Başvuru, ana dilde savunma yapma imkânının tanınmaması, bilirkişinin duruşmada sorgulanmaması ve yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması talebinin reddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; cezalandırılmaya esas alınan kanun metninin muğlak olması ve ilgili diğer bir kanunda değişiklik yapılmasına rağmen mahkûmiyete hükmedilmesi nedeniyle kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; ana dilde savunma yapma imkânının tanınmaması, bilirkişinin duruşmada sorgulanmaması ve yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması talebinin reddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; cezalandırılmaya esas alınan kanun metninin muğlak olması ve ilgili diğer bir kanunda değişiklik yapılmasına rağmen mahkûmiyete hükmedilmesi nedeniyle kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 11/7/2013 tarihinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 28/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 29/4/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, daha önceki tarihli gösterilerde meydana gelen olaylar nedeniyle 10/1/2012 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu, müdafii huzurunda verdiği 11/1/2012 tarihli Savcılık ifadesinde 14/2/2009, 6/12/2009, 13/1/2011, 15/2/2011 tarihli gösterilere ilişkin görüntülerden sadece 13/1/2011 tarihli fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, müdafiinin de katılımıyla yapılan sorgusunun ardından Batman Sulh Ceza Mahkemesinin 11/1/2012 tarihli kararıyla tutuklanmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 21/2/2012 tarihli iddianamesi ile başvurucunun “görevi yaptırmamak için direnme, silahlı terör örgütünün üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, terör örgütü propagandası yapmak, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarından cezalandırılması istemiyle hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucunun terör örgütü PKK’nın çağrısıyla yapılan gösterilere katıldığı, 14/2/2009 ve 6/12/2009 tarihli gösterilerde güvenlik güçlerinin ihtarına rağmen göstericilerin dağılmadıkları ve başvurucunun taşlı saldırıda bulunduğu, 13/1/2011 ve 15/2/2011 tarihli gösterilerde ise yasa dışı slogan atan grup içinde bulunduğu ve en ön safta yer alarak gruba destek verdiği belirtilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (CMK madde ile görevli) 23/2/2012 tarihli tensip zaptı ile resen seçilecek bir bilirkişiden başvurucunun eylemleri hakkında rapor istenmesine karar vermiştir. Bilirkişi, CD’de yer alan görüntülerle başvurucunun dosyada bulunan teşhise elverişli fotoğrafının karşılaştırılması ve fotoğrafların bilgisayar ortamında yakınlaştırılması yoluyla incelemesini yapmıştır. Hazırlanan 12/3/2012 tarihli raporda 14/2/2009, 6/12/2009 ve 15/2/2011 tarihli fotoğraflardaki kişinin başvurucu olduğu kanaati bildirilmiştir. Bilirkişi, “kafa ve burun yapısı, kaşlar, çene ve elmacık kemik yapısı ile sakal ve bıyık şeklinin çok benzer olması, ayrıca Emniyet, Savcılık ve Sorgu Hakimliğinde alınan ifadesinde kendisi olduğunu beyan ettiği, 2011 tarihli olaya ilişkin resimdeki şahısında çok benzer olması” nedenleriyle bu sonuca ulaştığını belirtmiştir. 14/2/2009 ve 6/12/2009 tarihli fotoğraflara ilişkin olarak görüntünün fotoğraf karesinden ibaret olması nedeniyle başvurucunun slogan veya taş attığının tespit edilemediği ifade edilmiştir. 13/1/2011 ve 15/2/2011 fotoğraflarda ise başvurucunun yasa dışı herhangi bir eylem içinde olmadığı belirtilmiştir. Başvurucu 18/4/2012 tarihli duruşmada savunmasını Kürtçe yapmak istediğini ve Türkçe savunma yapmayacağını belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun Cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimi önünde Türkçe konuşması nedeniyle Türkçe bildiğinin anlaşıldığını belirtmiş; savunmasını Türkçe yapmadığı takdirde bu hakkından vazgeçmiş sayılacağı hususunda başvurucuyu bilgilendirmiştir. Başvurucu, Türkçe beyanda bulunmamış ve bu tutumunu yargılamanın devamında da sürdürmüştür. Başvurucu vekili duruşmada, raporundaki kanaate ne şekilde ulaştığını açıklamak üzere bilirkişinin Mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etmişse de Mahkeme, dosya kapsamını dikkate alarak talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu vekili 19/6/2012 tarihli duruşmada inceleme konusunun çözümünün; uzmanlığı, özel veya teknik bilgiliyi gerektirmediğini, atanan kişinin bilirkişi listesinden seçilip seçilmediğinin belli olmadığını, listede bulunmayan bir kişi ise gerekçesinin gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu vekili, bilirkişiliğe ne kadar ehil olduğunu bilmemeleri, fotoğraftaki kişinin başvurucu olduğu kanaatine nasıl ulaştığını anlayamamaları ve duruşmada yüzleştirilmemeleri nedeniyle bilirkişinin tarafsızlığı hususunda ciddi endişelerinin bulunduğunu ileri sürmüş ve bilirkişinin reddedilmesini talep etmiştir. Ayrıca bilimsellikten uzak olduğunu değerlendirdikleri raporu kabul etmediklerini belirtmiş ve uzman kuruluşlar