T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1527 KARAR NO : 2025/1414 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/05/2023 NUMARASI : 2021/498 Esas - 2023/375 Karar DAVANIN KONUSU: Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 10/12/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1527 KARAR NO : 2025/1414 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/05/2023 NUMARASI : 2021/498 Esas - 2023/375 Karar DAVANIN KONUSU: Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 10/12/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkili ... Tekstil San. ve Tic A.Ş.'ne ait Kahramanmaraş/Türkoğlu-Kılılı Mahallesi, Balsuyu Bulvarı, ... adresinde bulunan davalı sigorta şirketi nezdinde (Bina:5.400.000,00 EURO; Emtia:2.500.000,00 EURO; Makine: 3.310.750,00 EURO olmak üzere toplam) 11.210.750,00 EURO tutarında yangın, yıldırım ve infilak rizikolarına karşı 313208118 Poliçe numarası ile teminat altına alınan işyerinde, işbu sigorta sözleşmesi süresi içerisinde 13.09.2020 tarihinde yangın çıktığını ve bu yangın neticesi müvekkilinin bina, makine ve özellikle emtialarında ciddi zarar meydana geldiğini, durum kısa süre içerisinde davalı sigorta şirketine ihbar edildiğini ve başlangıçta sigorta tazminatı ödemesine yanaşmayan davalı sigorta şirketinin neden sonra, müvekkilinin zararının 3.671.279,89 EURO kadarlık kısmın, eksik/kısmi olarak tazmin ettiğini, bakiye kısım için yapılan uzun görüşmelere rağmen davalının aşağıda da belirtileceği üzere uğranılan zararı haksız gerekçelerle karşılamadığını, bunun üzerine davalı tarafla arabuluculuk görüşmelerinin de sonuçsuz kaldığını, davalı sigorta şirketinin, müvekkilinin zararının tamamının tazmin edilmemesi gerekçelerinden birisinin, asıl poliçeye sonradan yapılan değişiklikle müşterek sigorta uygulandığı ve tenzili muafiyet yapıldığı iddiası olduğunu ancak davalı taraf ile müvekkili arasında akdedilen asıl poliçe tarihi 08.01.2020 olduğunu, bu tarihten sonra ise davalı tarafından müvekkiline önceden müzakere edilmeksizin, 05.02.2020, 10.02.2020; 05.03.2020 ve 10.04.2020 tarihlerinde; ("Risk Bilgisi Değişikliği" "Kloz Açıklama ve Özel Not Değişikliği Zeyili", Meblağ İlavesi Zeyili" başlıklı), dört farklı poliçe daha düzenlendiğini ve işbu poliçelerin, görüşmelere aracılık yapan ... Sigorta ve Reasürans Brokerliği A.Ş.'ne gönderildiğini, ancak, müvekkili şirket ve davalı sigorta şirketi arasındaki sigorta sözleşmesi ilişkisine aracılık yapan ... Sigorta ve Reasürans Brokerliği A.Ş.'nin faaliyeti, 27.05.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Sigorta ve Reasürans Brokerleri Yönetmeliği kapsamında/niteliğinde bir aracılık faaliyeti olduğunu, dolayısıyla söz konusu ... yetkisinin ilgili Yönetmelik hükümleri ile sınırlı olduğunu müvekkili şirket adına sözleşme yapması ve davalı şirket tarafından yapılan icapların (teklifleri) müvekkili adına kabulünün hukuken mümkün olmayacağını, diğer taraftan dava dışı ... Sigorta ve Reasürans Brokerliği A.Ş., davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenen poliçelerden bazılarını müvekkili şirkete gecikmeksizin göndermiş olmasına rağmen, davaya konu uyuşmazlık açısından son derece önemli olan, 10.02.2020 tarihli "Zeyilname" başlıklı poliçeyi ise üzerindeki tarihten aylar sonra gönderdiğini, bu nedenle müvekkili şirketin davalı tarafından tek taraflı olarak hazırlanan söz konusu "Zeyilname" başlıklı poliçe içeriğinden uzun süre haberdar olamadığını, dolayısıyla söz konusu değişikliklerden önce davalı tarafla müvekkili arasında müzakereler yapıldığını, nihai sonuca varılmaksızın tek taraflı olarak müvekkiline dayatılan bu değişikliklerden bir kısmı, bahse konu poliçelerin müvekkiline ulaştıktan sonra müvekkilince kabul edildiğini ancak, özellikle 10.02.2020 tarihli ve davalı tarafın sigorta tazminatında indirim yapmasına dayanak olarak ileri sürdüğü, müşterek sigorta ve muafiyet klozlu zeyilnameye, müvekkilinin herhangi bir rızası/kabulü olmadığı gibi aksine müşterek sigorta ve tenzili muafiyet klozunu kabul etmediklerini, gerek şifahen gerekse taraflar arasında yapılan mail üzerinden yapılan yazışmalarda, defaatle karşı tarafa bildirildiğini, dolayısıyla müvekkilinin rızasının bulunmadığı bahse konu değişikliklerin, bu yönü ile davalı tarafın sigorta sözleşmesini tek taraflı olarak değiştirilmesi niteliğini arz ettiğini, sadece davalının iradesinin bulunduğu 10.02.2020 tarihli Zeyilname'nin söz konusu hükümleri geçersiz olmakla; taraflar arasındaki ilişkide ve keza davaya konu uyuşmazlıkta dikkate alınmasının hukuken mümkün olmadığını, zira gerçekten, sigorta sözleşmelerinde "zeyilname" adı altında yapılan işlemler poliçenin iptali yerine, zeyilname ile belirli değişiklikler gerçekleştirilerek işlemlere devam edilebilmesine imkân sağlayan; tecditler ve poliçe üzerinde ilave, iptal veya değişiklik gibi durumlarda düzenlenen belgelere verilen ad olduğunu, ancak sigorta ilişkisin de sözleşmeden kaynaklı her iki tarafa borç yükleyen bir hukuki ilişki niteliği taşıdığından; genel hükümler uyarınca, bu ilişkide sonradan yapılacak herhangi bir değişiklik için her iki tarafın da rızası geçerlilik şartı olduğunu, dolayısıyla, dava konu uyuşmazlıkta da olduğu gibi, zeyilname adı altında sigorta sözleşmesinde yapılacak herhangi bir değişiklik hususunda tarafların karşılıklı rızaları uyuşmadıkça her iki taraf da sözleşmede sadece karşılıklı ve birbirine uygun onaylarının olduğu hükümler ile bağlı olduğunu, şu halde, işbu dava sürecinde mahkemece de tespiti yapılacağı üzere, müvekkilinin rızasının olmadığı/alınmadığı müşterek sigorta ve tenzili muafiyet kaydının taraflar arasındaki ilişkiye uygulanması ve bu kapsamda tazminattan, %20 müşterek sigorta uygulanmak suretiyle, 938.914,16 EURO ve ayrıca 100.000 ABD Doları tenzili muafiyet adı altında indirime gidilmesinin, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine ve bu bağlamda