Başvuru, tıbbi ihmal sonucu uzuv kaybı yaşanması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu uzuv kaybı yaşanması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 15/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğini belirtmiştir. A. Başvuru Tarihine Kadar Yaşanan Gelişmeler Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu sol ayak bileğinde ağrı şikâyetiyle Aralık 2000 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Erzurum Hastanesine başvurmuş ve başvurucuya ilaç tedavisi uygulanmıştır. Başvurucu aynı şikâyetlerle SSK Ankara İhtisas Hastanesine müracaat etmiş, (başvurucunun beyanına göre 9/3/2001 tarihinde, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporuna göre ise 28/6/2001 tarihinde) gut artrit tanısı konulmuş ve buna yönelik tedavi uygulanmıştır. Ancak başvurucunun şikâyetleri giderek artmış, 30/7/2001 tarihinde ayakta patolojik kırık meydana gelmiş ve üç ay alçıya alınmasına rağmen kırığın kaynamaması üzerine başvurucu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Burada 30/10/2001 tarihinde biyopsi yapılmış, tetkikler sonucunda 7/11/2001 tarihinde ayak bileğinde kemik tümörü olduğu tespit edilmiş, kemoterapi tedavisi uygulanmıştır. Bununla birlikte başvurucunun durumu kötüleşmiş ve 21/12/2001 tarihinde sol bacağı diz altından kesilmiştir. Başvurucu 18/9/2002 tarihinde SSK aleyhine Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Başvurucu ilk önce gut rahatsızlığı olduğu yönünde hatalı teşhis ve tedavi yapıldığını, bu nedenle bacağının kesilmesine sebebiyet verildiğini belirterek davalı idarenin ihmalden kaynaklanan hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme konu hakkında ATK'dan bilirkişi raporu düzenlenmesini istemiştir. ATK, başvurucunun tedavisine dair tüm tıbbi belgelerin temini için beş kez (18/6/2004, 10/12/2004, 24/6/2005, 19/4/2006 ve 21/11/2007 tarihlerinde) dosyayı Mahkemeye iade etmiştir. Mahkeme tarafından ara kararları ile başvurucudan, davalı idare SSK Genel Müdürlüğünden, SSK Ankara İhtisas Hastanesi ve SSK Ankara Dışkapı Eğitim Hastanesi başhekimliklerinden istenilerek temin edilebilen tüm bilgi ve belgeler ile grafiler dava dosyasına konulmuştur. Mahkemece davanın tarafları ve söz konusu hastanelerden temin edilebilecek başka bir bilgi ve belgenin olmadığı belirtilerek dosya tekrar ATK Başkanlığına gönderilmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır. ATK'nın 25/4/2008 tarihli raporunda yer verilen tıbbi belgeler arasında SSK Ankara İhtisas Hastanesinin 9/3/2001 tarihli mikrobiyoloji laboratuvarı sonucu ile Dr. G.K. imzalı epikriz raporu yer almaktadır. Bu epikriz raporunda; 18/4/2001 tarihinde hastanın ayakta şişlik ve ağrı şikâyetiyle geldiği, şikâyetlerin uzun süredir olduğu, daha önce gittiği doktorların gut teşhisi koyduğunu söylediği, her iki ayak bileği ve parmaklarında kronik gut artriti düşündüren nodülariteleri olduğu, radyoloji ve biyokimyasal tetkiklerinprimer gut ile uyumlu olduğu, gut tanısı ile tedaviye başlandığı ifade edilmiştir. ATK'nın 25/4/2008 tarihli raporunda; 16/10/2001 tarihinde yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisinin tanı için az sayıda hücre içerdiğinden yetersiz olduğu, aynı tarihli tru-cut biyopsisinin yetersiz materyal içerdiği ve tekrarlandığı ancak bu biyopsi ile osteosarkom (tümör) tanısının konduğu, tedavi sürecinin beş aylık süre için uzadığı, gut tanısının konduğu 28/6/2001 tarihinde osteosarkom tanısı konmuş olsaydı da bacağın amputasyona gideceği ve sonucun değişmeyeceği bildirilmiştir. Mahkeme 5/11/2008 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde meydana gelen zarar ile kusur arasında illiyet bağı kurulamadığı takdirde idarenin sorumlu tutulamayacağının idare hukukunun bilinen ilkelerinden olduğu vurgulanmış, hükme