DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3629 E. , 2024/534 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3629 Karar No : 2024/534 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ: Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/06/2022 tarih ve E:2017/2226, K:2022/5231 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanu
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3629 E. , 2024/534 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3629 Karar No : 2024/534 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ: Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/06/2022 tarih ve E:2017/2226, K:2022/5231 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 21/06/2022 tarih ve E:2017/2226, K:2022/5231 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmemiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üyelik suçlarından açılan adli soruşturma sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 24/12/2018 tarihinde kesinleştiği, Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, tanık ifadelerinin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak kabulüne olanak bulunmadığı, Dijital materyaller yönünden, 27/10/2016 tarihli Dijital Materyal İnceleme Tutanağı incelendiğinde, "klasör içerisinde 15 Temmuz 2016 günü FETO/PDY terör örgütü tarafından yapılmaya çalışılan darbe girişimiyle alakalı darbe sonrasına ilişkin planlamalarında 'İL SIKIYÖNETİM KOMUTANLARI' adıyla hazırladıkları atama listesinin çekilmiş fotoğraflarının telefonun Resimler kısmında ve Whatsapp dosyaları kısmında bulunması" yönündeki tespitin davacıya ait dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeler sonucu elde edildiği görülmekte ise de, davacı tarafından "İL SIKIYÖNETİM KOMUTANLARI" adıyla hazırlanan listenin, 16/07/2016 tarihinde hakimler ve savcılar grubunda o dönem HSK üyesi olan T.A. tarafından "darbe başarılı olsaydı görev alacak darbeciler listesi" başlığı altında whatsapp grubuna gönderilen liste olduğunun beyan edildiği dikkate alındığında, 27/10/2016 tarihli Dijital Materyal İnceleme Tutanağında yer alan tespitler davalı idarece başka delillerle desteklenmediğinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını tek başına ortaya koymaya yeterli delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Davacının (eski) eşi S.T.'nin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması yönünden, davacının (eski) eşi S.T. hakkındaki tespitlerde ve S.T.'nin açtığı Dairelerinin E:… sayısına kayıtlı dava dosyasına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği gibi, davacının (eski) eşi S.T.'nin Dairelerinin E:… sayısına kayıtlı olarak açtığı davada da dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği anlaşıldığından, davacının (eski) eşi S.T.'nin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Takipsizlik kararındaki tespitler yönünden, davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını gösteren herhangi bir delil bulunmadığı anlaşıldığından, anılan karardaki hususların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince verilen 04/10/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 21/02/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … sayılı) soruşturma dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturma davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilerek, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 04/10/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesinin gerektiği, Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve maaş haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünde yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu; Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu; dijital