinde düzenleme mevcuttur. Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Şirketin nihai amacının kâr elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi TTK’nın 523/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince genel kurul, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. Mahkemece, dava konusu yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların butlanı ya da iptallerinin gerekip gerekmediğinin tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına, incelemenin mahkeme salonunda yapılmasına, bilirkişilere gerektiğinde davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde yerinde inceleme yetkisi verilmesine karar verilmiştir. Bilirkişiler tarafından, davalı şirket defter ve kayıtlarının sunulmadığı belirtilerek dosya kapsamına göre rapor tanzim edilmiştir. Bilirkişi raporunda, davalı şirketin kar payı dağıtmama kararı yönünden haklı olduğunu geçerli delillerle kanıtlaması gerektiği ancak, davalı tarafından bu yönde herhangi bir delil sunulmadığı gibi ticari defterlerin de ibraz edilmediği, bu durumda kar dağıtılmamasına ilişkin gündemin 5. maddesiyle alınan kararın iptal şartlarının oluştuğu bildirilmiş, mahkemece bilirkişi raporu benimsenerek, kar dağıtılmamasına ilişkin kararın iptaline karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin karar vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilince ibraz edilen rapora karşı beyan/itiraz dilekçesinde, bilirkişilere gerektiğinde davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde yerinde inceleme yetkisi verildiği, ticari defterlerin dosyaya sunulmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, bilirkişi tarafından kendilerine bazı ticari defterleri içeren liste verildiği ve talep edilen tüm evraklar ulaştırıldığı, bu nedenle delil/defter sunulmadığından bahisle kararın iptal şartlarının oluştuğu tespitinin hatalı olduğu belirtilerek yeni bir heyetten rapor alınmasını, mahkeme aksi kanaatte ise ek rapor alınmasını talep ettiği, talebini duruşmada da tekrarladığı, mahkemece davalı vekilinin yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması yönündeki talebi ara karar ile red edilerek, istinafa konu kararın verildiği görülmektedir. Dosya kapsamında davalı şirket defterlerinin bulunmadığı anlaşılmakla birlikte, mahkemece ispat yükü üzerinde olduğu benimsenen davalı tarafa ticari defterlerini ibraz etmek üzere usulüne uygun süre verilmediği gibi, ara kararla bilirkişilere davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde yerinde inceleme yetkisi verilmesine rağmen uyuşmazlığın çözümü için gerekli olduğu da dikkate alınarak davalı şirkete ticari defter ve kayıtları incelettirilerek bilirkişi raporu alınmadan, ayrıca iptali talep edilen genel kurul kararı fiziki olarak dosya içerisine eklenmeden davanın belirtilen gerekçe ile red edilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Bu durumda mahkemece, gerekli ihtaratları da içerir şekilde usulüne uygun olarak davalı tarafa ticari defterlerini ibraz etmek için süre veya bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilip davalı şirket ticari defterleri ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak, şirket esas sözleşmesinin 13. maddesi, TTK'nın 523/2 maddesi de göz önünde bulundurularak, davalı şirketin ekonomik faaliyet ve amaçları, mali durumu, şirket işlemlerinin devamlı gelişmesini veyahut mümkün olduğu kadar istikrarlı kâr payı dağıtılmasını temin bakımından kar dağıtmama kararının yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı, davalı tarafın davacının sermaye koyma borcunu yerine getirmediği yönündeki savunması da değerlendirilmek suretiyle konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınıp, sonucuna göre karar verilmesi, davalı tarafça ticari defterlerin ibrazından veya yerinde incelenmesinden kaçınılması halinde ise sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Yukarıda değinilen