Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetede yayımlanan makalede kullanılan ifadelerin kişilik haklarını zedelediği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetede yayımlanan makalede kullanılan ifadelerin kişilik haklarını zedelediği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/1/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Ergenekon yargılaması olarak davaya bakmakta olan Ağır Ceza heyetinde yer almaktadır (söz konusu Ergenekon yargılamalarına ilişkin daha geniş açıklamalar için bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 22-37). Yargılama devam ederken heyet tarafından oybirliği ile davanın sanıklarından olan Albay Ç.nin tahliyesine karar verilmiştir. Anılan tahliyenin ardından ulusal düzeyde yayın yapan Zaman gazetesinin 16/11/2009 tarihli nüshasında "Karar!" başlıklı makale yayımlanmıştır. Yayımlanan makale şu şekildedir:" ...binaenaleyh sanığın her ne kadar , sözü edilen kişi ve kurumları, bazı kurum ve kuruluşlarının eleman, ekipman ve yasal otoritesini kötüye kullanmak sureti ile çökertmek, tabir-i amiyane ile işlerini bitirmek için kanunsuz evrak düzenlediği vesaire gibi incir çekirdeğini doldurmayan birtakım tırışka şeylerle itham edildiği tam olarak sübut bulmamış ve bu ithamların ciddi şeylerden olmaktan ziyade cumhuriyet'in çok güvenilir, çok saygıdeğer, çok prestijli kurumlarına iftira atmak, karalamak maksadıyla tertib edildiği istikametinde mahkememizceçok güçlü ve güvenilir bir kanaat hasıl bulunmuş olmasına rağmen yüce mahkememiz yine bulunduğu iddia edilen suç belgesini ve yan delilleri incelemeye almış, mütebahhiresine güvenilir ehlivukuf kişiler marifeti ile yaptırdığı tahkikat neticesinde sözü edilen belgenin bünyesindeki rutubet miktarını ölçtürerek bahse konu imzada yeterince ıslatıcı su bileşenine rastlanılmadığı tespit edilmiş olmakla, mezkur ıslak imzalı belgenin yersen yoğurt içersen ayran kıvamında ve kararında, menşei meşkuk, mes'ulleri gaip azmettirenleri müphem, detayları bulanık, muhtevası karanlık bir vesika olduğu istikametinde son derece ciddi bir kanaat kesafeti hasıl bulunmuş olduğunda ve icabında her isteyen vatandaşın bir dolma kalem ve yazıcı tedarik edebileceği hususunda bir engel bulunmadığı anlaşıldığından mezkur belgenin otantikliği istikametinde vahim ve şiddetli şüphelerin varlığına kanaat getirmekle ve fakat maznunun imza numuneleri arasında çelişik örneklere rastlanılması maznunun suiniyetine değil de insanoğlunun muhtelif zaman ve yerlerde değişen halet-i ruhiyesine binaen imzasında muhtelif tebeddülata rastlanmasının olağanlığına dair kara Avrupası hukukunda geliştirilen içtihadı nazar-ı itibare almak suretiyle maznunun, atılı cürmü işleyip işlemediği meselesinin değil bizzat bizim mahkememiz, dünyanın hiçbir babayiğit mahkeme heyetince ispatının mümkün olmayacağına ekseriyyet-i ara ile hükmolunarak meselenin esasına geçilerek sanığın esasen ilk tevkifi esnasında tam tamına 18 saat, 21 dakika 8 saniye, ikinci tevkifi esnasında 43 saat, 34 dakika ve 25 saniye mevkuf kalmak sureti ile cem'an 61 saat, 55 dakika ve 33 saniye tutuklu kaldığı, savcının raporundan anlaşıldığı için maznun hakkında her ne kadar deliller pek bir şeye benzemiyorsa da her ihtimale karşı bir miktar ceza tesisinde lazım geldiği eşe dosta karşı izah zımnında lüzumlu göründüğü vechile sanığa, evrak tanziminden değil ama ilk duruşmasında mahkeme huzuruna kravatsız çıkması göz önüne alındığında cem'an 48 saatlik ufacık bir hapis cezası verilmesi münasip görülerek mahkumun zaten tutukevinde kaldığı sürelerin infazı, yüce ve muazzez heyetimizce hükmolunan ceza ile mahsup edilerek şöyle böyle 13 saat fazla göründüğü için sanığın işbu dakikadan ba'de, saniye sektirmeksizin, derhal ve azami saygı gösterilip filarmoni mızıkası ile tahliyesine, ceza zaten infaz edildiği için sanığa atılan suçun ebediyyen, hava, kara, deniz ve jandarma mıntıkalarında tamamen yok sayılmasına, taktir edilen cezanın sanığın siciline geçirilmemesine ve buna mukabil fazladan infaz edilen 13 saat için Adalet Bakanlığı bütçesinden, her saniyesine bin yüz milyon Türk Lirası taktir olunmak suretiyle tazminat itilasına ve tazminatın tahliye anına denk getirilmesine ve bu esnada çerden çöpten iddialarla mahkememizi meşgul ettikleri için müddei durumundaki kişi ve kuruluşların alenen te'dip ve ikazına ve bu babda maznunun, kanunda yazılı süre zarfında