hukuka aykırılığının açık olduğunu, davalı taraf, müvekkili ile arasındaki sigorta sözleşmesinin eksik sigorta niteliğinde olduğu iddiası ile de müvekkilinin zararının tamamını tazminden imtina ettiğini ancak davalının bu gerekçesi de hatalı ve yanlış olduğunu, zira bilindiği üzere eksik sigorta, sigorta bedelinin, sigorta değerinden az olduğu sigorta sözleşmelerine verilen isim olduğunu, (TTK m. 1462) sigorta bedelinin sigorta değerinden az olmasının, sözleşmenin başında söz konusu olabileceği gibi sigorta konusu şeyin değerinin artması gibi bir sebeple, sonradan da söz konusu olabileceğini, kanuna göre rizikonun gerçekleşmesi sonucunda, sigorta edilen menfaatin bir kısmı haleldar olmuşsa sigortacı, aksine sözleşme olmadıkça sigorta bedelinin sigorta değerine olan nispetine göre zararı ödeyeceğini, bununla birlikte davalı sigorta şirketinin, yanlış ve bilinçli bir şekilde, gerekli ve yeterli inceleme yapmaksızın ve müvekkilinin de bu yöndeki açıklamalarını dikkate almaksızın, rizikonun gerçekleştiği esnada fabrika binasında yer alan emtianın (Müvekkilim tarafından işbu emtianın tamamının kendilerine ait olmadığı ve dolayısıyla davalı ile aralarındaki sigorta poliçesi kapsamında bulunmadığı açıklamalarına rağmen) sigorta bedelinden yüksek olduğu bahanesiyle, müvekkili ile arasındaki ilişkiye eksik sigorta hükümlerini uyguladığını, bununla birlikte bizzat davalı sigorta şirketi tarafından da çok iyi bilindiği üzere, taraflar zarara uğrayan emtianın riziko mahallindeki miktarını, özellikle ayın ilk günlerinde düşük; ilerleyen günlerde ise yüksek olmak suretiyle, her ay için emtianın aylık ortalamasını dikkate alarak, sigorta değerini belirlediklerini, ayrıca, müvekkili tarafından, rizikonun gerçekleştiği esnada binada yer alan emtianın, tamamının kendilerine ait olmadığının Davalı tarafa beyan edilmiş olmasına rağmen; davalının işbu beyanları duymazdan geldiğini ve dolayısıyla bu hususlarda herhangi bir inceleme yapmaksızın, bilinçli ve haksız bir şekilde eksik sigorta hükmüne vararak; müvekkilinin zararını, yukarıda belirtilen miktarda, eksik tazmin edildiğini, esasen müvekkiline ait olmayan emtialar da hesaba katılarak ve sadece rizikonun gerçekleştiği günkü emtia miktarı dikkate alınarak hesaplama yapılmasının ve buna göre taraflar arasındaki sigorta sözleşmesinin eksik sigorta olarak nitelendirilmesi son derece hatalı ve yanlış bir tespit olduğunu, bununla birlikte, hemen yukarıda da ifade edildiği üzere, emtianın ayın farklı zamanlarındaki değişkenliği dikkate alınarak taraflar arasında akdedilen işbu sigorta sözleşmesinin doğru nitelendirmesinin ise, abonman sigortası sözleşmesi türünde/niteliğinde bir sözleşmenin mevcut olduğunu, zira abonman sigorta sözleşmesi, müvekkili ile davalı arasındaki sigorta sözleşmesinde de olduğu üzere, genel olarak belirlenen menfaat ile rizikonun hangi kapsam ve koşullarla sigortalanacağı hakkında bir çerçeve sözleşmesi olduğunu ve uygulamada taşıma şirketleri tarafından nakliyat ve mali mesuliyet sigortası ile depo sahipleri tarafından yangın ve hırsızlık sigortaları alanında sıklıkla kullanılan ve fakat Kanunda tanımı yapılmamış bir sigorta sözleşmesi türü olduğunu, ancak Kanunda yer almamasına mukabil işbu sözleşmenin, Türk hukuk doktrininde sigorta konusu menfaat ve rizikonun genel olarak belirlendiği, sigortacının sonradan belirlenecek prim karşılığında belli bir süre veya azami bir meblağ ile sınırlı olarak sigorta himayesi sağlamayı taahhüt ettiği sözleşmeler olarak tanımlandığını, abonman sigorta sözleşme ile sigorta konusu menfaat ve rizikonun genel olarak belirlenmekte ve sigortaya konu menfaat azami bir meblağ ile sınırlanmakta olduğunu, müvekkili şirketle davalı sigorta şirketi arasındaki sözleşme de tam olarak bu şekilde, davaya konu riziko sebebiyle zarara uğrayan emtianın genel olarak belirlendiği ve azami 2.500.000 Euro ile sınırlandığı bir sözleşme olduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmenin bu niteliği dikkate alındığında, davalının eksik sigorta değerlendirmesinin ne kadar hatalı ve yanlış olduğunun anlaşılacağını, şu halde esasen yapılması gereken, rizikonun gerçekleştiği tarihte riziko mahallinde bulunan başka işletmelere ait emtia düşüldükten ve rizikonun gerçekleştiği tarihe kadarki süre zarfında riziko mahallinde bulunan müvekkiline ait emtianın ortalamasının alınarak, ortaya çıkan miktarın sigorta bedelini geçip geçmediğini tespit etmek iken; sadece riziko gününde riziko mahallindeki tüm emtianın dikkate alınması ve hesaplamanın da buna göre yapılması tarafların iradesine tamamen aykırı olduğunu, zira, her ne kadar kabul anlamına gelmese de, Davalı tarafın ilişkiyi bu şekilde (eksik sigorta) değerlendirmesinin, aynı zamanda rizikonun, işletmede nispeten az (sigorta bedelinin altında) olduğu bir anda gerçekleşmesi ihtimalinde ise taraflar arasındaki sigorta sözleşmesinin, yine hataen, aşkın sigorta olarak değerlendirilmesi anlamına geleceğini, halbuki, emtianın değişkenliğini bilen her iki tarafın da, tacir sıfatları ve buna bağlı olarak basiretli davranma yükümlülükleri düşünüldüğünde, ne eksik ne de aşkın sigorta yapmak istedikleri söylenebileceğini, buna karşılık taraflar arasındaki sigorta sözleşmesinin abonman sözleşmesi olarak değerlendirilmesi ise tam da tarafların iradelerine uygun bulunan nitelendirme olacağını, netice itibariyle, davalının hatalı ve yanlı değerlendirmesi sonucu, müvekkili ile arasındaki ilişkiye eksik sigorta hükümlerinin uygulanması ve buna bağlı olarak tazminatta indirim yapılmasının taraflar arasındaki hukuki ilişkiye ve bu bağlamda hukuka aykırı olduğunu belirterek müşterek sigorta, tenzili muafiyet ve eksik sigorta adı altında davalı tarafından zararlarının eksik ödenmesi sebebiyle fazlaya ilişkin hakları ve ıslah hakkı saklı kalmak kaydıyla ve ayrıca 6100 sayılı Kanunun 107. Maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası hükümlerine göre yargılama sırasında tespit edilecek zararları bakımından dava değerini artırmaya yönelik hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 Euro ile 1.000 ABD Dolarının muacceliyet tarihinden itibaren, fiili ödeme tarihine kadar işleyecek devlet bankalarının Euro ve ABD Doları ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalı sigorta şirketinden alınarak taraflarına verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili sunmuş olduğu dava değerinin artırılmasına yönelik 02/09/2022 tarihli dilekçe ile; eksik sigortaya ilişkin herhangi bir taleplerinin bulunmadığını, tenzili muafiyet alacağı yönünden 99.000-ABD doları, müşterek sigorta alacağı yönünden ise 937.914,61 Euro artırılarak dava değeri 100.000,00 ABD Doları ve 938.914,61-EURO'ya yükseltilmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile; dava konusu hasarın meydana gelmesi ile birlikte müvekkili şirket nezdinde tüm incelemeler yaptırılmak suretiyle gerekli ödemeler davacı sigortalı tarafa yapıldığını, belirtilen sebeple müvekkili şirket nezdinde doğan tüm sorumlulukların yerine getirilmiş olduğundan işbu dava kapsamında müvekkili şirketçe yerine getirilmesi gerekli herhangi bir hususun bulunmadığını, dolayısı ile mahkeme nezdinde görülmekte olan işbu haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, işbu dava kapsamında yangın hadisesi neticesinde meydana gelen hasar tutarından bakiye tutarın mevcut olduğu iddia ve ithamları ile birlikte davacı tarafça müvekkili şirket aleyhine ikame edildiğini, müvekkili şirket ile işbu davacı sigortalı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş arasında 313208118 poliçe numaralı, 01/01/2020-01/01/2021 vade tarihli olmak üzere Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi tanzim edilmiş olmakla birlikte işbu poliçe kapsamında belirtilen riziko adresinde meydana gelebilecek rizikoların, poliçe teminatları uyarınca koruma altına alındığını, müvekkili şirket nezdinde sigortalı işyerinde dava konusu yangın hadisesinin 13/09/2020 tarihinde meydana gelmesi ile birlikte müvekkili şirkete 14/09/2020 tarihinde hasar başvurusunda bulunulduğunu, müvekkili şirket tarafından 11/2042015 numaralı hasar dosyası açıldığını ve işbu hasar dosyası kapsamında meydana gelen hasar ve zararın miktarı ve poliçe teminat kapsamı dahilinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin olarak ekspertiz çalışmalarına başlandığını, müvekkili şirket tarafından söz konusu çalışmaların tamamlanması beklenmeksizin, sigortalı davacının ticari hayatını sürdürebilmesi adına son derece basiretli ve iyi niyetli olmak üzere 3.500.000,00-EUR tutarında avans ödemesi yapıldığını, Söz konusu avans ödemesinin yapılmasının ardından ekspertiz çalışmalarına devam edildiğini, davacı sigortalının varsa bakiye sigorta tazminatı alacağının tespit edilmesi ve müvekkili şirket nezdinde sigortalı davacının herhangi bir maddi zarara uğratılmamasın amaçlandığını, müvekkili şirket nezdinde tanzim edilen poliçede Bina, Emtea ve Makine teminatı ayrı ayrı kalemler halinde sigortalıya sağlanmış olmakla birlikte yapılan ekspertiz çalışmaları neticesinde meydana gelen Bina, Emtea ve Makine hasar tutarları ayrı kalemler altında hesaplandığını, buna göre, bina hasarı açısından toplam 2.628.958,40-EUR olduğu ve alınan teklif uyarınca 10.955,11-EUR sovtaj tutarının mevcut olduğunu, bu kapsamda sovtaj tutarının tenzili ile birlikte toplam bina hasarının 2.618.003,29-EUR olduğunu, makine ve tesisat hasarı açısından toplam 1.020.300,00-EUR olduğu ve alınan teklif uyarınca 48.398,05-EUR sovtaj tutarının mevcut olduğunu, bu kapsamda sovtaj tutarının tenzili ile birlikte toplam makine ve tesisat hasarı tutarının 971.901,95-EUR olduğunu, emtia hasarı açısından toplam 1.680.223,10-EUR olduğu ve alınan teklif uyarınca sovtaj tutarının 3.660,05-EUR olduğunu, aynı zamanda yapılan incelemeler ile birlikte davacı sigortalının emtea varlığının 33.514.851,90-TL olduğunu ve hasar tarihindeki EUR kuru itibariyle 3.794.277,36-EUR olduğunu, bu kapsamda sigorta bedelinin 2.500.000,00-EUR olması sebebiyle eksik sigorta hususunun mevcut olduğunu, eksik sigorta ve sovtaj tutarının tenzili ile birlikte toplam emtea hasarı tutarının ise 1.104.665,58-EUR olduğu tespit edildiğini, işbu tespitlerin yapılması ile birlikte sigortalı işyerinde poliçe teminat kapsamı dahilinde meydana gelen hasar tutarının 4.694.570,82-EUR olarak hesaplandığını, müvekkili şirket nezdinde tanzim olunan poliçede yer alan,“”Her bir yangın, yıldırım ve infilak hasarında; tazminat bedelinin % 80'i sigortacı % 20'si sigortalı üzerinde kalacak şekilde müşterek sigorta uygulanmıştır. Ayrıca sigortacının sorumlu olduğu toplam sigorta bedeli üzerinden (% 80), 100.000,00 USD tenzili muafiyet uygulanacaktır.” kaydı uyarınca ise müşterek sigorta uygulaması ve muafiyet tenzili uygulanmak suretiyle hasar tutarının 3.671.279,89-EUR olduğu tespit edildiğini, işbu hesaplamalar öncesinde davacı sigortalı tarafa ticari hayatını sürdürebilmesi amacıyla 3.500.000,00-EUR avans ödemesi yapılmış olmakla birlikte bakiye 171.279,89-EUR ödeme de yapılmak suretiyle müvekkili şirket nezdinde doğan tüm sorumluluk yerine getirildiğini, müvekkili şirket nezdinde yapılan hesaplama ve ödemeler hukuka ve sigortacılığa uygun bir şekilde yerine getirilmiş olmakla birlikte davacı tarafın bakiye alacağının mevcut olduğuna ilişkin itiraz ve iddialarının kabulü mümkün bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından hasar ihbarının yapılması ile birlikte bağımsız ekspertiz firması tarafından yapılan çalışmalar ile birlikte emtea hasarına ilişkin olmak üzere sigorta değerinin tespiti yapıldığını, buna göre, mizan kaydının incelenmesi ile birlikte 150-152 ve 157 numaralı hesaplar uyarınca davacı sigortalının 33.514.851,90-TL tutarında emtea varlığı hesap ve tespit edildiğini, hasar tarihi itibariyle EUR kurunun 8.8330-TL