BAM kararı sonrasında dosya mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilerek yargılamaya devam olunmuştur. BAM kararı gereğince, davalı şirketin ticari defterler ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş; bu yönden İzmir 7. ATM'nin 2022/36 Tal.dosyasından aldırılan bilirkişi SMMM ... tarafından düzenlenen 13/06/2022 tarihli raporun ve bu kez BAM kararı gereklerini yerine getirmek üzere daha önce rapor veren bilirkişiler SMMM ... ve Nitelikli Hesaplamalar konusunda uzman Dr. ...'ten alınan 14/02/2023 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür. Talimatla alınan 13/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalı şirketin faaliyet alanı incelendiğinde, proje bazında işler yapıldığı, seri olarak üretilip market raflarında satılan standart ürünler üretilmediği, her bir projenin birbirinden farklı ürünler ortaya çıkardığı, bu çerçevede şirket stok hesabında sadece ilk madde malzeme tutarı ile verilen sipariş avansları görülürken, yarı mamül, mamül mal ve ticari mal stoklarının bulunmadığı, yeni projeler alınıp alınamayacağı ve nakit akışının sürekliliği konusunda henüz net bir fikir oluşmadığı, zira piyasadaki konjonktürel bir hareketten kaynaklanan faaliyet genişlemesi ve bundan elde edilen bir kar sözkonusu olmuş ise, konjonktürel bir daralma ile karşılaşılması halinde işletmenin gelir ve karında daralma yaşanabileceği, şirketin dönen varlıklarının uzun vadeli yabancı kaynaklarla finanse edilen kısmı anlamındaki işletme sermayesinin cari oranla birlikte değerlendirilmesinde cari oran 1,06 değeriyle ideal oran 2’nin altında gözükürken, dönen varlıklar içinde stoktan ziyade, satılarak alacağa dönüşmüş tutar yüksek olduğu için borç ödeme kapasitesi ve işletme sermayesi ihtiyacında bilanço kalemleri bazında problem gözükmediği ancak, bunun sürdürülebilirliği konusunda yeterli şirket geçmişi oluşmadığı, nitekim iş hacmi artışı işletme sermayesi ihtiyacını arttıracağı gibi daralmada da faaliyet gelirinin azalabileceği, 2015 faaliyet yılının 21.09.2015-31.12.2015 arasındaki yaklaşık 4 aylık döneminde elde edilen sonuçlarla işletme gelirinde ve kar elde etmede istikrar sağlanıp sağlanmadığı konusunun açıklığa kavuşturulmasının mümkün olmadığı, şirket geçmişinin kısa olmasının geleceğe yönelik beklentilerde belirsizliğe yol açtığı ve dolayısıyla şirketin devamlılığı yönünde sağlam temellerin atılıp atılmadığına dair görüş oluşturulmasının hemen hemen imkansız olduğu, bu nedenle kar dağıtımı yapılmayıp şirket bünyesinde tutulmasının haklı görülebileceği; ancak, yasal düzenlemelerde ve şirket anasözleşmesinde kar dağıtımına öncelik verildiği, bu nedenle kar payı dağıtılmaması yönündeki kararın iptal edilebileceği yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkememizce alınan 14/02/2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; talimat ile alınan bilirkişi raporuna göre davacının sermaye borcunun %75'ini ödemediği; talimat rapor kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı şirketin kar dağıtmama kararının iptali şartlarının oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi kurulu ek raporu gerekçeli, denetlenebilir, İstanbul BAM kararı gereklerini yerine getirecek yeterlikte, dosya içeriğine uygun ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden, rapora itirazlar yerinde görülmemiş, mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, BAM Kararı, mahkememizce alınan bilirkişi kurulu raporu, talimatla alınan bilirkişi raporu ve toplanıp değerlendirilen delillere göre; İstanbul BAM 13. HD'nin kararı öncesi mahkememizce verilen kararda ayrıntılı olarak tartışılıp değerlendirildiği üzere, davacı taraf, davalı şirketin 24/11/2017 tarihli Genel Kurul Toplantısına çağrının usulsüz olduğunu iddia ederek alınan kararların butlanı talep etmiş ise de; benimsenen bilirkişi kurulu raporunda da açıklandığı üzere toplantıya çağrının usulsüzlüğünün tek