temyiz hakkının mahfuz bulunduğuna kemal-i, hukuk ve nasfetle karar verildi." Anılan haber sebebi ile başvurucu, imtiyaz sahibi şirket ve haberin yazarı A.T.A. aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; söz konusu makalede tahliyeye ilişkin kararın hukuka uygun olmadığına dair alaycı ifadelere ve aşağılayıcı yorumlara yer verildiğini, sadece görevini ifa etmesi dolayısıyla şeref ve saygınlığına karşı yapılmış bu saldırı nedeni ile manevi üzüntü ve elem duyduğunu belirtmiştir. Davalılardan A.T.A. aleyhine söz konusu makale nedeni ile kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine basın yolu ile hakaret suçundan ceza davası açıldığını, davalı A.T.A.nın Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 680 TL adli para cezası ile cezalandırıldığını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini belirten başvurucu söz konusu mahkûmiyet kararının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvuru konusu haberleri yapan gazeteci, başvuru konusu dava dilekçesine karşı verdiği cevap dilekçesinde birden fazla unsura değinmiştir. İlk olarak ilgili makalede başvurucunun ve heyetin diğer üyelerinin ismine yer verilmediğini belirten davalı, matufiyet unsurunun oluşmadığını ileri sürmüştür. Makalenin güncel bir konuya ilişkin olarak kaleme alındığını, olgusal temeli bulunduğunu belirten davalı, yargı sistemini ve yargı kararlarını müstehzi bir üslupla eleştirdiği makalede başvurucunun kişilik haklarını hedef alan bir ibare ya da iddiaya yer vermediğini belirtmiştir. Eskişehir Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yapılan yargılama sonucunda 21/5/2013 tarihli kararla davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde; yargıçların eleştiri sınırı belirlenirken bu sınırın politikacılar ya da diğer bürokratlarla aynı düzeyde tutulmayıp daha dar tutulması gerektiği vurgulanmış, yazıda eleştiri sınırlarını aşar nitelikte kelime ve cümlelerle davacıların verdiği kararla dalga geçildiği belirtilerek manevi tazminat talebinin kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Karar başvurucu ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda 13/5/2014 tarihli kararla söz konusu makalede; İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan başvurucunun oldukça fazla sayıda klasör-belge vs. barındıran, balyoz davası olarak bilinen yargılamada çok kısa sürede karara varmasının eleştirildiği, basında bu hususa ilişkin birçok haber ve yorumun da yapıldığı belirtilmiştir. Bir kamu görevlisi olan başvurucunun hakkında haber, eleştiri ve yorum yapılmasına kendisinin sebebiyet verdiğini değerlendiren Daire, basının bu yöndeki yayınları "aşma" olarak nitelenemeyeceğini belirtmiş ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Mahkeme tarafından Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; ceza mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararının Borçlar Kanunu kapsamında bir maddi olgunun tespiti olarak değerlendirilemeyeceği, hukuk mahkemesinin bu kararla bağlı olmadığı sonucuna varılarak dava konusunu oluşturan köşe yazısının davacı yargıcın ismi de kullanılmadan, herhangi bir mesleki ya da kişisel özellikleri hedef alınmaksızın, verilen tahliye kararının veriliş sürecine zaman kısalığı açısından bir eleştiri olduğu, "azami saygı ve orkestra eşliğinde tahliye" ifadeleriyle eleştirinin abartılarak alaycı bir hâl takınılması nedeniyle kabul edilebilir olmasa da eleştiri kapsamında kaldığı değerlendirilmiş ve Yargıtayca verilen bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucu, ret kararını temyiz etmiştir. Daire 12/11/2015 tarihli kararı ile başvuru konusu yazının -bir bütün olarak ele alındığında- başvurucuyu küçük düşürmek amacıyla kaleme alındığı ve başvurucunun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği yönünde bir tespitte bulunmuş ise de yerel mahkeme tarafından bozma ilamına uyulmak suretiyle karar verildiğini belirterek davalı lehine oluşan usulü müktesep hak oluştuğundan Mahkemenin ret kararını onamıştır. Nihai karar başvurucuya 30/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 29/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”B. Uluslararası Hukuk İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı kararlar için Keleş Öztürk (B. No: 2014/15001, 27/12/2017, §§ 20-30) ve Bekir Coşkun ([GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 18, 19) kararlarına bakılabilir.