materyallerin incelenmesi sonucunda düzenlenen rapor ile tanık beyanları ve davacının sosyal çevresi anlamında en yakını kabul edilebilecek eski eşinin Van Hâkimi iken örgütle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile davacı hakkında verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair Karar içeriğinde yer alan; HTS Analiz Raporundaki tespit birlikte değerlendirildiğinde davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğu yönünde kanaat oluştuğu, her ne kadar; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de; dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği, bu nedenle, davacı hakkında adli yargı mercilerince verilmiş karar dava konusu işlemi kusurlandırmadığından, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı ve/veya irtibatlı olup olmadığına dair uyuşmazlığın dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgeler incelenerek ve resen araştırma ilkesi uyarınca gerekli araştırmalar yapılarak sonuçlandırılmasının gerektiği; 667 sayılı KHK ve 6749 sayılı Kanun uyarınca meslekten çıkarılan yargı mensuplarının 685 sayılı KHK kapsamında Danıştayda açtıkları davalardaki parasal-özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz talepleri yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üyelik suçlarından açılan adli soruşturma sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 24/12/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üyelik suçlarından açılan adli soruşturma sonucunda Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2018 tarih ve Sor. No:2017/3658, K:2018/13088 sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; ... sicil numarasıyla ve Hakim unvanıyla görev yapan davacının, 30/04/2014-21/06/2016 tarihleri arasında Zile Hakimi olarak görev yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Başsavcısı olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.C.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 16/03/2018 tarihli tanık ifade tutanağında; “... 2014 yılı yaz kararnamesi ile Zile Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandım, burada yaklaşık 2 yıl görev yaptım. U.A. Cumhuriyet savcısı, ... hâkim olarak 2014 yılı yaz kararnamesi ile Zile Adliyesine atanmışlardı. Kendilerini öncesinde tanımam, Zile Adliyesine atandıktan sonra kendilerini tanıdım. 2 yıl süreyle Zile Adliyesinde birlikte çalıştım. U.A., 2014 yılı HSYK seçimi döneminde seçim ile ilgili yorum yapmıyordu, sessiz kalıyordu. T.G., seçim döneminde bir gün Zile Komisyon Başkanı olup 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten çıkarılan M.G.'yi sabah saat 9 civarında arayıp, Zile'ye geleceğini söylemiş. Benim bu olaydan aynı gün saat 15 gibi haberim oldu. Bu haber üzerine adliyede bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarına T.G.'nin toplantısına katılmamaları gerektiğini söyledim. Özelikle Cumhuriyet savcılarını telefonla arayarak bizzat söyledim. U.A., telefonla geri dönüş yaparak, M.G.'ye söz verdiğini ve bu nedenle toplantıya katılacağını söyledi. Bunun üzerine bundan haberdar olan T.G. beni telefonla arayarak adliyeye geleceğimi söyledi. ben de vaktin geç olması nedeni ile adliyede toplantı yapılamayacağını söyledim. Onlar da Zile'de bulunan ... isimli işletmede toplantılarını gerçekleştirmişler. Yapılan toplantıya ..., S.T., N.C., G.A., M.G., Y.Y. ile birlikte U.A. da katıldı. U.A., seçim döneminde genellikle sessiz kalıyordu. Adliye ortamında da kendilerinde bylock tespit edilen M.G., N.C., ve Ö.Y. ile sürekli birlikte hareket ediyordu. Bağımsız görünümlü FETÖ adaylarını destekleyen tavırlar sergiliyordu. Şöyle ki, seçim çalışmaları döneminde HSYK Teftiş Kurulu