başına alınan kararların doğrudan butlanı sonucunu doğurmayacağı, dava konusu kararların ancak iptalinin istenebileceği, genel kurula çağrıdaki usulsüzlük ispat edilse dahi genel kurul toplantısı yapılıp alınan kararlar bulunduğundan, genel kurulda alınan kararın yokluk ve butlanının talep edilemeyeceği anlaşıldığından bu konudaki istemin reddine karar verilmiştir. Kar payı dağıtılmamasına ilişkin genel kurul gündeminin 5.maddesiyle alınan kararın iptali yönünden yapılan inceleme sonrasında; Kar payı dağıtılıp dağıtılmaması hususu her ne kadar şirket genel kurulun takdir yetkisinde ise de; elde edilen karın dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın kanuna, esas sözleşmeye, dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı olmaması gerekir.Somut olayda davacı taraf her ne kadar kar payı dağıtımına ilişkin alınan kararın iptalini istemiş ise de, kar payı dağıtılmamasına ilişkin genel kurul gündeminin 5.maddesiyle alınan kararın; BAM kararı sonrasında alınan ve benimsenen bilirkişi kurulu raporunda dayanak ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, karın dağıtılmayıp yedek akçe olarak ayrılmasının şirketin devamlılığı açısından gerekli ve uygun olduğu, bu nedenle alınan kararın ana sözleşmeye, kanuna ve iyiniyet kurallarına aykırılığından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla iptal koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istemin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle aşağıdaki kararı vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; usul yönünden genel kurul kararının iptali gerektiğini; toplantı çağrı usulünün yasaya uygun olmadığını, Davaya konu genel kurul kararının iptali davası bir yönüyle TTK.m.447 butlan ile birlikte TTK.m.445 uyarınca toplantının çağrı usullerine uyulmadan yapılmasına dayalı iptal davası olduğunu, terditli şekilde açılan Dava dilekçesine bakıldığı taktirde görüleceğini, şekil yönünden 24/11/2017 tarihli Olağan Genel Kurul toplantısının butlan maddesinden (TTK.447) olmaz ise iptal maddesinden (TTK.m.445) iptali talep edilmekte olduğunu, Dava dilekçelerinde de, toplantı çağrı prosedürünün hukuka uygun olmamakla alınan kararın TTK.m.447 uyarınca butlanına, bu mümkün görülmediği taktirde de TTK.m.445 uyarınca iptaline karar verilmesi talep edildiğini, Bu davanın konusu olan bu iptal gerekçelerinden birinin de TTK.m.414 hükmü gereği bu çağrı prosedürünün usul ve yasaya uygun olmaması olduğunu, Bu itibarla alınan kar dağıtılmaması yönündeki 5 nolu kararın iptali ile ilgili açılan bu davanın bir diğer gerekçesinin de, anılı bu toplantının TTK.m.414 uyarınca iptali olduğunu, Bu durum gözetilmeden, terditli olarak yapılan genel kurulun şekil yönünde de iptali talep edilmemiş gibi yapılan değerlendirmelerin kabul edilemeyeceğini, Kararın eksik ve hukuka aykırı şekilde tesis edildiğini; kaldırılması gerektiğini,Toplantı Çağrısının Süresinde ve Usulüne Uygun Yapılmadığını, Adres değişikliği bildirimi yapıldığı halde Say Kurumsal A.ş. tarafınca yapılan yasal bildirimler keşidecinin eski adresine ve toplantı günü yapıldığını, Genel Kurul Toplantısında alınan 5 Nolu "Kâr Dağıtmama" kararı esas yönünden de hukuka aykırı olduğunu, O halde davaya konu kararın usul ve esas yönünden kanun ve şirket esas sözleşmesine uygun olup olmadığı, şeklen uygunsa dahi kararın dürüstük kurallarına uygun olup olmadığına dair inceleme yapması gerektiğini; karar içeriğine bakıldığında bu hususun yerine getirilmediği, kararın bu açıdan gerekçelendirilmediğinin görülmekte olduğunu, Bu itibarla istinaf başvurumuza konu olan bu kararın HMK.m.297 hükmüne uygun şekilde yazılmadığını, Zorunlu kar dağıtımı yapılmadığını; bu durumun kanuna ve şirket sözleşmesine aykırı bir karar olduğunu, davaya konu genel kurul kararının dürüstük kurallarına da aykırı olmakla iptal edilmesi gerektiğini, Anonim Şirketlerde kâr payı dağıtımı noktasında, gerek şirketin