olduğu belirlenmiş olmakla birlikte EUR cinsinden mevcut emtea varlığı 3.794.277,36-EUR tutarında emteanın mevcut olduğu tespit edildiğini, müvekkili şirket nezdinde tanzim edilen poliçenin incelenmesi ile birlikte emtea sigorta bedelinin 2.500.000,00-EUR olduğu görüldüğünü, bu kapsamda konu tutarların birbirlerine oranlanması ile birlikte tespit edilecek olan emtea hasarı tutarından indirilmesi gerektiğini, bu kapsamda gerekçeli açıklanan hususlar ile birlikte emtea hasarı 1.104.665,58-EUR olarak hesaplanmış olmakla birlikte müvekkili şirket tarafından eksiksiz olarak sigortalı davacı tarafa ödendiğini, davacı tarafın eksik sigorta hususunun mevcut olmadığına ilişkin iddialarının geçerli olmadığını, müvekkili şirket nezdinde oluşturulan hasar dosyası kapsamında bağımsız ekspertiz firması tarafından tanzim edilen ekspertiz raporu uyarınca eksik sigorta tenzili uygulanmak suretiyle gerekli ödemeler yapılmış olduğundan işbu huzurda görülen haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafça müşterek sigorta hususu ve muafiyet tenzili uygulamasının kabul edilmemesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirket nezdinde tanzim edilen poliçeye eklenen müşterek sigorta hususu ve muafiyet tenzili klozuna sigortalı tarafından hasar tarihine kadar herhangi bir itiraz edilmediğini, somut olayın meydana gelmesi ile birlikte sigortalı tarafından kötü niyetli olarak haksız ve hukuka aykırı bir şekilde bakiye tutar talep edildiğini, davacı tarafça birçok poliçenin kendilerine iletildiğini ancak söz konusu zeyilnamenin iletilmediği belirtilmiş olmakla birlikte işbu hususta herhangi bir delilin sunulmadığını, ilgili zeyilnamenin düzenlenmesinden yaklaşık 7 ay sonra hasarın meydana gelmesi ile birlikte söz konusu itirazın yapılmış olmasının son derece kötü niyetli olmakla meydana gelen hadise neticesinde bakiye tutarın tahsil edilebilmesi amacıyla ileri sürüldüğünü, müvekkili şirket anılan bakiye tutar bakımından herhangi bir sorumluluğun mevcut olmamakla birlikte müşterek sigorta hususu ve muafiyet tenzili uygulanmak suretiyle yapılan ödemeler ile birlikte sorumluluk sona erdiğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, "...Ekspertiz raporu ve davalı tarafın cevap dilekçesi incelendiğinde, zarar miktarının sovtaj indirimleri de yapılarak 4.694.570,82 Euro olarak tespit edilidiği bundan %20 müşterek sigorta bedeli olan 938.914,16 Euro'nun düşüldüğü, geriye 3.755.656,67 Euro'nun kaldığı bundan da 100.000 USD'ye denk gelen 84.376,77 Euro'nun düşülerek kalan 3.671.279,89 Euro'nun davacı tarafa ödendiği, davacı tarafın müşterek sigorta ve tenzili muafiyet ile ilgili haklarını saklı tuttuğu, davacı tarafın belirlenen hasar miktarına bir itirazı olmadığı sadece yapılan kesintileri talep ettiği, davalı tarafın da hasar miktarını ödemesi nedeniyle bu hususta tekrar bilirkişi incelemesi yapılmasına yer olmadığı, sigorta poliçesinde yangın halinde %20'lik zararın davacı üzerinde kalacağına zarar miktarı üzerinden 100.000 USD'lik tenzili muafiyet uygulanacağına dair hiçbir hüküm olmamasına rağmen, tek taraflı olarak düzenlediği zeyilnamelerle davacı aleyhine poliçe şartlarını değiştirdiği, söz konusu zeyilnamelerin tarafların karşılıklı anlaşması üzerine yapıldığına ilişkin herhangi bir yazılı belge sunulmadığı, acente tarafından zeyilnamelerin tamamen farklı bir şirket olan ... .......A.Ş'ne gönderildiği anlaşıldığından, söz konusu zeyilnamelere dayanılarak eksik ödeme yapılması poliçeye aykırı olduğundan zararın %20'si oranında yapılan kesinti bedeli olan 938.914,16 Euro'nun ve kesinti yapıldıktan sonra kalan zarar üzerinden tekrar 100.000 USD miktarında tenzili muafiyet yapılarak ödenmeyen bu miktarın, dava tarihinden önce davalı taraf temerrüde düşürülmediğinden dava dilekçesindeki miktar açısından dava tarihinden, ıslahla arttırılan kısım açısından ise ıslah tarihinden itibaren uygulanacak avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Davacı ıslah dilekçesinde %20'lik kesintiyle ilgili talep miktarını 938.914,61 Euro olarak belirttiğinden 0,45 Euro'luk kısım yönünden davacının davasının reddine karar verilmiştir.)" gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 938.914,16 Euronun (bu miktarın 1.000.00Eurosuna dava tarihi olan 11/08/2021 tarihinden kalan kısmında ıslah tarihi olan 02/09/2022 tarihinden itibaren uygulanacak) devlet bankalarınca Euro cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 100.000,00USD nin (bu miktarın 1.000,00 USD'sine dava tarihi olan 11/08/2021 tarihinden kalan kısmında ıslah tarihi olan 02/09/2022 tarihinden itibaren uygulanacak) devlet bankalarınca USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davcının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Vekalet ücreti hesaplamasında, talep etmiş olduğumuz alacağımızın mahkemece kabul edilen, 100.000,00-USD ile 938.914,16-EURO alacağımız yönünden karar tarihi olan 11.05.2023 tarihindeki TCMB efektif satış kurunun dikkate alınması gerektiğini Yargıtay Dairelerinin son yıllarda istikrar kazanmış içtihatları da bu yönde olduğunu belirterek kararın davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti yönünden düzeltilmesine, karar tarihi olan11.05.2023 tarihli TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanarak 458.756,37-TL vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. avalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; müvekkil şirket tarafından bilgilendirme yükümlülüğü ilgili mevzuata ve hukuka uygun bir şekilde yerine getirildiğini, dolayısı ile zeyilname ile eklenen “müşterek sigorta” ve “muafiyet tenzili” klozları geçerli olduğunu, bu kapsamda müvekkilimiz şirketçe poliçe genel ve özel şartlarına uygun bir şekilde davacı yana eksiksiz bir şekilde ödeme yapılmış olup işbu haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar vermek gerekirken aleyhe kurulan hükmün kaldırılması zaruri olduğunu, Yerel mahkemece ihbar olunan aracı firma tarafından ilgili zeyilnamelerin, davacı şirketten tamamen farklı olduğu iddia edilen ... ... A.