Başkanı S.Y., Ankara Bölge Adliye Başsavcısı ve o dönemki Samsun Cumhuriyet Başsavcısı, Zile Adliyesine seçim çalışmaları kapsamında gelmişlerdi. Cumhuriyet savcılarına ziyarete geleceğimizi söyledim. Cumhuriyet savcılarının odalarını dolaştığımızda U.A. ile Ö.Y. bize tepki olarak odalarını düzensiz bir halde tutmuşlardı, gelen kişileri önemsememişlerdi ve hatta gelen kişiler bu duruma tepki göstermişlerdi. U.A.'dan YBP adaylarına oy vermesini istediğimizde genelde sessiz kalıyordu, bazen de düşüneceğini söylüyordu. Ancak yapılan seçimlerde U.A.'nın FETÖ adaylarına oy verdiğini değerlendirdik. Kendisi, FETÖ adaylarını destekleyen ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra meslekten ihraç edilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile samimi idi. Onlarla birlikte hareket ediyordu. İhraç edildikten sonra bana mektup yazarak, 2014 yılı HSYK seçimlerinde, 5 oy bağımsız görünümlü FETÖ adaylarına, 6 oy da YBP adaylarına oy verdiğini belirtmişti. ..., Zile Asliye Ceza Hâkimi olarak görev yapıyordu. Genellikle adliye içerisinde M.G. ve onun gibi FETÖ adaylarını destekleyen hâkim ve Cumhuriyet savcılarına yakın duruyordu. Onlarla birlikte hareket ediyordu. Adliye lojmanında bulunan lokalde Cumhuriyet savcıları Y.E. ve R.Y. ile birlikte bulundukları bir sırada FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik söz söylendiğinde, buna sinirli bir şekilde tepki göstererek "paralel lafı etmeyin" dediğini yukarıda isimlerini zikrettiğim Cumhuriyet savcılarından duydum. Ayrıca bu kişinin, kamuoyunda MİT tırları olarak bilinen olayla ilgili devletin de hukuka uygun davranması gerektiğini, MİT tırları soruşturmasını yapan Cumhuriyet savcılarının yerinde bir soruşturma yaptıklarını söylediğini bizzat duydum. Seçimden önce yanına YBP adaylarına oy vermesi için gittiğimizde genellikle sessiz kalıp, tercihini kişi bazlı yapacağını, tanımadığı kişiye oy vermeyeceğini söylüyordu. Yine Zile Adliyesinde hakim olarak görev yapan eşi S.T.'nin yanına seçim çalışması kapsamında gittiğimde A.N.G. ve şu an isimlerini hatırlayamadığım FETÖ adaylarından iki kişiye daha kesin oy vereceğini ancak kalan kişiler yönünden kişi bazlı değerlendirme yapacağını söylemişti. Ayrıca adliye içerisinde ...'nin devlet yöneticilerine yönelik ağza alınmayacak şekilde küfürler ettiğini duyuyordum. Adliyede güvenlik amacı ile görev yapan ismini şu an hatırlayamadığım polis memuru ile ..., ailecek görüşüyorlardı. Polis memuru, bir keresinde bana ...'nin evine geldiğinde televizyondaki FETÖ kanallarını silmesi nedeni ile kendisine tepki gösterdiğini söylemişti. Hatta bu olay üzerine polis memuru, ...'nin paralel yapıya mensup oluğuna dair yorum yapmıştı. Seçim çalışmaları döneminde Erzincan'da Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ve Zile'ye FETÖ/PDY adaylarına oy istemeye gelen ismini hatırlayamadığım kişinin ...'nin evinde kaldığını hatırlıyorum. Özellikle belirtmek isterim ki yukarıda da anlattığım üzere T.G. seçim çalışması kapsamında Zile'ye Cuma günü gelmişti. ... ve Eşi S.T. o gün Sivas ilinde olmalarına rağmen, sırf T.G.'nin toplantısına iştirak etmek amacı ile Zile'ye gelmişlerdi. ...” ; Yargı mensubu olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan M.G.'ye ait, Zile Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; “... daha önceki beyanımda Komisyon Başkanı M.G.'nin cemaat mensuplarını sürekli toplantıya çağırdığı yönünde beyanda bulunmuş isem de, burada anlatmak istediğim M.G.'nin arasının iyi olduğu bazı hakimler ile çok sık aralıklarla odasında toplanmak suretiyle sohbet etmeleriydi, toplantıdan kastım bu şekilde bir araya gelmiş olmalarıdır, aralarında herhangi bir cemaat bağı