ekonomik anlamda devamlılığının sağlanması, gerekse kâr elde etme amacıyla şirkete sermaye koymuş olan ortaklara bir maddi geri dönüşüm sağlanmasının zaruri olduğunu, Bu kapsamda Yargıtay’ın yukarıda alıntılanan ilkesel kararında olduğu gibi, şirketin ekonomik ve ticari durumu gözetilerek, şirket ile ortakların menfaatleri arasında bir denge kurulmak suretiyle bu konunun değerlendirilmesi ve karara bağlanması gerektiğini, Alınan ve bu dava ile iptali istenen 24.11.2017 tarihli genel kurul kararının dürüstük kurallarına aykırı olup olmadığına dair alınan bilirkişi raporlarında çelişkiler ve kök raporla da ek rapor arasında uyumsuzluk ve çelişkiler olmasına karşın mahkemenin son raporun son cümlesini esas alarak davayı reddettiğini, Oysa kararda özetle; "...talimatla alınan 13/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda... ...yasal düzenlemelerde ve şirket anasözleşmesinde kar dağıtımına öncelik verildiği, bu nedenle kar payı dağıtılmaması yönündeki kararın iptal edilebileceği yönünde görüş bildirilmiştir..." denildikten sonra "mahkememizce alınan 14/02/2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; talimat ile alınan bilirkişi raporuna göre davacının sermaye borcunun %75'ini ödemediği; talimat rapor kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı şirketin kar dağıtmama kararının iptali şartlarının oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir." şeklindeki, sadece sonuç bölümünde yer alan ve bilirkişi raporundaki metin ile uyuşmayan bu görüşü esas alarak davayı reddettiğini, Karara esas alınan sunulan bilirkişi ek raporunun özellikle son cümlesinin, kök raporla ve talimat yolu ile alınan 13.06.2022 tarihli raporla açık şekilde çelişmekte olduğunu, Kök raporda bilirkişilerin uzun bir şekilde konuyu özetleyip değerlendirdikten sonra "kar dağıtılmamasına ilişkin gündemin 5. maddesiyle alınan kararın iptali şartlarının oluştuğu" sonuç ve kanaatine vardıklarını, Bozma sonrasında talimat ile şirket defterleri üzerinde de yapılan 13.06.2022 tarihli inceleme raporunda yer alan değerlendirmeleri esas alarak bu görüşün tam aksine olacak şekilde "davalı şirketin kar dağıtmama kararının iptali şartlarının oluşmadığı" kanaatine vardıklarını, Oysa 14.02.2023 tarihli ek raporda metin ile çelişik şekilde bu kanaat değişikliğine esas aldıkları, 13.06.2022 tarihli bilirkişi raporunun, bu ek raporda metne alınan bölümü dışında ve hemen bu bölümün altında yer alan sonuç bölümünü hiç dikkate almadıklarını ve buradaki kanaati hiç zikretmediklerini; 13.06.2022 tarihli raporun sonuç bölümünde, bilirkişilerin ek rapora aldığı metinde yer alan değerlendirmelerin hemen sonrasında şu değerlendirme ve kanaatten hiç bahsedilmemiş olmasının çok manidar ve dikkat çekici olduğunu, Sunulan ek raporda zikredilen ve sonuç olarak elde edilen " kar dağıtılmama kararının iptali şartları oluşmadığı" kanaati ile kök raporda yer alan "iptal koşullarının oluştuğu" kanaati arasında, 13.06.2022 tarihli rapor dışında yeni bir durum "vakıa" veya delil olmadığını; yani yukarıda açıklananlar çerçevesinde bilirkişilerin kök raporda yer alan kanaatlerini değiştirmelerini haklı kılacak bir durum oluşmamışken bu kanaat değişikliğinin kabul edilebilir bir yönü bulunmamakta olduğunu, Şirket sözleşmesinin 13.maddesinde, yine TTK.nun 519/2-c maddesinin gereği olarak yıllık karın %5 oranındaki bölümünün mecburi kar dağıtımına tabii olduğunu, bu zorunlu kar dağıtımına ilişkin kısma dair dahi hiçbir kar dağıtım kararı alınmadığını, Kalan bölümü için ise teorik olarak genel kurulun bir karar alma yetkisi bulunmakta ise de bu yetkinin (veya hak) sınırsız olmadığını; yerleşmiş Yargıtay içtihatları ve yasanın lafzından ve tabii ruhundan çıkarılan anlama göre, kar dağıtımı kararı öncelikli olması gerektiğini, Davalı şirket, hissedarı olan davacı müvekkile bilgi dahi vermemekte olduğunu, Bir pay sahibi hakkı olarak davacı müvekkile ait