Ş’ne gönderildiğinden bahisle davanın kabulü yönünde verilen karar son derece hukuka aykırı olduğunu, davacı şirket ile söz konusu ... ... şirketinin grup şirketleri olduğunu, her iki şirketin yetkilileri dahi aynı kişiler olduğunu, ayrıca zeyilname hususuna ilişkin mailleşmeler ... Şirketler Grubu firmalarını temsilen her türlü sigorta konularında en yetkili üst düzey yönetici konumunda olan ...’e ait “[email protected]” şeklindeki, kurumsal şirket mail adresi vasıtası ile yapıldığını, dolayısı ile ...isimli şahsın poliçeye ilişkin tüm hususlardan haberdar olduğunu, kargo gönderimlerinde adı geçen ...isimli kişi ise ... Şirketler Grubu firmalarını temsilen sigorta işlerinden sorumlu personler olarak görev yaptığını ve sigorta süreçlerini yönettiğini, nitekim dilekçemiz ekinde sunulan mail yazışmalarında da görüleceği üzere, dava konusu zeyilnameye ilişkin mail yazışmalarına ...’in yönlendirmesi ile “[email protected]” şeklindeki mail adresi ile ...isimli şahıs bizzat dahil olduğunu, bahsi geçen şahıslar ile zeyilnamelere ilişkin yapılan mail yazışmaları mail ekinde yer aldığını, mail yazışmalarından anlaşıldığı üzere davacı şirket ile ... ... A.Ş grup şirketi olup söz konusu şirketler açısından sigorta işlemlerini yürütmek adına ...ile ...isimli şahıslar yetkili olduğunu, buna rağmen yerel mahkemece, zeyilnameye ilişkin bilgilerin farklı şirkete yapıldığından bahisle davanın kabulü yönünde verilen karar son derece hukuka aykırı olduğunu, asla kabul olmamak üzere, ıslah dilekçesinde talep edilen miktar zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan sigortalı işyerinde meydana gelen yangın neticesinde oluşan hasarın tazmini istemine ilişkindir. Somut olayda; Davacı şirket tarafından işletilen Kahramanmaraş/Türkoğlu-Kılılı Mahallesi, Balsuyu Bulvarı, ... adresinde adresinde bulunan işyerinin 01/01/2020- 01/01/2021 tarihleri davalı sigorta şirketi nezdinde, bina: 5.400.000,00 EURO, emtia: 2.500.000,00 EURO, makine: 3.310.750,00 EURO olmak üzere toplam 11.210.750,00 EURO tutarında yangın, yıldırım ve infilak rizikolarına "Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi" ile sigortalandığı, 13.09.2020 tarihinde sigortalı işyerinde çıkan yangın sonucunda davalı sigorta şirketince davacı sigortalıya yangın hasarına ilişkin; eksik sigorta, müşterek sigorta ve muafiyet tenzili hükümleri ile uyarınca toplamda 3.671.279,89 EURO kadar ödeme yaptığı, yapılan kesintilerin haksız olduğu ve eksik ödeme yapıldığı iddiası ile huzurdaki davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davacı tarafından dosyaya uzman görüş raporu sunulmuş olup 23/03/2020 tarihli ve Kocaeli Üniv. Hukuk Fakültesi Sigorta Hukuku Öğretim Üyesi... düzenlenen hukuki mütalaada "...Poliçede yangın halinde müşterek sigorta ve tenzili muafiyet hükümlerinin olmadığı, davacı tarafından kabul edilmemiş zeyilname hükümlerinin taraflar arasındaki ilişkiye uygulanarak kesinti yapılmasının doğru olmadığını, yapılan ödemenin bu nedenle eksik ödeme olduğunu, 10/02/2020 tarihli zeyilnamenin adı geçen broker'e gönderilmiş olmasının broker'e bu zeyilnameyi davacı şirkete ulaştırma yetkisi vermediği gibi böyle bir görev de yüklenemeyeceği keza uyuşmazlığa konu zeyilnamenin ... Sigorta .....Brokerliği A.Ş'ne ulaştırılmış olmasının, davacı ... Tekstil'e ulaştığı ve onun tarafından zımnen kabul edilmiş sayılacağı anlamına gelmediği" belirtilmiştir. Bir sigorta uzmanı ve bir borçlar hukuku alanında nitelikli hesap uzmanı bilirkişisinden alınan 20/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda "Davalı ...şirketi nezdinde, (bina 5.400.000,00 EURO, Emtia: 2.500.000,00 EURO, Makine: 3.310.750,00 EURO olmak üzere toplam) 11.210.750,00 EURO tutarında yangın, yıldırım ve infilak rizikolarına karşı 313208118 poliçe numarası ile teminat altına alınan işyerinde; sigorta sözleşmesi süresi içerisinde 13.09.2020 tarihinde yangın çıkmış; ... Sigorta, sigortalısı ... Tekstil şirketine yangın hasarına ilişkin 3.671.279,89 EURO kadarlık kısmı ödenmiş, bakiye kısım için Davacının talebi bulunmaktadır. Davalı Şirket tanzim ettiği poliçede yer alan, ‘’Her bir yangın, yıldırım ve infilak hasarında; tazminat bedelinin% 80'i sigortacı % 20si sigortalı üzerinde kalacak şekilde müşterek sigorta uygulanmıştır. Ayrıca sigortacının sorumlu olduğu toplam sigorta bedeli üzerinden (% 80), 100.000,00 USD tenzili muafiyet uygulanacaktır.” kaydı uyarınca hasar tutarının 3.671.279,89-EUR olduğunu tespit etmiş ve bu tutarı ödemiştir. 01/01.2020 başlangıç tarihli 313208118 nolu Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi 08.01.2020 Tarihinde tanzim edilmiştir ve olay tarihinde (10.02.2020) yürürlüktedir. Mezkur Poliçede 9 adet zeyil bulunmaktadır. Zeyilname düzenlenmesi değişiklik gerektiğinde poliçenin baştan düzenlenmesi yerine tercih edildiğinden, temelde poliçe bilgilerinde gerçekleşen herhangi bir yanlışlık üzerine yapılacak olan düzenlemeler, adres, iletişim bilgisi düzeltmeleri, poliçe teminatındaki değişiklikler (bina, makine, emtea bedellerindeki artırım veya azaltımlar gibi) konularda zeyilname düzenlenebilir. Ancak Zeyilname-2’deyangın, Yıldırım, İnfilak Koasürans Ve Muafıyet Klozu eklendiği görülmüştür. Uygulamada sigorta poliçeleri daha teklif aşamasında ‘’muafiyetli’’ veya ‘’muafiyetsiz’’ poliçe olmaları durumunda, rakip sigorta şirketi tekliflerine karşı sigortalı açısından daha avantajlı veya dezavantajlı fiyatın oluşması sebebiyle de ayrıca değerlendirilir. Ancak Davalı sigorta şirketi, 1 ay sonra yaptığı köklü değişiklik ile, muafiyetsiz bir poliçeyi, muafiyetli hale getirmiştir. Buna karşın dosya muhteviyatında bunun sigortalı tarafından kabul edildiğine dair herhangi bir imzalı nüshaya da rastlanmamıştır." şeklinde tespit ve görüşe yer