ya da bu sohbetlerinde cemaat ile ilgili bir mevzu geçip geçmediğini ben bilmiyorum, zaten benim yanımda böyle bir konuları da konuşmaları da mümkün değildir, sadece Hakim Y.Y.'nin bu muhabbet içine girmek istemediği yönünde serzenişte bulunduğunu biliyorum, işin mahiyeti gereği Sulh Ceza evrakları nedeniyle gün boyu çok fazla odasına girip çıktığım için bir çok kez bu duruma şahit oldum, Hakime Hanım yanlarına gitmek istemiyordu, yine Hakime Hanım'dan da bu görüşmelerin cemaatin toplantısı olabileceğine dair herhangi bir söz de duymadım, kimin cemaatci olup olmadığını bilmemekle beraber M.G.'nin odasında Hakim N.C. ve Hakim G.A. bulunuyordu, M.G.'nin bu hakimlerle arası iyiydi, ancak ben ne konuştuklarını bilmiyorum, yine adliye içerisinde çeşitli ortamlarda M.G., N.C., G.A., S.T. ve ...'nin cemaat yanlısı olduğu şeklinde sözler duydum, ancak bu konuda herhangi bir görgüm ya da şahit olduğum bir durum olmadı, kendi çalışmış olduğum Hakim dışında bu kişilerin herhangi bir siyasi konuşmasına şahit olmadım, sadece G.A. ile aralarının iyi olduğunu ve ağır ceza üyeliğinden alınmasına karşı çıktığını duydum, M.G.'nin Cumhuriyet Savcılarıyla arasının iyi olup olmadığını net olarak bilmiyorum, benim olay hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ekleyecek başkaca bir husus yoktur ...” ; Yargı mensubu olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan R.Y.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 22/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "... Ben ... ve U.A. ile birlikte Zile’de görev yapmıştım. Zile’de 2014 ile 2016 yılları arasında birlikte çalışmıştık. ... beyin ikinci ismini Tuğrul diye hatırlıyorum sanırım Uğur değildi. U.A. C.Savcısı olarak görev yapıyordu. Çalışmış olduğum süre zarfında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaklı olduğuna dair somut bir bilgim yoktur. HSYK seçimleri döneminde Başsavcımız İ.C. Yargıda Birliği destekliyordu, U.A. bey bu süreçte Başsavcımıza yakın durmadı Başsavcımız da bunu dile getiriyordu. Bana bağımsızlara oy verelim ya da başkaca gruplara oy verelim şeklinde herhangi bir talebi olmadı. Benden oy istemedi. Ben ve arkadaşım Savcı Y.E. zaten Yargıda Birliği destekleyeceğimizi açıkça dile getirmiştik. Adliyede de Y.E. ve benim Yargıda Birlik Platformunu desteklediğimiz biliniyordu. ... adliyede Hakim olarak görev yapıyordu. FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı olduğuna dair somut bir bilgim yoktur ancak tam tarihini hatırlamamakla birlikte Savcı Y.E., ben ve ...’nin lojmanın lokalinde olduğumuz bir günde Y.A. ve ben paralel yapıdan bahsederken kendisi Y. ve bana hitaben “paralel deyip durmayın” demişti. Seçim sürecinde de Başsavcımız İ.C.'ye yakın durmadı. ...’de seçim sürecinde benden herhangi bir gruba oy istemedi. Başsavcımız İ.C. seçim sürecinde samimiyetle ve özveriyle Yargıda Birlik Platformu lehine açıkça oy istemişti ve adliyedekilere de bu hususu dile getirdi. Ben ve Y. bey’de açıkça desteğimizi herkese söylemiştik. ...”; Yargı mensubu olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan Y.E.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 13/04/2018 tarihli tanık ifade tutanağı "... Ben 2013 yılı yaz kararnamesi ile gelip 2016 yılı yaz kararnamesi ile ayrıldığım tarihe kadar Tokat İli Zile İlçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptım. Bu süre içerisinde aynı yerde hâkim olarak görev yapan ... ile Cumhuriyet Savcısı U.A.'nın Zile’ye geldikleri 2014 yılı yaz kararnamesi ile ayrıldıkları 2016 yılı yaz kararnamesine kadar adı geçenlerle birlikte aynı yerde görev yapmam nedeniyle kendilerini tanıma fırsatım oldu. 2016 yılı yaz kararnamesinde her üçümüz de tayin