olan ve TTK.m.437 ile tanınan "Bilgi Alma ve İnceleme" hakkı da sürekli ihlal edildiğini, Bu konuda hiçbir müracaatıın karşılık bulmadığını, genel kurul yapılan ve bu davaya konu olan 2015 yılı dönemine ilişkin TTK.m.437/1 hükmünde yer alan belgeler, hesap ve bilançoların dahi davacıya teslim edilmediğini, Hatta bu konuda girişimlerde bulunulduğunu, bu amaçla İzmir 27.Noterliğinin 12.09.2018 tarih ve 19475 yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini (Dosyaya sunulmuştur), bu yolla da netice alınmayınca Bakırköy 4.Asliye Ticaret mahkemesinin 2018/1066 E. Ve 2019/253 K. Sayılı ilamına (Dosyaya Sunulmuştur) konu dava ikame edildiğini, Bu kararın (kesin olmakla üst yargı yollarına gidilemeyen ancak içeriği itibariyle hatalı bu karar) içeriğinde gerekçe olarak şu nedenlere yer verildiğini; "...TTK 437. maddesindeki düzenleme dikkate alındığında bilgi alma hakkının kullanılması için genel kurul toplantısının yapılacağının ilan edilmiş veya yapılmakta olması gerekir. Davalı şirketin 2015 yılı genel kurul toplantısının davacının da katılımıyla yapıldığı, diğer yıllar genel kurul toplantılarının ise henüz yapılmadığı saptanmıştır. Davacı 2015 yılına ilişkin olarak istekte bulunmuş ise de 2015 yılı genel kurulun çok önceden yapıldığı ve davacı tarafından iptal davasına konu olduğu anlaşıldığından, diğer yıllar genel kurul toplantıları da henüz yapılmadığından ve ne zaman yapılacağı da belli olmadığından TTK 437. madde koşulları somut olayda oluşmamıştır...".Bu kararda davacı müvekkilin katılım gösterdiğinin belirtilmekte olduğunu, oysa usulüne göre çağrı yapılmadığından davacı müvekkilinin toplantıya katılmadığını, Bu kararda yer alan ve mahkeme kararı ile tespit edilmiş olan 2016,2017 yılları genel kurullarının yapılmadığının da bu davayla olan ilişkisi bakımından değerlendirilmeye muhtaç olduğunu; bu yönü ile de eksik ve hatalı bilirkişi raporlarını esas alan mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, Davalı vekilinin, mahkeme kararlarına da geçen ikrar mahiyetindeki beyanlarında da yer aldığı şekliyle davacı müvekkilin şirkete olan sermaye borcunun bir bölümünü ödemediği, sermaye borcunun ödenmesinin yapılan düzenlemeye göre (şirket sözleşmesinin 6.maddesine göre) şirketin kurulmasından 24 ay sonra yapılacağı, bunun da 21.09.2017 tarihine tekabül edeceğini; davacı müvekkili tarafınca ödenmesi gereken sermaye borcunun 75.000,-TL olduğunu, Buna karşılık davaya konu şirket karının elde edildiği hesap döneminin (şirket sözleşmesi 12.maddeye göre) 2015 yılı olduğunu; 2015 yılı hesap döneminde elde edilen karın 840.156,63 TL olduğunu; bu kardan davacı müvekkili payına düşen miktarın ise 163.031,32 TL olduğunu, 2016 yılında elde edilen kar da bulunduğunu; 2016 yılının sonuna kadar da davacı müvekkili bu şirkette bilfiil çalıştığını ve yönetim kurul üyeliği yaptığını ancak bu hesap yılına dair hiçbir bilgi edinilemediğinden rakamsal olarak ne kadar kar elde edildiğinin taraflarınca bilinmemekte olduğunu, Oysa 2016 yılına dair olağan genel kurulun da şirket sözleşmesinin 10., TTK.nun 409/1 uyarınca 2017 yılının 3.ayı sonuna kadar yapılması gerektiğini: bu yapılacak olağan genel kurul toplantısında kar dağıtımı konusunda da bir karar verilmesi gerektiğini; oysa ne gerçekleşen ve bu davaya konu edilen 2015 yılı genel kurulu ne de hiç yapılmayan 2016 yılı olağan genel kurulunun bu yasal sürelerde yapılmadığını, 2015 yılına dair olağan genel kurulun bu davaya konu edilen kararın alındığı 24.11.2017 tarihi olduğunu; 2016 yılına dair olağan genel kurul toplantısının ise halen yapılmadığını; 2017,2018,2019,2020 yıllarının olağan genel kurul toplantılarının da halen yapılmadığını, Kısaca sermaye borcu ödemesi yapılması gereken (son tarih olan) 21.09.2017 tarihine kadar 2015 ve 2016 yıllarının (ve sonraki yılların da) kar dağıtımına ilişkin alınması gereken kararların alınmadığını ve davacı müvekkilinin sürekli