11. Hukuk Dairesi 2008/9248 E. , 2010/4881 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.03.2008 tarih ve 2003/1303 - 2008/103 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 04.05.2010 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avuk
**11. Hukuk Dairesi 2008/9248 E. , 2010/4881 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.03.2008 tarih ve 2003/1303 - 2008/103 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 04.05.2010 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkillerinin davalı şirketin kurucu intifa senetlerine ve ayrıca A grubu hamilinine, B grubu hamiline ve nama yazılı hisse senetlerine sahip ortaklarından olduğunu, 09.10.2001 tarihine kadar yapılan sermaye artışlarına müvekkillerinin iştirak ettiğini, davalının sermaye artışları dikkate alınarak çıkarılmış hisse senetlerini veya ilmühaberlerini teslim etmediğini, esas sözleşmenin 36. Maddesinin kurucu hisselere tahsis edilecek kâr payını % 10 olarak belirlediğini, davalının 1992 yılından beri kurucu hisselere tahsis edilmesi gereken kâr paylarını ödemediğini, hakim ortağın küçük ortakları mağdur etmek amacıyla ve hakkını kötüye kullanarak şirket kârını tümüyle fevkalâde ihtiyatlara ayırdığını, bu tasarrufların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, 1992 yılından bu yana genel kurullarda alınan sermaye arttırım kararları doğrultusunda davacıların hisse senetlerine isabet eden bedelli-bedelsiz hisse senetlerinin tespitini, mahkeme kasasına depo edebilecekleri davacı hisse senetlerinin davalıya verilmesi ve tespit edilecek yeni hisse senetlerinin veya ilmühaberlerin davacılara teslimi yönünde davalı ile olan muarazanın giderilmesini 1992 yılından bu yana dağıtılmayan kârdan kurucu kâr paylarına karşılık genel bölümden şimdilik 500 milyar TL'nın faiziyle ayrı tahsilini, ortak sıfatıyla davacıların, hisse senetlerine isabet eden kâr paylarından da şimdilik 500 milyar TL'nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davadan geriye doğru 21.10.1998 tarihine kadar olan talepler dışında kalanların 5 yıllık zamanaşımına uğradığını, davacıların ellerinde bulunan hisse senetleri ile şirkete başvurmaları halinde sermaye artırımı sonucu oluşan hisse senetlerinin ve ilmühaberlerin verileceği davacılara bildirildiği halde davacıların başvuru yapmadan dava açtıklarını, ne tespiti gereken bir hisse senedi ve ne de giderilmesi gereken bir muaraza bulunmadığını, sermaye artışlarının ekonomik zorunluluklar nedeniyle yapıldığını, 0000,3 gibi cüz'i pay sahip davacıların haklarını ihlal amacıyla artış yapıldığının ileri sürülemeyeceğini, davacıların sermaye artışı ile ilgili genel kurul kararlarına karşı süresi içinde dava açmadıklarını, davacıların rüçhan haklarını kullanmadığını, kâr dağıtılmadığın- dan kurucu senetler için de kâr payı isteyemeyeceklerini, gizli ihtiyatlar açığa çıkarılarak artışlar yapıldığını, gizli ya da açık bir kâr dağıtımı bulunmadığını, anasözleşmenin 36/son maddesi uyarınca genel kurulun kâr paylarını ihtiyatlara alınmasını kararlaştırabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacıların hisse senetlerini davalıya vermesi üzerine davalının ilmühaberleri davacılara verdiği ve muarazanın kalmadığı, muarazanın giderilmesi ve hisse senetlerinin tespiti istemlerinin konusuz kaldığı, davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği, davaya kâr payı dağıtılmamasına ilişkin kararları aleyhine dava açmadıkları, genel kurul tutanaklarında kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığı, şirket kârlarının anasözleşmenin 36/son maddesi uyarınca fevkalâde ihtiyatlara alınmasına karar verildiği, sermayeye ilave edilmediği, sermaye artışının TTK'nun 298. maddesi anlamında hasıl olacak kazançtan değil, iştirak hisseleri satışı veya maddi duran varlıkların yeniden değerleme, değer artış fonundan karşılandığı, bu nedenle kurucu hisseler için kâr payı istenemeyeceği, kâr dağıtım kararı bulunmadığından ortaklığa bağlı kâr payı alacaklarının da doğmadığı, fevkalâde ihtiyatlara ayırmanın gizli kâr dağıtımı olmadığı gerekçesiyle, kâr payına yönelik davanın reddine, diğer istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Davacılar, 1993-2002 yılları arasında, hisse senedi ve ayrıca kurucu intifa senedi sahibi olmak üzere iki sıfatla kâr payı istemiştir. Bu genel kurullarda, kârın yedek akçelere ayrılmasına, kârın ortaklara dağıtılmamasına karar verilmiş olup, bu kararların iptali için dava açmayan davacılar, hisse senedi sahibi sıfatına dayalı kâr payı isteyemezler. Dairemiz'in 21.12.2006 Esas 2005/10060, Karar 2006/13738 sayılı ilamı, davalı şirketin 2004 yılı genel kurulunda, kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın iptali istemine ilişkin olup, işbu dava konusu genel kurul kararlarının iptalini istememiş olan davacıların anılan ilama dayanmaları doğru değildir. Öte yandan, Dairemizin emsal nitelikteki kararları (2001/3163 Esas, 2001/4878 Karar) ve doktirinde de benimsendiği üzere (Bkz.Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 10 ncu Tıpkı Basım, s.676 vd.) kurucular ve bunların halefleri ile ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın dağıtılmaması yönünde karar alınması ve bu genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir. Zira, sözleşmenin taraflarından birinin alacağı tek taraflı bir kararla diğer tarafın haklarını ortadan kaldırması mümkün değildir. Mahkeme kararında, davacıların genel kurul kararlarının iptalini dava etmemiş olmalarına ilişkin gerekçe, davacıların hisse senedi sahibi sıfatına dayalı olarak kâr payı isteyemeyeceklerine ilişkin varılan sonucun gerekçesi olarak kullanılmış olup,kurucu intifa senedi sahibi sıfatları için dayanılan bir gerekçe değildir. Esasen hükme esas bilirkişi raporunda da bu ayrım yapılmıştır. Diğer yandan, davalı şirketin sahibi olduğu iştirak hisseleri satışından, maddi duran varlıkların yeniden değerlemesinden, değer artış fonundan karşılanarak elde edilen tutarın şirketin ticari etkinliği sonucu elde edilen "safi kâr" olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmamasına, bu şekilde doğan kazancın kurucu intifa senedi sahiplerinin dayanağı olan TTK'nun 298. maddesi kapsamında ticari etkinlik sonucu elde edilen kazanç kavramına girmemesine ve TTK'nun 385. maddesinin paydaş olanlar ile ilgili olmasına göre, kurucu intifa senedi sahipleri olan davacılar, somut olayda da bu şekilde oluşan kârı isteyemezler. Bu açıklamalara ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Kârın yedek akçelere ayrılmasına ve ortaklara dağıtılmamasına ilişkin davalı uygulamasının kâr payı haklarını ihlal ettiğine dayanan davacıların kurucu intifa senedi sahibi sıfatına dayalı kar payı isteminin de reddine yönelik temyize gelince; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK’nun 271) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nun 469/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr dağıtımını temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka yedek akçeler ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir. Kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nun 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur. Davalı şirketin anasözleşmesinin 36. maddesinin 1/son maddesi gereğince 1 temettü ve diğer sözleşmesel ve kanuni yedekler ayrıldıktan sonra kalan safi kârın 2. maddenin d bendi gereğince ikinci tertip temettü payı olarak dağıtılacağı belirtilmiş, son fıkra ile de genel kurulun ekseriyeti ile kâr payının dağıtılmayıp olağanüstü yedeklere ayrılabileceği benimsenmiştir. Anasözleşmenin 36/son maddesine dayanılarak oluşan karın tamamının olağanüstü yedeğe ayrılmasına karar verilmiştir. Dairemiz'in 05.02.2010 tarih ve Esas 2008/4682, Karar 2010/1316 sayılı ilamında da açıklandığı üzere, kurucu intifa senedi sahibini de ilgilendiren bir husus daha vardır ki, o da şirketin varlığı, gelişmesi ve dolayısıyla ileride istikrarlı kâr dağıtılmasını temindir. Bu itibarla, şayet kârın yedek akçeye ayrılmaması halinde anılan hususlar tehlikeye düşer ise bundan kurucular da etkileneceğinden şirketin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasının ortaklığın devamlı gelişimi için gerekli olduğunu davalının kanıtlaması halinde, kurucu intifa senedi sahipleri şirketten bir talepte bulunamayacaktır. Bu itibarla, mahkemece davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantılarında kârın yedek akçeye ayrılmasına yönelik aldığı kararların şirketin devamlı gelişimi için uygun ve yararlı olup olmadığı konusunda ek rapor alınması ya da yeni bir bilirkişi kurulunda rapor alınması, davacıların kurucu intifa senedi sahibi sıfatına dayalı kâr payı istemlerinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken, bu hususta inceleme içermeyen ve ticari etkinlik sonucu elde edilen "safi kâr" olarak nitelendirilemeyen sermaye artışına dayalı kârın istenemeyeceği gerekçesinin, kârın yedek akçe olarak ayrılmasına ilişkin genel kurul kararının ve uygulamasının kendilerini bağlamayacağını ileri süren davacıların,bu olguya da dayalı olan kâr payı istemlerinin reddine gerekçe yapılmasına dayalı bilirkişi görüşüne itibar edilmesi sonucu yazılı gerekçe ile bu husustaki istemin de reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.