esas alınan ATK raporunda 28/6/2001 tarihinde osteosarkom tanısı konmuş olsaydı da bacağın amputasyona gideceğinin ve sonucun değişmeyeceğinin belirtildiği, bunun yanı sıra idarenin kusurlu olduğuna yönelik bir belirleme de bulunmadığından tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir. Söz konusu karar Danıştay Onuncu Dairesinin 21/11/2012 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme aşamasında ise Danıştay Onbeşinci Dairesinin 29/4/2014 tarihli ilamıyla derece mahkemesi kararının maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmı onanmış, manevi tazminat isteminin reddine dair kısmı ile vekalet ücretine ilişkin kısmı bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, ister davacının iddia ettiği ve bazı belgelerde desteklenen 9/3/2001 tarihinde isterse ATK raporunda belirtilen 28/6/2001 tarihinde yanlış olarak gut teşhisi konulmuş olsun sonuçta daha sonra kemik tümörü olduğu tespit edilen hastalığın tedavisinde gecikme olduğu vurgulanmıştır. Olayda hastalığın tedavisinde gecikme yaşandığı, bu durumun ATK raporunda da "tedavi sürecinin 5 aylık süre için uzadığı" şeklinde belirtildiği, dolayısıyla sağlık hizmetinin geç işlemesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ifade edilmiştir. Kararda zararlı sonuç ile idarenin faaliyeti arasında illiyet bağı kurulamadığı durumlarda idarenin maddi zarardan sorumlu tutulmasının mümkün olamayacağı, ancak idarenin sonuca etkisi olmayan hizmet kusuru nedeniyle uğranılan manevi zarardan sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"....zararlı sonuç ile idarenin faaliyeti arasında illiyet bağı kurulamadığı durumlarda idarenin maddi zarardan sorumlu tutulması mümkün olmadığından, idarenin sonuca etkisi olmayan hizmet kusurunun uğranılan manevi zararın karşılığı olduğunun kabulü gerekir.Buna göre, zamanında tedavi olsaydı şifa bulacağı, dolayısıyla bacağının kesilmeyeceği ümidini her zaman taşıyacağı açık olan davacının uğradığı manevi zararın karşılığı olarak manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddine yönelik mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir." Bu karar başvurucu vekiline 18/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. 15/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. Başvuru Tarihinden Sonra Yaşanan Gelişmeler Mahkeme tarafından bozma kararına uyulmuş ve 18/2/2015 tarihli kararla başvurucuya 000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmiştir. Karar Danıştay Dairesinin 23/12/2015 tarihli kararıyla onanmıştır. Davalı idarenin karar düzeltme istemi aynı Dairenin 22/5/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre başvurucu 19/3/2012 tarihinde makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden bahisle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde şikâyetçi olmuştur. AİHM, makul sürede yargılanma hakkının ihlaliyle ilgili şikâyet hususunda başvurucunun 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) müracaat etmesi gerektiğine, diğer şikâyetlerin ise kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvurucu 16/6/2015 tarihinde AİHM kararı doğrultusunda Tazminat Komisyonuna müracaat etmiştir. Tazminat Komisyonu 7/3/2016 tarihinde başvuruya konu davanın iki dereceli olarak 13 yıl, 5 ay 20 gündür sürmekte olduğu, yargılamanın hâlen devam ettiği tespitini yapmış ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya 600 TL tazminat ödenmesine karar vermiştir. Kararda, söz konusu tazminat miktarı belirlenirken davanın başvurucunun sol bacağının diz altından kesilmesi nedenine dayalı tazminat davası olması ve başvurucu için taşıdığı önem dikkate alınarak tazminat miktarının artırıldığı ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesi.B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59 ).