olan Adli Tıp Kurumu veya TÜBİTAK’tan rapor alınması talebinde bulunmuştur. Mahkeme, gerekçe gösterilmediğini belirterek ret talebini; dosyaya bir katkı sağlamayacağını ve dosyayı sürüncemede bırakmaya matuf olduğunu değerlendirerek yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması talebini reddetmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 9/8/2012 tarihli ve E.2012/92, K.2012/414 sayılı kararı ile başvurucuyu 14/2/2009 ve 6/12/2009 tarihli eylemlerinden dolayı PKK terör örgütünün üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten mahkûm etmiştir. Mahkeme kararının ilgili kısmı şu şekildedir: “… sanığın a, b nolu bölümlerde anlatılan eylemleri [s]ilahlı terör örgütü PKK’nın amacı doğrultusunda ve yaptığı eylem çağrısı üzerine örgütün faaliyet çerçevesinde işlemesi nedeni ile 3713 sayılı TMK’nun 2/2 maddesinde “terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler[] de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensubu gibi cezalandırılır” şeklindeki düzenleme ile 5237 sayılı TCK’nun 220/6 maddesinde bahsedilen “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suçu işleyen kişi” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak; [Y]argıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2008 gün ve 2007/9-282 Esas-2008/44 Karar sayılı kararında belirlenen esaslar çerçevesinde silahlı terör örgütünü[n] hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan [5237 sayılı Kanun’un] 314/3 ve 220/6 yollamasıyla 314/2, 3713 s.y, … Maddesince cezalandırılması gerekmiştir”. Mahkeme, başvurucunun 14/2/2009 tarihli eylemde yüzünü kapatıp gizlemesi nedeniyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi ile aynı Kanun maddesindeki terör örgütü propagandası yapmak suçundan da cezalandırılması yoluna gitmiştir. Başvurucu, ayrıca 2911 sayılı Kanun’a muhalefet etmekten suçlu bulunmuş; diğer suçlamalardan ise beraat etmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, sonuç itibarıyla başvurucunun 7 yıl 2 ay 7 gün hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Mahkeme 18/5/2008 tarihinde terör örgütünün “Abdullah Öcalan”ın serbest bırakılmasına yönelik yeni bir eylem sürecine girdiğine, bu amaçla değişik eylemlerin gerçekleştirildiğine, örgüt tabanına ve sempatizanlarına bu amaçla çağrılarda bulunulduğuna dikkat çekmiştir. Duruşmadaki tutumu, dosya içinde bulunan başvurucuya ait fotoğraflar ve bilirkişinin raporu birlikte değerlendirilerek başvurucunun güvenlik güçlerine karşı elindeki taşla eylemde bulunduğu, hareketlerinin iradi olduğu ve belirli bir örgüt amacına dayandığının ispatlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, cezadan kurtulmaya matuf olduğu kanaatiyle başvurucunun savunmasına itibar etmemiştir. Başvurucu bu kararı; cezalandırılmasına dayanak teşkil eden 3713 sayılı Kanun’un maddesinin ikinci fıkrasında geçen “ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.” ibaresi, madde metninden çıkarıldığı için yürürlükte olmayan bir madde uyarınca cezalandırıldığını belirterek temyiz etmiştir. Başvurucu diğer hususların yanı sıra bilirkişinin dinlenmesi, reddi ve yeniden rapor alınması taleplerinin gerekçesiz biçimde kabul edilmediğini, inceleme konusunun çözümünün uzmanlık gerektiren bir husus olmadığını, Türkçe savunma yapmak zorunda bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu da ileri sürmüştür. Yargıtay Ceza Dairesi 11/3/2013 tarihli ve E.2013/17, K.2013/3620 sayılı ilamı ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve 3713 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından mahkûmiyetini düzelterek onamış, İlk Derece Mahkemesinin 2911 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan kurduğu hükmü ise bozmuştur. Yargıtay kararı başvurucuya 14/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” kenar başlıklı maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:“(6) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/11 md.) Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.” 5237 sayılı Kanun’un “Silahlı örgüt” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” Olaylar zamanında yürürlükteki hâliyle 3713 sayılı Kanun’un “Terör suçlusu” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.” Maddenin ikinci fıkrasında yer alan “ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.” ibaresi, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un maddesi ile madde metninden çıkarılmıştır. Başvuruya konu yargılama safhasında yürürlükteki hâliyle 3713 sayılı Kanun’un “Terör örgütleri” kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir: “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.…”Maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanun’un maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tercüman bulundurulacak hâller” kenar başlıklı maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.…(4) (Ek fıkra: 24/01/2013-6411 S.K./ mad) Ayrıca sanık;a) İddianamenin okunması,b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz.”