gördüğümüz için ben tayinen Nevşehir Cumhuriyet Savcılığına Hâkim ... Van Hâkimliğine, Cumhuriyet Savcısı U.A. da Amasya Cumhuriyet Savcılığına tayin olmamız nedeniyle Zile’deki görevlerimizden ayrılmış olduk. Yukarıda belirttiğim gibi Birlikte görev yaptığımız süre zarfında Cumhuriyet Savcısı U.A. 2014 yılı yaz kararnamesi ile Tokat ili Zile İlçesine Cumhuriyet Savcısı olarak atanmıştı. Kendisi ilk geldiğinde Zile Cumhuriyet Başsavcısı İ.C. tarafından adı geçene HSK seçimlerinde ne düşündüğünü hangi adayları destekleyeceğini sorduğunda o da "adaylar belli oldu mu" şeklinde cevap vererek soruyu geçiştirmişti. Cumhuriyet Savcısı U.A. ilerleyen süreçte HSK seçimleri boyunca sessizliğini korudu. Ben ve Cumhuriyet Savcısı R.Y. açıkça Yargıda Birlik Derneği Adaylarını destekleyeceğimizi açık açık söylediğimiz halde birlikte görev yaptığımız Cumhuriyet Savcısı U.A. bu konuda herhangi bir şekilde yorum yapmaksızın hep sessiz kalıyordu. Ayrıca o dönem açık şekilde HSK seçimleri için FETÖ’nün adaylarına oy toplayan ve bizden de bu adaylara oy isteyen Zile önceki Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı M.G.'den bizler uzak durmaya çalışırken, Cumhuriyet Savcısı U.A. ise Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı M.G.'nin yanında olmaktan, sık sık onun odasına gidip gelmekten imtina etmezdi. Yine o dönem her ortamda hükümeti eleştirmekten geri durmayan ve daha sonra ByLock kullanıcısı olduğunu öğrendiğim Cumhuriyet Savcısı Ö.Y. ile de Cumhuriyet Savcısı U.A.'nın çok sıkı muhabbet içerisinde olduğunu, lojmandan adliyeye sık sık birlikte gelip gittiklerini görüyordum. HSK seçimleri öncesinde FETÖ örgütünün adaylarından olan T.G.'nin Zile’de düzenlemiş olduğu seçim kampanyasına ilişkin yemeğe Cumhuriyet Savcısı U.A.'nın da katılacağını kendi aralarında yapmış olduğu konuşmalardan duydum. Ancak bu yemeğe kendim bizzat katılmadığım için Cumhuriyet Savcısı U.A.'nın da bahsi geçen yemeğe fiilen katılıp katılmadığını bilmiyorum. Son olarak bu konuda söylemek istediğim husus Cumhuriyet Savcısı U.A., Zile önceki Cumhuriyet Başsavcısı İ.C.'nin bütün uyarı, ısrar ve uğraşlarına rağmen Yargıda Birlik Derneği yanında yer almamıştır. HSK seçimlerinin ardından Cumhuriyet Savcısı U.A.'nın çevrede "ben oylarımı ikiye böldüm, bir kısmını bağımsızlara verdim, bir kısmını da Yargıda Birlik Demeği adaylarına verdim" şeklinde söylemlerde bulunduğunu hatırlıyorum. Bana sorulan Zile önceki Cumhuriyet Savcısı U.A.'ya ilişkin olarak gerek FETÖ/PDY terör örgütünü ve liderini övdüğüne ve gerekse bu örgüte yakın HSYK adaylarına oy topladığına ilişkin herhangi bir bilgim, görgüm ve duyumum yoktur. Yine yukarıda belirttiğim gibi Birlikte görev yaptığımız süre zarfında Hâkim ... 2014 yılı yaz kararnamesi ile Tokat ili Zile İlçesine Hâkim olarak atanmıştı. O dönem ki Zile Cumhuriyet Başsavcısı İ.C., HSYK seçimlerinde ne düşündüğünü Hâkim ...’ye sorduğunda o da kaçamak bir şekilde "adaylar belli olsun bakarız" şeklinde cevap vermişti. Daha sonra adaylar belli olmasına rağmen bu aşamadan sonra Hâkim ... bu konudaki tutum ve davranışını gizler vaziyette herhangi bir yorum yapmaksızın sessizliğe büründü. Ancak kendisi bulunduğu her ortamda Cumhurbaşkanı R.T.E.'yi ve hükümeti ciddi şekilde eleştirirdi. Aynı şekilde Cumhurbaşkanını ve hükümeti sürekli eleştirmekten geri durmayan ve daha sonra ByLock kullanıcısı olduğunu öğrendiğim Cumhuriyet Savcısı Ö.Y. ile de Hâkim ... çok sık ve samimi şekilde görüşürdü. Ayrıca Hâkim ... o dönem bir araya geldiğimizde yapmış olduğumuz konuşmalarda bizler birileri hakkında "bu kişi paralelciymiş" şeklinde konuşup değerlendirme yaptığımızda, kendisi bizim bu söylediğimiz yorumdan duyduğu rahatsızlık