verilmiştir. Dosya kapsamına göre; davalı sigorta şirketince düzenlenen ekspertiz raporunun hasar icmali kısımlı sonuç bölümü incelendiğinde, sovtaj sonrası bina, makine teçhizat emtia hasar toplamının 4.694.570,82 Euro olarak hesaplandığı, bu bedelden %20 oranında müşterek sigorta hükümleri uygulanarak 938.914,16 Euro'nun zarar gören üzerinde bırakılması halinde müşterek sigorta sonrası hasar toplamının 3.755.656,66 Euro olduğu, bundan da 100.000 USD'ye denk gelen 84.376,77 Euro'nun mahsubu ile davacıya ödenmesi gereken muafiyet sonrası hasar toplamının 3.671.279,89 Euro olarak belirlendiği görülmüştür. Söz konusu ödemelerle ilgili kısmi ibraname ve temliknamelerin düzenlendiği, en son ödeme olan 171.279,89 Euro'luk ödemeyle ilgili ibranamenin alt tarafından davacı tarafın söz konusu poliçeden dolayı %20 Koasürans ve 100.000 USD maktu muafiyet uygulamalarının iptal edilmesi hususundaki taleplerinin ve bunların gerekçelerini açıklayan ekteki 3 sayfalık itiraz dilekçeleri kayda alınmak şartıyla söz konusu ibraname ve temliknamenin imzalandığı, dolayısıyla bu kısımlar yönünden haklarının saklı tutulduğu ve ihtirazi kayıt konulduğu anlaşılmaktadır. Yine davacı tarafından davalıya gönderilen 04/11/2011 tarihli dilekçede de %20 müşterek koasürans muafiyeti ve 100.000 USD'lik maktu muafiyet kesintisinin kesinlikte uygulanmaması konusunda bildirim yapıldığı, Ekspertiz tarafından belirlenen hasar miktarından 2.000.000 Euro'nun 29/09/2020, 1.500.000 Euro'nun 30/10/2020, 171.279,89 Euro'nun da 17/11/2020 tarihine olmak üzere tamamının davalı sigorta şirketi tarafından davacıya ödendiği dosya içerisindeki dekontlardan anlaşılmaktadır. Davalı taraf müşterek sigorta ve tenzili muafiyet hükümlerinin 10/02/2020 tarihli zeyilname ile getirildiğini iddia etmektedir. Davaya konu 01.01.2020 başlangıç tarihli 313208118 nolu Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi 08.01.2020 tarihinde tanzim edildikten sonra mezkur poliçede 9 adet zeyil bulunmaktadır.Davalı sigorta şirketi poliçeyi düzenleyen acente olan ... Sigorta....A.Ş'ne davayı ihbar etmiş olup, söz konusu zeyilnamelerin söz konusu acentadan istenilmesini talep etmiştir. ...Sigorta A.Ş 17/07/2022 tarihli dilekçesinde bir adet sigorta poliçesi, dokuz adet sigorta zeyilnamesi ve bir adet kargo gönderim listesini dosyaya sunmuş olup bahsi geçen kargo gönderim listesinde sarı renkte boyanarak işaretlenen kargo gönderimleri vasıtasıyla zeyilnamelerin sigortalı muhataplara iletilmek suretiyle tebliğ ve tebellüğ işlemlerinin tamamlandığını belirtmiştir. Davaya konu indirimlerin dayanak yapıldığı 10/02/2020 tarihli 2 nolu zeyilname incelendiğinde; "Yangın, Yıldırım, İnfilak Koasürans ve Muafiyet Klozu" başlıklı kısımda "Her bir yangın, yıldırım ve infilak hasarında tazminat bedelinin %80'i sigortacı, %20'si sigorta üzerinde kalacak şekilde müşterek sigorta uygulanmıştır ayrıca sigortacının sorumlu olduğu toplam sigorta bedeli üzerinden 100.000 USD tenzili muafiyet uygulanacaktır" hükmünün yer aldığı görülmüştür. Acente tarafından tam 9 adet zeyilname gönderilmiş olup, her bir zeyilnamede sigortalı aleyhine olacak değişiklikler yapıldığı görülmektedir.Davacı vekili 21/03/2022 havale tarihli dilekçede 10/02/2020 tarihli zeyilnameye dayanarak indirim yapıldığının iddia edildiğini, söz konusu zeyilnameye müvekkilinin herhangi bir rızasının ya da kabulünün söz konusu olmadığı gibi kendisine tebliğ edilmediğini, 10/06/2020 tarihinden sonra mail yazışması yoluyla haberdar olunan zeyilnameyi kabul etmediğini gerek şifaen gerekse mail yazışmaları ile karşı tarafa bildirdiğini, acente tarafından dosyaya sunulan kargo gönderilerinden ilkinin davada taraf olmayan ... ... San. Ve Tic. A.Ş'ne gönderildiğini, teslim alan ...'nunda bu şirketin çalışanı olduğunu, dolayısıyla bu kargonun müvekkilinin ... Tekstil Sanve Tic. A.Ş'ne gönderilmediğini, kargo listesinde kargonun içeriğine ilişkin açıklama bulunmadığını, 2 nolu zeyilnamenin yer alıp almadığının davalı tarafça ispatlanması gerektiğini, 10/05/2020, 12/06/2020, 20/07/2020, 27/08/2020 tarihli kargoların da ... ... San. Ve Tic. A.Ş'ne teslim edildiğini belirtmiştir. Söz konusu kargo gönderimi incelendiğinde, birinci satırdaki müşteri ünvanının ... ... Sanve Tic.A.Ş olduğu, evrakın ...'ya teslim edildiği, 3,4,5,6 nolu hanelerde de teslimatın ...'ya yapıldığı, 7 nolu sütunda yine ... ... ......A.Ş ünvanının yazılı olup ... isimli kişiye tesliminin yapıldığı görülmüştür. Davacı şirkete ait sicil kaydı alınıp incelendiğinde, sicil numarasının 5242 olduğu, acente tarafından kargo gönderilenin yapıldığı ... ... San. Ve Tic. A.Ş'nin ise tamamen farklı bir şirket olduğu ve sicil numarasının ... olduğu alınan sicil gazetesi örneklerinden anlaşılmıştır. Mahkemece, tek taraflı olarak düzenlenen zeyilnamelerle davacı aleyhine poliçe şartların değiştirdiği, söz konusu zeyilnamelerin tarafların karşılıklı anlaşması üzerine yapıldığına ilişkin herhangi bir yazılı belge sunulmadığı, acente tarafından zeyilnamelerin tamamen farklı bir şirket olan ... .......A.Ş'ne gönderildiği gerekçesiyle zeyilname ile yapılan kesintinin haksız olduğuna karar vermiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacı şirketin bulunduğu grup şirketin yetkilisi ile yapılan mail yazışmaları ile davacı şirketin zeyilnameden haberdar olduğunu ileri sürmüş ise de cevap dilekçesinde mail yazışmalarına delil olarak dayanmamıştır. Davalı vekili, delil listesinde ; " ...Hasar dosyası, ilgili kurumlardan alınacak kusur ve tazminat hesabı raporları, emsal Yargıtay Kararları, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları, bilirkişi incelemesi ve keşif, tanık, yemin, ikamesi mümkün her türlü delil," dayanmıştır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulüne tabi davalarda, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Aynı gereklilik, cevap dilekçesi açısından da geçerlidir. Nitekim 6100 sayılı HMK'nun "Cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (e) bendlerine göre cevap dilekçesinde; davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerekir. Bu husus davalının savunmasını somutlaştırma yükümlülüğünün gereğidir. HMK'nun 194. maddesine göre taraflar; dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırarak dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.