mağdur edildiğini, Alınan Kar Dağıtmama Kararının TTK.m.523/2 hükmüne de uygun olmadığını, "MADDE 523- (2) Genel kurul;a) Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse,b) Bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir."Kar dağıtmama kararının tamamen serbest olmadığı ve olamayacağı, keyfi olarak uygulanamayacağının izahtan vareste bir durum olduğunu, Davalı şirketin 2015 yılında kurulduğunu ve aynı yıl 840.156,63 TL kar elde ettiğini; yeni kurulan şirketin aktiflerini yeniden sağlaması gereği olmadığını, (TTK.m.523/2.a).Sonraki yıllarda ne kadar kar elde ettiğini bilmedikleri halde, 2016 yılında da bu rakama yakın bir miktar kar elde edebileceğinin öngörüldüğünü; 2017 ve sonraki yıllarda bilebildikleri kadarı ile pek faal bir çalışma içinde olmadığını, Bu haliyle davaya konu edilen davalı şirketin kar dağıtmama ve karın tamamını ihtiyari yedek akçe olarak ayırma kararının TTK.m.523/2 hükmü ve bu hüküm ile çizilen sınırlamalara uymamakta olduğunu, Diğer yönüyle de TTK.m.523/2 hükmü "Bütün pay sahiplerinin menfaatleri"ni esas almakta olduğunu; sadece bazı pay sahiplerinin menfaatleri gözetilerek alınan genel kurul kararının TTK.m.523/2 hükmüne uygun kabul edilemeyeceğini, Kaldırılmasına karar verilen önceki kararın yargılama aşamasında davalı şirket tarafınca ispata yarar hiçbir belgenin sunulmamış olması gerçeği karşısında, sadece 2015 yılı defter kayıtlarıyla bu hususun da ispat edilemeyeceğini; davalı şirketin bu hususların hiçbirini ispat etmediğini, bu haliyle davaya konu genel kurul kararının tüm bu hukuk normları çerçevesinde dayanaksız ve mesnetsiz olduğunu, Davaya konu 24.11.2017 tarihli davalı şirket genel kurulda alınan 5 nolu "kar dağıtmama" içerikli kararın TTK.m.445 uyarınca iptali gerektiğini, İleri sürerek, mahkemenin 30.03.2023 tarih ve 2021/447 E.- 2023/K. Sayılı davanın reddi kararının kaldırılarak, açılan işbu davanın kabulü ile buna dair sonuçlara karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava ve istinafa gelen temel uyuşmazlık, davalı şirketin 24/11/2017 tarihli olağan genel kurul toplantısınun 5 numaralı gündem maddesinde şirketin 2015 yılı kârının dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın TTK'nın 447. maddesi uyarınca butlan nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine, aksi takdirde TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili istinaf sebebi olarak, toplantıya çağrının usulsüz olduğunu, kar dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın dürüstlük kuralına, mevzuata ve şirket ana sözleşmesine aykırı olduğunu, bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılmadığını, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu ileri sürmüştür.Dairemiz kaldırma kararından önce Mahkemece verilen kararda davacının hissedarı olduğu davalı şirketin 24/11/2017 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısına iadeli taahhütlü mektupla davet edildiğine ilişkin somut delile rastlanmadığından yapılan davetin TTK 414.maddesi gereğince usulsüz olduğu, bu nedenle davacının TTK 446.madde gereğince dava açma hakkının bulunduğu; şeklen de olsa genel kurul toplantısı ve bu toplantıda alınarak açıklanan kararlar bulunduğu, bu nedenle genel kurulun yokluğu şartlarının oluşmadığı, yine toplantıya davet yapıldığından TTK 446/1-b hükmü gereği butlan şartlarının da bulunmadığı, bu nedenle genel kurulda alınan kararların yokluk ve butlanının istenemeyeceği, ancak kararların iptalinin talep edilebileceğinin tespit edildiği, söz konusu tespite ilişkin davacı vekili tarafından istinafa gelinmediği gibi davalı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesinde bu tespite karşı istinaf sebebi ileri sürülmediği ve söz konusu tespitin kesinleştiği, bunun yanında tespitin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekili tarafından toplantıya çağrının usulsüz olduğu ve bu sebeple iptali talep edilen kararın butlan