15. Ceza Dairesi 2012/12859 E. , 2014/4790 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık HÜKÜM : Beraat Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, se
**15. Ceza Dairesi 2012/12859 E. , 2014/4790 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık HÜKÜM : Beraat Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK'nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir. Türk Ticaret Kanunu'nun 14. maddesinde; Tacir, kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir. Ticaret şirketleri,aynı yasanın 124. maddesinde, Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir. Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. Kooperatif yöneticilerinin,kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Buna göre; Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir. Bu suçun oluşabilmesi için,Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir. Müteahhitlik yapan sanığın, arsa sahipleriyle 01/06/2007 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaparak, bu hususta tapuya şerh düşürdüğü, 22/07/2008 tarihinde de, henüz inşaat bitmeden, katılanla noterde, taşınmazın 160.000 TL bedelle satılması hususunda gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yaptıkları, bu sözleşmeye göre, tapuda ferağın 15 gün içinde yapılacağının belirtildiği, yapılan adi sözleşmeye göre de, 45.000 TL paranın peşin olarak verileceği, geri kalan paradan 100.000 TL'nin tapudaki devirden sonra, 15.000 TL'nin ise, sözleşme tarihinden itibaren 120 gün sonra ödeneceğinin belirtildiği, sanığın 15 gün içinde tapuyu vereceğini söylemesine rağmen bunu yerine getirmemesi üzerine, katılanın da 08/05/2009 tarihinde sanığa noter aracılığıyla ihtarname gönderdiği, bu ihtarnameden sonra, sanık aleyhine, Ankara 1. Tüketici Mahkemesi'nde, tapu ferağ ve tescil davası ile bunun mümkün olmaması halinde verdikleri paranın iadesi için alacak davası açtığı, yargılama sırasında, söz konusu dairenin, ... isimli kişiye 16/03/2009 tarihinde satıldığını ve devredildiğini öğrendiği, bu süreçte sanığın, Belediye ile PTT arasında sorunlar bulunması nedeniyle, irtifak tesis edemediklerini belirterek katılanı sürekli oyaladığı, katılan Belediye'ye gittiğinde, arsa sahiplerinin vereceği bir dilekçeyle ilgili kurumun haczi kaldırabileceğini belirtildiği, bu aşamadan sonra sanığa ulaşılamaması nedeniyle, aleyhine söz konusu hukuk davasının açıldığı, dava sırasında da, taşınmazın başkasına satıldığının öğrenildiği, böylece sanığın, aslında katılana satmayı taahhüt ettiği taşınmazı başkasına satmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın,katılanın parayı vermemesi nedeniyle tapuda devir yapamadığını, ayrıca katılanın bankadan kredi de çekemediğini, bu nedenle daireyi başkasına sattığını, katılandan 40.000 TL almasına rağmen, kendisinden 70.000 TL istendiği için aralarında anlaşmazlık bulunduğunu belirttiği, ilgili hukuk mahkemesindeki dava sonucunda, sanığın, taşınmazı gerçek bir hukuksal ilişki çerçevesinde ... isimli kişiye sattığı, bu satışın muvazaalı olmadığı, ...'ın kredi çekerek bu daireyi alması nedeniyle satışın geçerli olduğu, sanıkla katılan arasında yapılan sözleşmenin tapuya şerh verilmemesi nedeniyle, taşınmazı alan üçüncü kişinin, önceki bir sözleşmeden haberinin olmasının mümkün olmadığı, bu nedenle bu kişinin iyiniyetli kabul edilerek tescilin iptalinin mümkün olmadığı belirtilerek katılanın ferağ ve tescil davasının reddine, fakat sanığa verdiği paranın faiziyle birlikte kendisine ödenmesine karar verildiği, ilgili kararın Yargıtay tarafından onanarak da kesinleştiği, buna göre, sanığın, dolandırıcılık kastıyla hareket etmediği, katılanla aralarında geçerli bir sözleşme yapıldıktan sonra inşaatın bitirildiği, katılan tarafından vaad edilen ödemenin yapılamaması nedeniyle taşınmazın başkasına satıldığı, bu çerçevede, sanıkla katılan sözleşme yaptıktan uzunca bir süre sonra dairenin, sanık tarafından başkasına satıldığı, ortada hileli bir hareketin bulunmadığı, sadece sözleşmeye aykırılık nedeniyle sanığın sorumluluğunun bulunduğu ve bu davanın da hukuk mahkemesinde görüldüğü dikkate alınarak dolandırıcılık suçunun oluşmadığı anlaşılmakla, bu gerekçeye dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır ve bu nedenle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 17/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.