8. Hukuk Dairesi 2023/5606 E. , 2025/1852 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/387 E., 2023/821 K. DAVA TARİHİ : 07.09.2022 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Tokat Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/71 E., 2023/7 K. Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraza yönelik açılan davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin kararı istinaf etmes
**8. Hukuk Dairesi 2023/5606 E. , 2025/1852 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/387 E., 2023/821 K. DAVA TARİHİ : 07.09.2022 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Tokat Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/71 E., 2023/7 K. Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraza yönelik açılan davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin kararı istinaf etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) geçici 8 inci maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmalarında Tokat ili Merkez ilçesi Ormanbeyli köyü 165 ada 11 parsel sayılı taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına tespit edilmiş, kadastro çalışması 09.08.2022 ile 07.09.2022 tarihleri arasında askı ilanına çıkmıştır. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; 3402 sayılı Kanun'un Ek-5 ve geçici 8 inci maddeleri ile uygulama genelgesinde orman kadastrosu kesinleşme tarihine bakılmaksızın şahıslar adına zilyetlik koşulları uygulanır şeklinde bir hüküm bulunmadığını, tahdidin kesinleştiği tarihe kadar orman niteliği korunacağından bu tarihe kadar olan zilyetliğe değer verilemeyeceğini, 766 sayılı Tapulama Kanunu gereği yapılan çalışmalarda orman olması nedeni ile dışarıda bırakıldığı halde sonrasında 6831 sayılı Orman Kanunu gereği yapılan orman kadastrosu sırasında da orman alanı dışında bırakılan yerlerde çalışma yapılırken zilyetlik süresinin hesabında orman kadastrosunun kesinleştiği tarihteki zilyetlik dikkate alınmayıp orman kadastronun kesinleştiği tarihten bugüne kadar geçen sürenin dikkate alınması gerektiğini, taşınmazın evveliyatı orman olmakla tespit harici bırakılan yerlerden olduğunu, çekişmeli taşınmaz üzerinde orman kadastrosu henüz yapıldığından 20 yıllık süre koşulunun dolmadığını, taşınmazın zilyetlikle kazanmaya elverişli olmadığını öne sürerek çekişmeli taşınmazın Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın, 2016 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonucunda kesinleşen ormanlar ile idari sınır arasında, kültür parseli olarak kaldığı, 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü ve 17 nci maddesindeki şartların varlığı halinde zilyet adına tespite konu olabileceği, ziraat bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın sınırlarının belirgin olduğu, (11-B) harfi ile gösterilen 1.334,59 m²'lik kısmın tarla vasfında olduğu, (11-A) harfi ile gösterilen 845,74 m²'lik kısmın ise %45-50 oranında eğimli olduğu, uzun yıllardır kullanılmadığından ham toprak vasfında olduğu, (11-B) harfi ile gösterilen alanın 60-65 yıldır kullanıldığı, II. sınıf sulu tarım arazisi olduğu, mahalli bilirkişi ve tutanak bilirkişi beyanlarında taşınmazın evveliyatında ...'a ait olduğu, onun vefatı ile oğlu ...'a intikal ettiği, babasının sağlığında taşınmazı kullandığı, ölümü ile oğlu aynı şekilde kullandığı, taşınmazın bir kısmında yonca ekili, bir kısmının ise kullanılmadığı, tarımsal faaliyet olmadığını, bu alanda önceden meyve ağaçları olduğunun beyan edildiği, Jeodezi ve fotoğrametri harita mühendisi ile orman mühendisinin ortak asıl rapor ve ek raporunda (11-A) harfi ile gösterilen 845,74 m²'lik kısım yönünden ziraat bilirkişi raporunda bu kısmında uzun süreli kullanılmamaya bağlı kendiliğinden yetişen otların olduğu, ham toprak vasfında olduğu, bu kısmın uzun süredir tarla olarak kullanılmadığı, orman raporunda ise bu kısmın 2006 yılındaki hava fotoğrafı ile 2010 ve 2022 tarihli Google Earth görüntüsünde tarımsal olarak kullanılmadığı, ham toprak vasfında olduğu, eğim nedeniyle tarıma elverişli olmadığına ilişkin raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu, (11-A) harfi ile gösterilen bu kısmın evveliyatının orman olmadığı, Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerden de olmadığı, davaya konu taşınmazın uzun yıllardır tarımsal amaçla kullanılmadığı, işlenip ekilmediği göz önüne alındığında gerek mahalli bilirkişi ile tutanak bilirkişi beyanları ile alınan raporlara göre taşınmazdaki zilyetliğin kesintiye uğradığı anlaşılmakla kadastro komisyonu tarafından yapılan tespit işleminin hatalı olduğu, davalı lehine 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü ve 17 nci maddesindeki şartların oluşmadığından, davanın kısmen kabulü ile (11-A) harfi ile gösterilen bu kısmın kadastro tutanağındaki vasıf ve yüzölçümü ile davacı Hazine adına ham toprak vasfı ile tesciline, yine Jeodezi ve fotoğrametri harita mühendisi ve orman bilirkişinin ortak raporunda (11-B) harfi ile gösterilen kısım yönünden değerlendirildiğinde gerek ziraat bilirkişi raporunda bu kısımda yonca ekili olduğu, bu kısımdaki zilyetliğin 70-80 yıl olduğu, ayrıca mahalli bilirkişi ve tespit tutanak bilirkişilerin beyanlarında da aynı şekilde bu kısmın zilyetliğine ara verilmediği, bu kısma yonca ekili olduğu, tarımsal olarak kullanıldığına ilişkin beyanlar ile dava konusu taşınmazın evveliyatının orman olmadığı, Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerden de olmadığı, kendisini çevreleyen tarım arazileri ile benzerlik gösterdiği, zilyetlik ve bayi araştırmalarının yapıldığı, davalı adına 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü ve 17 nci maddesindeki şartların varlığı göz önüne alındığında (11-B) harfi ile gösterilen kısım yönünden ispatlanamayan davanın reddi ile taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekili dava dilekçesinde kanunda öngörülen zilyetlik süresinin davalı yararına oluşmadığı iddiasına dayandığı, Mahkemece yapılan orman araştırması neticesi taşınmazın öncesi itibarıyla orman sayılan yerlerden olmadığı belirlemiş olduğundan (3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun Ek 5. maddesine göre yapılan orman kadastrosunda) orman sınırları dışında bırakıldığı tarihten (2016) önceki zilyetlik süresinin de dikkate alınması gerektiği, dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman ve fen bilirkişi tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesine, alınan bilirkişi raporları, dinlenilen yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile fen ve orman bilirkişi tarafından sunulan bilirkişi raporlarında tespit tarihinden geriye doğru olacak şekilde yapılan hava fotoğrafları incelemesi sonucunda çekişmeli taşınmazın ekonomik amaca uygun şekilde kullanıldığının ve böylelikle adına tescil kararı verilen davalı yararına 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiğinin belirlenmesine göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından; dava konusu taşınmazın ihya tarihinin tespit edilmediği, davalının zilyetlik süresinin kesintisiz olmadığı gerekçesiyle verilen kararın bozulması talebiyle temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan davacı Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.