ile batıl olduğuna ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekili tarafından bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılmadığı ileri sürülmüş ise de, söz konusu iddianın dava dilekçesinde ileri sürülmediği gibi bu hakkın ihlali durumunun tek başına genel kurul kararının iptali sonucunu doğurmayacağı, davacı tarafından bu hakkın kullanılması için yasal yollara başvurabileceği ve nitekim bu hususta dava açılmasına rağmen talebin reddine karar verildiği görülmekle davacı vekilinin aksi istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. TTK'nun 507/1. maddesine göre her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir. TTK'nın 408/2-d maddesine göre ise yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması şirket genel kurulunun münhasır yetkileri arasındadır. TTK'nın 523/1. maddesinde, kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kâr payının belirlenemeyeceği; ikinci fıkrada ise genel kurulun, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebileceği düzenlenmiştir. Davalı şirket ana sözleşmesinin 13. maddesi " Şirketin net dönem karı yapılmış her çeşit masrafların çıkarılmasından sonra kalan miktardır. Net dönem karından her yıl %5 kanuni yedek akçe ayrılır. Kalan miktarın %5'i pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılır. Kar payı, pay sahibinin esas sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır. Net dönem karının geri kalan kısmı genel kurulun tespit edeceği şekil ve surette dağıtılır. Pay sahiplerine %5 oranında kar payı ödendikten sonra kardan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu genel kanuni yedek akçeye eklenir." şeklinde düzenlemeyi içermektedir. Kâr payının dağıtılıp dağıtılmaması hususu genel kurulun münhasır yetkisinde olmakla birlikte bu yetkinin bilançoya göre ortaya çıkan kazancı dağıtmaktan keyfi bir şekilde kaçınamayacağı, şirketin mali yapısının güçlendirilmesi, ortaklığın gelişmesi ve şirketin finansmanının sağlanması gibi haklı sebeplerle kârın dağıtılmayarak, olağanüstü yedek akçeye ayrılmasının mümkün olduğu açıktır. Mahkemece davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması sonrası düzenlenen raporu ile şirketin yeni kurulmuş olması, ortakların sermaye taahhütlerini henüz yerine getirmemiş olması, yatırım yapılması gerektiği, şirket geçmişinin kısa olmasının geleceğe yönelik beklentilerde belirsizliğe yol açtığı ve dolayısıyla şirketin devamlılığı yönünde sağlam temellerin atılıp atılmadığına dair görüş oluşturulmasının hemen hemen imkansız olduğu, bu nedenle kar dağıtımı yapılmayıp şirket bünyesinde tutulmasının haklı görülebileceği tespitleri dikkate alındığında şirketin mali yapısının güçlendirilmesi, ortaklığın devamlılığı ve gelişmesi ile şirketin finansmanının sağlanması açısından kârın dağıtılmaması kararının kanuna, sözleşmeye, şirketin amacına ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığı, davacının henüz sermaye borcunu ödememesi, yapılan tespitler ve hakimin bilirkişi raporunu serbestçe değerlendireceği ilkesi gözetildiğinde söz konusu bilirkişi raporunun sonuç kısmında "yasal düzenlemelerin ve şirketin ana sözleşmesinin kâr dağıtımına öncelik verdiği ve 2015 yılı mali durumuna göre kâr dağıtılmasına engel bir durum olmadığına" ilişkin tespitinin bağlayıcı olmadığı, kaldırma kararından önce alınan bilirkişi raporunda ticari defter ve kayıtlarının incelenmediği ve bu sebeple yapılan tespitlerin yeterli olmadığı, kararın tamda bu gerekçe ile kaldırıldığı, yine Mahkemece alınan ek raporunda da ticari defterler ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme ve tespitlere göre sonuca varıldığı ve raporlar arasında çelişki bulunduğunun söylenemeyeceği ve kar dağıtılmamasına ilişkin kararın kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin aksi istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 18/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.