üzerine "birbirinize paralel deyip durmayın." şeklinde bizlere karşı çıkışıp, bizim bu yorumlarımızdan rahatsız olduğunu, gocunduğunu açıkça belli ederdi. HSYK seçimleri öncesinde FETÖ örgütünün adaylarından olan T.G.'nin Zile de düzenlemiş olduğu seçim kampanyasına ilişkin yemeğe Hâkim ...'nin de katıldığını hatta o gün, günlerden Cuma günü olması sebebi ile adı geçen hafta sonu tatili için Sivas’a gitmekte iken yoldan geriye dönerek FETÖ terör örgütünün adayı olduğu konusunda çevreden yaygın kanaat bulunan T.G.'nin yemeğine katıldığını bizzat Zile önceki Cumhuriyet Başsavcısı İ.C.'den duydum. Bir dönem sosyal medyada faaliyette bulunan "..." adıyla yayın yapan twitter hesabında o dönem Zile'de görev yapan bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcıların isimlerinin FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olarak yazılmasının ardından bu Twitter hesabında kendi adı yazılmamış olmasına rağmen Hâkim ... sanki bu konuda bizden şüphelendiğini ima eder tarzda herhangi bir siyasi konuşma geçtiğinde "ben artık bu konularda konuşmayacağım, yorum yapmayacağım" şeklinde beyanlarda bulunuyordu. Gerçekten de ‘’...’ isimli Twitter hesabında daha önce görev yaptığımız Zile Adliyesinde çalışan bir kısım hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının FETÖ üyesi oldukları iddiasıyla isimlerinin yazılmasından sonra Hâkim ... kendi isminin de bu şekilde afişe olacağından çekinerek artık ulu orta siyasi konularda eleştiri yapmaktan görüş beyan etmekten vazgeçti. Son olarak söylemek istediğim husus, Zile önceki Cumhuriyet Başsavcısı İ.C.'nin bütün ısrar ve uğraşlarına rağmen Zile önceki Hâkimi ... ile Yargıda Birlik Derneği yanında yer almamıştır. Yargıda Birlik Derneği adaylarını desteklememiştir. Ayrıca HSYK seçimlerinin ardından kendisinin kime oy verdiğini hiç bir zaman bizlere söylememiştir. Bana sorulan Zile önceki Hâkimi ...’ye ilişkin olarak gerek FETÖ/PDY terör örgütünü ve liderini övdüğüne ve gerekse bu örgüte yakın HSYK adaylarına oy topladığına ilişkin herhangi bir bilgim, görgüm ve duyumum yoktur. .." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur. Tanık beyanlarından ve davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden; tanıklar ile davacının aynı tarihlerde (ve 2014 HSK seçimleri döneminde) Zile Adliyesinde görev yaptıkları, davacı hakkındaki beyanlarının da birbirini destekler mahiyette ve örgüt için çok önemli olan 2014 HSK seçimlerine ilişkin olduğu görülmüştür. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli olmadığı şeklinde yorumlanmış ise de, tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden; ifadelerde 2014 HSK seçimleri öncesinde adliyede hakim ve savcılar arasında bir ayrışma yaşandığı, FETÖ ile irtibatlı olan ve olmayanlar şeklinde bir gruplaşma olduğu, davacının bu ayrışmada FETÖ ile irtibat ve iltisaklı grup içinde yer aldığı; FETÖ'nün adaylarından T.G.'nin davacının görev yaptığı Zile ilçesinde seçim çalışması kapsamında yaptığı toplantıya Zile Cumhuriyet Başsavcısı İ.C. tarafından toplantıya katılmaması yönünde uyarılmasına rağmen, (eski) eşi S.T. ve FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı diğer hakim ve savcılar ile toplantıya katıldığı; söylemlerinde FETÖ'ye müzahir bir dil kullandığı şeklinde birbiriyle örtüşen beyanlara yer verildiği görülmekte olup, bu tanık ifadelerinde yer alan bilgilerden davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı hakkındaki yukarıda belirtilen tanık beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 21/06/2022 tarih ve E:2017/2226, K:2022/5231 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 11/03/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.