Ön inceleme aşamasında, tarafların daha önce dayanmadıkları bir delili göstermesi (ve devamında ibraz etmesi), ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 140/5. maddesi çerçevesinde mümkün olabilecektir. Dolayısıyla bu aşamada, herhangi bir koşul aranmaksızın yeni delil gösterilmesi söz konusu olamayacak; ancak önceden (dava ve cevap dilekçelerinde) gösterilen delillerin ibrazı, mahkemeye sunulması için birtakım önlemler alınabilecektir. Zira ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir (m.140/5). Kuraldan anlaşılacağı üzere bu aşamada toplanacak deliller, tarafların daha önce dilekçelerinde dayandıkları, ancak henüz mahkemeye ibraz edilmemiş olan delillerdir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1758) HMK'nun "Sonradan delil gösterilmesi" başlığını taşıyan 145. maddesi; "(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir." şeklinde düzenlenmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145. maddesinin gerekçesi; "Uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğu bilinmektedir. Maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat iki istisna kabul edilmiştir. Yeni delil sunulması talebi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde sunulmaması ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanıyorsa, hâkim gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebilir. Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi, hukukî dinlenme hakkının tabiî bir sonucudur" şeklinde açıklanmıştır. Tarafların Kanun'da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme hakkının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.Tahkikat Aşaması (m. 145) (Kural, sonradan delil gösterilemez; ancak, geç bildirme kötüniyetli değilse bir kusura dayanmıyorsa mahkeme bu konuda izin verebilir): Ön incelemeden sonra delil gösterilmesi ve sunulması -iddia ve savunmanın sınırları içinde kalsa da- mümkün değildir. Tahkikat aşamasında, yeni delil gösterilmesi ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesi çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. ye dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, beceriksizliği, önemsememesi, kötüniyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilmez, artık o delilden vazgeçilmiş sayılır. Bu durumlarda, mutlaka mahkemenin çok titiz davranması, tarafın durumunu objektif olarak değerlendirip yargılamada kötüniyetli davranışlara imkân tanınmamalıdır (Pekcanıtez Usul, Cilt.II, s.1759,1760). Dilekçeler aşaması kesin sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Sözü edilen maddede tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145. maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması hâlinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenilme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145. madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Özekes, Pekcanıtez Usul, s.1339). (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17/10/2019 tarih 2017/2-1897 Esas 2019/1073 Karar sayılı ilamı)Diğer yandan HMK 357/1 maddesinde ilk derece mahkemesinde ileri sürünmeyen iddia ve savunmaların dinlenmeyeceği ve yeni delillere dayanılamayacağı düzenlenmiştir. Dosya kapsamına göre; davalı vekili istinaf dilekçesinde zeyilnamelere ilişkin olduğu iddia olunan bir kısım mail yazışmaları sunmuş ise de yargılama sırasında söz konusu mail yazışmalarından bahsedilmediği, dolayısıyla dosyaya sunulmadığı, istinaf dilekçesi ile birlikte dosyaya ibraz edildiği anlaşılmıştır Dosyaya sunulan tek e-posta, davacının delil listesinde bildirilen 10/06/2020 tarihli e-posta olup söz konusu zeyilnameye ilişkin e-postanın rizikonun gerçekleşmesinden davacıya bildirildiği görülmüştür. Nitekim davacı vekili davaya konu zeyilnameden, rizikonun gerçekleşmesinden sonra kendisine gönderilen e-posta ile haberdar olduğunu beyan etmiştir. Kaldı ki rizikonun gerçekleşmesinden önce davalı sigorta şirketince tek taraflı düzenlenen zeyilnameyi davacının kabul ettiğine dair dosyaya sunulmuş bilgi ve bulunmamaktadır. O halde tanzim olunan sigorta poliçesinden sonra davalı tarafça tek taraflı düzenlenen ve davacı tarafça kabul edildiği ispatlanamayan zeyilnameye istinaden yapılan tenzilatların haksız olduğu anlaşılmakla davacının talebi doğrultusunda karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davalı vekili diğer bir istinaf nedeni olarak ıslah dilekçesinde talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. Her ne kadar, sigorta tazminatının eksik ödendiği iddiası ile açılan tazminat davası belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de 6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”.6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır. "Belirsiz alacak davasının düzenlenme nedeni, davacının dava açarken alacağının tümü için dava açmak istediği hâlde, alacağının miktarını belirlemesi imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olmasıdır. Davacının belirsiz alacak davası açarken amacı alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamaktır. Kısmî dava açmakta olduğu gibi, alacağının bir kısmını dava etmek değildir. Dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu da geçicidir, dava açarken asıl amacı alacağının belirlenir belirlenmez bu miktar üzerinden karara bağlanmasıdır. Belirsiz alacak davasında davacıya alacağını belirlemesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olduğu istisnai bir durumda böyle bir dava açma olanağı tanınmıştır. Kanun koyucu alacağın belirlenmesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek durumda olması hâlinde belirsiz alacak davası açma imkânı tanıdığına göre, böyle bir davanın sonuçlarının da amaca uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle talep sonucu hangi tarihte kesin olarak belirlenirse belirlensin, dava açıldığı tarihte kesin talep sonucu miktarınca zamanaşımı süresi kesilmiş sayılmalıdır " (Pekcanıtez, H.: Belirsiz Alacak Davası (HMK m.107), Ankara 2011, s. 59).Bu genel açıklamalar ışığında davalının, davanın ve talep sonucunun artırılan kısma yönelik zamanaşımı defi incelendiğinde; davacının, eksper tarafından belirlenen hasar miktarına bir itirazı olmadığı, ihtilafın tespit edilen hasar miktarı üzerinden oransal ve maktu tenzilatlara ilişkin olduğu, zararın, miktarı yargılama öncesi tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğundan alacağın belirsiz alacak davasına konu edilebilmesi mümkün değildir. Bu durumda açılan davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilerek davalı vekilinin yasal süresi içinde beyan ettiği ıslah ile artılan kısma yönelik zamanaşımı defi incelenmesi gerekmektedir.6102 Sayılı TTK'nın 1420. Maddesi ''(1) Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (2) Diğer kanunlardaki hükümler saklıdır.''1427. Maddesi ise ''...(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez. ... (4) Borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer.'' hükmünü düzenlemiştir.Mal sigortalarında TTK'da ayrı bir hüküm olmadığından sigorta hukuku genel hükümlerdeki bu madde mal sigortalarında da uygulanır.Yangın Sigortası Genel Şartlarının B.I. 1/1. maddesine göre sigorta ettiren/sigortalı, rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içinde sigortacıya bildirimde bulunmakla yükümlüdür.6102 Sayılı TTK ve Yangın Sigortası Genel Şartları hükümleri birarada değerlendirildiğinde; sigorta tazminatının rizikonun gerçekleşmesinden itibaren 5 günlük süre içerisinde yapılacak ihbardan 45 gün sonra muaccel olacağı, 5 günlük süre içerisinde ihbar yapılmamış olması halinde 45 günlük sürenin 5 günlük ihbar süresinden sonra başlayacağı sonucuna varılmaktadır. TTK 1427/4. maddesinde yer alan "borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer" hükmü gereğince sigorta tazminatı bakımından muacceliyet tarihi aynı zamanda temerrüt tarihidir.Öte yandan Türk Borçlar Kanunun 154.maddesinde zamanaşımını kesen durumlar açıklanmıştır. Hükme göre, borçlunun borcunu ikrar etmesi, faiz ödemesi, kısmi ifada bulunması, rehin vermesi veya kefil göstermesi, alacaklının dava veya defi yoluyla hakeme veya mahkemeye başvurması, icra takibinde bulunması ve iflas masasına başvurması hallerinde zamanaşımı kesilir. Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre başlar (TBK m.156/1).Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; rizikonun 13/09/2020 tarihinde gerçekleştiği, ihbarın 14/09/2020 tarihinde yapıldığı, 05/11/2020 tarihinde ekspertiz raporunun düzenlendiği, ekspertiz tarafından belirlenen hasar tazminatının 29/09/2020, 30/10/2020 ve en son 18/11/2020 tarihinde yapılan kısmi ödemeler ile tamamen ödendiği, davacının 13/11/2020 tarihli bakiye ibraname ve temliknameyi, dava konusu edilen tenzilatlara ilişkin ihtirazi kayıt koyarak imzaladığı, davalının ödeme konusunda alacağı zamanaşımına uğratma gayesiyle davacıyı oyalama kastı olduğuna ilişkin dosyaya sunulmuş bilgi ve belge olmadığı, dolayısıyla davalının zamanaşını define dayanması TMK 2. Maddesi kapsamında iyiniyet kuralına aykırılık oluşturmadığı görülmüştür. Buna göre 5 günlük ihbar süresinin bitiminden itibaren (20/09/2020 tarihinden) 45 gün sonrasında yani 04/11/2020 tarihinde alacağın muaccel olduğu, 02/09/2022 tarihinde ıslah ile talep edilen miktarın artırıldığı, dolayısıyla iki yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı anlaşılmıştır.Davacının istinafı yönünden; Yargıtay 15.Hukuk Dairesi 20.02.2019 tarih 2018/3143 E 2019/698 K sayılı,Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 04.12.2019 tarih ve 2016/23646 E 2019/12123 K sayılı ilamlarında "yabancı para veya yabancı paranın Türk Lirası karşılığının tahsili amacıyla açılan davalarda vekâlet ücreti, yabancı paranın dava açıldığı tarihteki Türk Lirası karşılığına göre, ancak hüküm tarihindeki tarife hükümleri dikkate alınarak takdir edileceği" belirtilmiştir. Aynı şekilde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.1993 tarih ve 1993/13-41 Esas 1995/145 Karar sayılı ilamı ile de "yabancı para alacaklarında yabancı paranın dava tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuruna göre bulunacak TL karşılığı üzerinden ilam harcının alınacağı" benimsenmiştir. Gerek emsal Yargıtay kararları, gerek Hukuk Genel Kurulunun 1993/13-41 Esas 1993/145 Karar sayı ve 07.04.1993 tarihli kararında vurgulandığı ve gerekse Dairemizce de istikrarlı bir şekilde kabul edildiği üzere, yabancı para borcu ile ilgili alacaklarda talep edilen yabancı paranın dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı Türk Lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre nisbi karar ve ilam harcı ile ve avukatlık ücretinin hesaplanmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiştir.Açıklanan gerekçelerle; incelenen mahkeme kararının istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı yapılan inceleme itibariyle usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b.1 gereğince esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı ve davalı vekilleri tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye GELİR KAYDINA,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, -Davalı tarafından yatırılan 177.279,88 TL istinaf karar harcından, alınması gerekli 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 176.664,48 TL harcın ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı ve davalı üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.10/12/2025